Bahçeşehir Üniversitesi EMBA – E-ticaret Final Sınavı
January 28th, 2010 • Uncategorized • No comments
2009 – 2010 içinde Bahçeşehir Üniversitesinde Executive MBA öğrencileriyle beraber eğlenceli bir dönem geçirdik. Bugün final sınavı yapıyoruz. İşte sınavda çıkan sorular.
1. Yemeksepeti.com veya Gittigidiyor.com konusunda aşağıdaki soruları cevaplayınız
a. Bu sitenin internet üzerinde getirdiği katma değeri inceleyiniz.
b. İş modeli olarak hangi elektronik ticaret sistemine girmektedir analiz edeniz
c. Bugün siz yemeksepeti / gittigidiyor ortakları yerinde olsaydınız kimi kendinize rakip olarak konumlardınız neden?
d. Yurtdışına açılmak konusunda nasıl bir strateji izlerdiniz, hedef pazarları nasıl seçerdiniz. Bu ülkelere nasıl giriş yapmak doğru olurdu.
2. Fotoğraf, müzik, medya sektörü son 10 yılda nasıl bir değişim geçirmiştir? İş modellerinde ne değişmiştir? Değişen teknolojinin yeni iş kuralları üzerindeki etkisini inceleyerek bu konuyu analiz edin.
3. Aşağıdaki internet şirketlerinden bir tanesini seçin, bu internet şirketinin ana sorununu analiz edin ve çözüm önerisi getirin. (etoys, etsy, kozmo.com, revision3, vente-privee, webvan.com, zappos)
3D Secure ve Türkiye’de Elektronik Ticareti Engelleyen Bankalar
September 28th, 2009 • Uncategorized • 11 comments
Gelin hep beraber işin başından itibaren başlayıp adım adım neredeyiz analiz edelim. O zaman elektronik ticaret kavramını açalım. Elektronik ticaret tanım olarak ürünlerin veya hizmetlerin aracı elektronik sistemler kullanarak alım ve satımının gerçekleşmesi işlemidir. Bu elektronik sistemler pratikte bir çok ağ olabilir, biz bugün internet üzerinden yapılan alışverişi pratikte elektronik ticaret olarak görüyoruz.
Yaptığımız tanımlamadan dolayı karşımıza geniş bir alan çıkıyor. İnternet üzerinden bir araba görüp sonra onu satın alma faaliyetinizde elektronik ticaret sayılmalı mı yoksa sadece ödeme olarak elektronik ortamı kullanırsanız bu ticaret kavramına gireceksiniz. Çok tartışmalı bir kavram. Benim fikrime göre aracı olarak elektronik yöntemler kullanılıyorsa ödeme sistemi ne olursa olsun bu evrensel elektronik ticaret kümesini oluşturmalı. Elektronik ticaret alt kümelerini daha sonra takip etmemiz mümkün. Dolayısla aslına bakacak olursanız bugün için açıklanan istatistiki veriler sadece elektronik sistemler üzerinden ödeme yapanları gösteriyor. Eğer siz internet üzerinden gitar ders almak için bir öğretmen bulduysanız ve hizmeti alıp elden ödeme yaptıysanız bu hiçbir zaman elektronik ticaret rakamları arasında gözükmüyor.
Kavramın geniş açıklamasından sonra alt kümelerde dahi sorunlarımız ortaya çıkıyor. Elma ve armut sürekli aynı masada karışıyor. Elektronik ticaret denildiğinde çoğunlukla elektronik perakendecilik anlaşılıyor. İnternet üzerindeki bir katalogdan sepete ekle ve satın al yöntemiyle yapılan alışverişlerin tümü elektronik ticaret hacmi olarak algılanabiliyor. Elektronik perakendeciler yani internet mağazacıları kendilerini elektronik ticaretin tümünü temsil ediyor gibi görüyorlar. Bu görüş tamamen yanlış. Keza internetten tatil, alan adı, sigorta, site barındırma hizmeti, abonelik satıyorsanız ne yapacaksınız? Elektronik ticaret dolayısla tüm faaliyet setini ifade ediyor, stoklarını internet üzerinden satan iş modellerine elektronik perakendeciler diyebiliriz.
Kavramlar ve teori üzerinde çok takılmak istemiyorum, ancak tüm yazının diğer aşamalarında bazı tartışmaları önlemek için bu açıklamaları ve kabulleri yapmamız gerekli olduğunu düşünüyorum. Şimdi gelelim elektronik ticaret faaliyetinde ödeme sistemi olarak çevirimiçi çözümleri kullanan tacirlere. Örnekle açıklayarak devam edelim; uçak bileti satan bir turizm acentası ödeme için bir çok çözüm size sunabilir, kredi kartıyla ödeme çözümünü sunuyorsa işte bizim bu yazıda anlatmaya çalışacağımız durum tespitine giriyor. Özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren internet üzerindeki alışveriş artışı yaşanmaya başladıktan sonra kredi kartlarının online ortamda kullanımı konusunda soru işaretleri ve güvenlik konusu daha sık gündeme geldi. Kredi kartlarının internet üzerindeki alışverişlerde kullanımının sorunlu olabileceği dillendirilmeye başlandı.
Yazının ana konusu internet üzerindeki alışverişlerde kredi kartı kullanımının güvenli olup olmadığı değil. Bu tamamen ayrı bir tartışma alanı. Online ticaret hacimleri 2000’li yıllarda hızla geliştikçe dolandırıcılık suçlarıda artmaya başladı. Yeni gelişen teknolojiler konusunda yeterli bilgisi olmayan bazı müşteriler kredi kartı dolandırıcılıklarına maruz kaldılar. Hatta bunların çoğu günlük yaşamda kredi kartlarını restoran, cafe, bar vb. ortamlarda kullandılar ve kartları internet üzerinde değil fiziksel hayatta çalınıp online ticarette kullanılmaya başlandı. Dolandırıcılıkların bir kısmı çevirimdışı ortamdan geldi. Özellikle son 4-5 senedir “phishing” dedilen “şifre hırsızlığı, internette yapılan kimlik hırsızlığı” suçları artış gösterdi. Güvenlik kavramı daha sık gündeme gelince Bankalar ve Ödeme sistemi şirketleri bunu engellemek ve internetteki alışverişi kolaylaştırmak için yollar düşünmeye başladılar. Aslında ilk kez düşünmüyorlardı. SET (Secure Electronic Transaction) konusunda 1997 – 1998 arasında çalışma başlatmışlar, birçok şirketin desteğinde olmasına rağmen bu sistem başarısızlığa uğramıştı, (yazarın notu SET ‘le ulaşılmaya çalışılan amaç doğruydu.) CVV veya CV2 kısaltmasıyla bildiğimiz (Card Verification Value) yani kredi kartlarında güvenliği arttırıcı 3 rakamın eklenmesindeki amaçta buydu, dolandırıcılığı azaltmak, güvenliği arttırmak. Bu kod kart arkasında yer alan magnetik şeritte yer almadığı için fiziksel çalınma olaylarında önleyici olabiliyor, ancak “phishing” konusunda yine yetersiz kalabiliyor.
Şimdi 3D Secure konusuna yaklaşalım. Nedir bu 3D secure? BKM yani Bankalararası Kart Merkezinin sayfasındaki açıklamaya göre 3D Secure, “İnternet üzerinden kredi kartı ve banka kartıyla yapılan alışveriş işlemlerinin güvenliğinin artırılması için geliştirilmiş olan bir sistemdir. Visa ve MasterCard’ın geliştirdiği “güvenli internet alışverişi” çözümleri ile hem kart sahipleri hem de üye işyerleri sahtekarlıklara karşı güvence altına alınmıştır.” Harika yeni bir güvenlik sistemi daha.
Pratikte nedir 3D Secure? Sizin e-ticaret işlemlerinizde kredi kartı ödemenizi gerçekleştirdiğiniz sayfada online işlemler için olan geçerli şifrenizi girmenizdir. Chip & Pin’i nasıl çevrimdışı hayatta kullanıyorsanız bu şifreyi de çevrimiçi yaşamda kullanacaksınız. Bu da güzel. Binlerce şifreli hayata bir şifre daha eklendi. Peki bu şifreyi nasıl alacağız? Şimdi efendim kredi kartınızı almış olduğunuz bankanın bu sisteme geçmiş olması gerekli eğer geçtiyse internet sitesinden süreçleri geçtikten sonra bu şifreyi belirleyebiliyorsunuz. Bankanın sitesinin yanı sıra 3D secure ödeme sistemini kullanan internet mağazasından da elektronik ticaret süreci devam ederken belirleyebiliyorsunuz. Uzun süredir bu şifre belirleme “pop up” yani yeni açılan bir pencerecikte yapılıyordu. Artık “i-frame” teknolojiyle ilgili sitenin içinden çağrılan sayfayla yapılıyor. İki sistemde müşterilerin korkmasına ve alışveriş yaptıkları mağazanın bu bilgileri hangi amaçla istediğini bilmemesine sebep oluyor. İşin arkasında çalışan ACS , MPI sağlayıcıları, SSL güvenlikleri vb. müşteri algılamasında hiçbir zaman bilmiyor, bırakın algılamayı bu karışık teknolojik sistemleride hiçbir zaman bilmek istemeyecek. Müşteri bir uçak bileti alacak bayramda ailesine gitmek için.
Bizler bu yazıyı yazan ve okuyanlar olarak sistemleri analiz etmeyi severiz ya, bu işin mutfağına bir bakalım. Yapı Kredi Bankasının bilgilendirici sayfasından bir grafiği buraya koyalım. Sistem nasıl işliyor bakalım. (http://setmpos.ykb.com/PosnetF1/duyuruDetay/3d.html)
- Kart sahibi, üye işyeri (sanal mağaza, POSNET) web sitesinde alışverişini yapar. Kart hamili ödeme sayfasındaki gerekli tüm bilgileri doldurur.
- 3D secure/SecureCode sistemi için üye işyeri tarafında bir plug in (MPI) bulunur. Üye işyeri Plug-in VISA/MasterCard directory’ye kredi kartı girişi için sorguya gönderir. Eğer Kart numarası sisteme katılan bir Bankanın kartı ise Visa/MasterCard directory kartın geçerliliği için işlemi Kart Bankasının Access Control Server(ACS) yönlendirir. Kart banksından gelen yanıt VISA/MC directory aracılığı ile üye işyeri MPI’e gönderilir.
- Üye işyeri server MPI, yanıt belgesini kart sahibi browser’ı üzerinden Kart bankasının ACS’ına gönderir.
- ACS, kart sahibinin şifresini sorar. Kart sahibi şifresini girer ve ACS tarafından doğrulama işlemi yapılır.
- ACS yanıt belgesini Üye işyeri Server Plug-in’e Kart sahibi browser üzerinden gönderir. Bu aşamada belgeyi kaydedilmek üzere belgeyi arşiv serverınada yönlendirir.
- Üye işyeri server Plug-in cevabı onaylar.
- Üye işyeri devam eden süreçte otorizasyonu bankası ile gerçekleştirir.
Vay bee! Kardeş bir USB alacaktım senden. Tabi olayı bu kadar abartmayalım. Sistemin nasıl çalıştığını visa’nın sayfasındaki demo’dan (Verified by Visa activation demo) izleyebilirsiniz. Bu kadar karmaşık olmadığını göreceksiniz. 2 tıkla bitiyor alışveriş !! (http://www.visaeurope.com/merchant/handlingvisapayments/cardnotpresent/verifiedbyvisa.jsp )
Tüm bu latifeyi bir kenara koyalım nesnel olarak 3D secure sistemin anlatılan fayda ve zarar analizine birlikte bakalım.
Açıklanan faydalar:
İşyerleri için
- Sahtecilikte azalma, Chip & Pin şifrelemesi gibi garantili ödeme yapanların sayısının artması
- Birinci maddeye ek olarak gelecek işyeri maliyetlerinde azalma, sahtecilik azalacağı için geri ödeme (chargeback) işlemlerinin azalması
- Satışlarda artış olması, güvenli olduğuna inanan müşteri işlem başına daha fazla harcama yapacak
Kart Sahipleri
- Kredi kartlarınız çalındığı zaman şifresi sizde olacağı için dolandırılma riskiniz azalacak
3D Secure sistemi için gelen eleştiriler
1. İnternet kullanıcısının “popup veya inner frame” yöntemlerinden hangisi kullanırsa kullanılsın dolandırıcı sayfasıyla bu yeni gelen başka bir adres olan sayfayı ayırması çok zor.
2. Pop up açılan 3D sayfalarında müşteriyi zora sokan ve alışverişi bitirmeden çıkmasına sebep olan
a. Açılan sayfa alışveriş yapılan site değil
b. Kartın alındığı bankanın sayfası olmayabilir
c. Visa veya Mastercard sayfası değil
3. Bunun yanı sıra “iframe”le beraber bu sorunların bir kısmı çözülmesine rağmen ilk şifrenin belirlenmesi sırasında internet mağazasının bu soruları neden sorduğu müşteriler için soru işareti oluşturmuştur. Chip & pin şifrenizi bir mağazanın size belirlemeniz için bir POS getirmesine benzetebiliriz.
4. Ülkeden ülkeye 3D secure için sorulan sorular, şifre sistemleri değişebilmektedir. Amerika’da “Verified by Visa” 3D secure sistemine kayıt olurken Sosyal Güvenlik Sistemi numarasının 4 hanesi istenirken diğer ülkelerde başka bir sistem kullanılabilmektedir.
5. Statik şifrelendirme olduğu için internet dolandırıcılarının bu şifreyi çalma yöntemleri geliştirmeleri ve bu şifreye ulaştıktan sonra 3D secure sistemle alışveriş yapmaları mümkün olabilecektir. (Bugün için sizin kredi kartınızla sizden habersiz işlem yapılırsa burada sizin sorumluluğunuz yoktur. Yapılan harcamanın sizin tarafınızdan yapılmadığını ispat ederseniz ki bu basittir, kredi kartınızdan yapılan harcama size belli bir süre sonra geri ödenecektir. Sorumuluk bankayla işyeri arasında çözümlenecektir. Yeni getirilen sistemde siz sorumlu olacaksınız eğer şifrenizi çaldırırsanız ve çalınırsa geri ödeme alamayacaksınız.)
Dünyada oldukça tartışılan ve elektronik ticaret yapan mağazaların gündeminde olan bir konu bu 3D secure. Bankalar arası Kart Merkezi (BKM) internet üzerinde ticaret yapan tüm üye iş yerlerine Temmuz itibari ile 3D Secure kullanımını zorunlu kılıyor. Tabi burada ortaya bir sorun çıkıyor, çünkü bazı işyerleri 3D secure yerine eski SanalPOS dediğimiz sistemi kullanıyorlar. Yani 3D POS sistemini kullanan işyerleri yukarda saydığımız zorlukları yaşamaya başlıyorlar, bunu seçimlik olan sunanlarda bir aksaklık olmuyor. Lastminute.com İspanya’da 3D Secure kullanmaya başladıklarında satışlarında %30 düşüşler yaşandığını açıklamış. Aynı düşüşler özellikle şifrelerin oluşturulmadığı, müşterilerin bu konu hakkında bilgisiz olduğu dönemde bir çok online mağazada yaşanacaktır. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Dolayısıyla sadece bu yöntemi kullanarak ödeme almaya çalışan internet şirketleri haksız rekabete uğramaktadırlar, keza aynı pazarda hizmet veren rakipleri hem 3D Secure sifresiz hem de isteyen kullanıcılara bu olanağı sağlayabilmektedirler.
İşin kötü tarafı 3D Secure sistemini yasalarla zorunlu tutma çabası olacaktır. Bu taktirde kısa vadede elektronik ticaret hacimlerinde düşüşler yaşanacaktır. Son 1-2 yıl içinde bu sistemin özellikle bankalar tarafından zorunlu bir sistem gibi gösterilerek internet üzerinde mağaza açmak isteyen herkese şart olarak konulması elektronik ticaret yapmak isteyenlerin önündeki en büyük engeldir. Bugün sıfırdan herhangi bir bankacı tanıdığınız olmadan internet mağazası açmaya çalıştığınızda hiçbir banka size Sanal POS sağlamayacaktır. Eğer 3D Secure ödeme sistemini size açıyorlarsa şanslı azınlıktan sayılabilirsiniz. Dolayısıyla girişimcileri internet üzerinde ekonomik katma değer yaratmaya çalışırken karşımızda elektronik ticaret hacmini durduran büyük ekonomik güçlerle karşı karşıyayız: Bankalar. Dünyadaki ortalamaların çok üstünde komisyon oranları ve ödeme tarihleriyle internette ticaretin gelişmesinin önünde Türkiye’deki bankalar durmaktadır. Bu duruma gelmelerinin en büyük sebebi yine kendileridir. Özellikler ekonominin hızlı büyüdüğü dönemlerde risk analizi yapılmadan çalışılan, bu bankalar batan bir çok eticaret şirketinden ağızları yanmıştır. Elektronik ticaret şirketlerinden bir kısmı maalesef geçen yıl kepenklerini kapatmak zorunda kalmışlardır. Bu operasyonlardan çok büyük darbe yiyen banka yöneticileri artık herkese hayır demektedirler. Hatırlar mısınız bu kapanan elektronik ticaret şirketlerini, büyük bankalar bu mağazalara o kadar ayrıcalık tanımışlardı ki, reklam kampanyalarında dahi kredi kartlarının reklamlarını yapıyorlardı. Belki arkadaş ilişkileri, belki şube müdürleriyle yakın ilişkiler bu elektronik ticaret şirketlerine avantajı sağlamıştı. Maalesef ekonomik daralmanın ve kötü yönetimlerin sonucu geçen sene içinde bir çok eticaret şirketi battı. Şimdi o zamanlarda risk analizi yapmamış ve ağızları yanmış bankacılarımız tüm internet şirketlerine kapıyı kapatmaktadırlar veya inanılmaz şartlar öne sürmektedirler. Bu büyük bir haksızlığı piyasaya getirmektedir. Bunun yanı sıra yeni kurulan internet şirketleri ödeme sistemlerini ya kuramamaktadır ya da 3D secure gibi müşterinin henüz ne olduğunu bilmediği sistemlerle başbaşa bırakılmaktadır.
Özetliyelim: Son bir yıl içinde ve önümüzdeki dönemde Türkiye’de elektronik ticaretin gelişmesinin önünde bankalar durmaktadırlar, bir tanıdığınız torpiliniz yoksa sakın internetten bir şey satmaya kalkışmayın. Henüz kimseyi bilgilendirilmemiş bir sistem olan 3D Secure’u zorunlu tutan zihniyet aynı şekilde önümüzdeki diğer büyük engeldir.
Önerilerim: Bankaların internet ticaretinde kendi yaptıkları hataları değerlendirip ödeme sistemlerinde risk analizini düzgün modellerle yapmaya başlamaları kötü eticaret şirketiyle iyi eticaret şirketini ayırt etmeyi öğrenmeleri gereğidir. Sanal POS bir ayrıcalık olarak eş, dost, tanıdık sayesinde alınmaktan çıkartılmalıdır. 3D Secure sisteminin temelde ulaşmak istediği amaç doğrudur ancak uygulama yöntemi hatalıdır. 3D Secure konusunda bilgilendirici kampanyalar başlatılmalı, zorunlu tutulmamalı geçiş süreci zarfında eşit şartlarda bütün elektronik ticaret şirketleri hem bu yöntemi hem de diğer ödeme sistemini sunabilmelidirler. Chip & Pin‘e geçişte uygulanan yöntemlerin hepsi 3D secure’da uygunlanmalıdır. Bir akşamda yaptım oldu tarzı ülkemizin ekonomisine ve girişimcilerine zarar vermektedir.
Nokta.com’un başarı öyküsü
July 26th, 2009 • Girişimciler • 10 comments
2000 yılı Kasım ayı, bir öğlen vakti. Havanın nasıl olduğunu anımsamıyorlardı ve önlerindeki günlerde nasıl olacağını da bilmiyorlardı. Emlakçı önde, gençler arkada yürüyorlardı. Gelincik sokakta bir apartmanın giriş katını görmeye gidiyorlardı. Ofis için ne kadar yer baktıklarını hatırlamıyorlardı. Birden kendilerini bu apartman dairesinin içinde buldular. Kapıdan içeri girdiklerinde hayal ettiklerini bulamadılar. Etraf dökülüyordu. Boya bakım gerektiriyordu. Mutfak tekrar elden geçmeliydi. Ofise benzetmek için çaba harcamak lazımdı. Boş dairenin içinde emlakçıyla gezen gençler burayı eli yüzü düzgün bir hale getireceklerini birbirlerine sesizce bakarak anlatabiliyorlardı.
Burçin ODTÜ İnşaat Mühendisliğinden mezun olmuş ve inşaat işleri için bir ortağıyla beraber bir şirket kurmuşlardı. Yapmakta oldukları bir bina vardı. Bu ofisi hem bu şirket için hem de uzun süredir 6 yakın arkadaşlarıyla beraber kurmayı düşündükleri internet işleri için tutacaklardı. Gerçi internet üzerinde yapmak istediklerini tam olarak bilmiyorlardı ama 6 arkadaş uzun süredir bir arada olup birlikte iş yapmak için düzensiz olarak toplanıyorlardı. 2000 yılında sık sık Tümay’ın evinde bir araya gelip gelecek için planlar yapıyorlardı. Ne şirketin adını ne de iş modellerini ortaya koymuşlardı. İnternetin tüm dünyada hızla büyümesi ve üniversitedeyken internette site kurarak trafik elde etmeyi öğrenmiş olması onları bu sektöre çekiyordu.
Kirası oldukça makuldü, aylık 250 TL. Tümay, Burçin ve Başar’ın evi buraya oldukça yakındı. Karar vermişlerdi. Apartmanın giriş katındaki bu daireyi gelecekte kuracaklarını hayal ettikleri şirket için tuttular. Ofisin içini düzeltmek için bir usta buldular. Tuvaleti, mutfağı ve odaları tek tek elden geçirdiler. Duvarların bir kısmını kendileri boyadılar. Buzdolabı için spotçuları gezdiler. Sade bir dekorasyonu, halı ve perdelerle tamamladılar. Ofiste açık bir masa sistemi olacaktı, yan yana oturacaklardı.
11 Temmuz 2008 Cuma günü Ankara’ya yolculuk için sabah erken saatte kalkmıştım. Sabiha Gökçen’e gitmek için epey bir yol vardı. Sabahın 5 gibi genellikle yollar boş oluyordu. Aslı’yı da beni havaalanına bırakması için uyandırdım. 102 nolu uçuş için sabah 6 ‘da giriş kapısında uzun bir kuyruğa girmiştim. Serin bir hava vardı. Eğer yolculuklar sürekli olmazlarsa gerçekten eğlenceli oluyor. Yolculuklar iş için ve haftanın her günü olduğundaysa çekilmez hal alabiliyor. Aslında havaalanlarını seviyorum, uçağı beklerken bana düşünme fırsatı veriyor. Ortam değiştiği için farklı bir bakış açısıyla bakabiliyorum. Çok yüksek tavanlar, ferah bir ortam yeni fikirlerin çıkmasına hep fayda sağlıyor.
Nokta.com’un kurucu ortaklarıyla Blogcu.com sitesini satın aldıklarını açıkladıkları basın toplantısında tanışmıştım. Orada ilk defa kısa hikâyelerini dinleme fırsatım olmuştu. Uzun uzadıya konuşamamıştık, sadece kartvizitlerini almıştım. 2007 yılı Mayıs başında Burçin’e nokta.com’un hem ortaklarıyla tanışmak hem de kuruluş öykülerini dinlemek için eposta göndermiştim. 11 Mayıs’ta ilk Ankara ziyaretimi yapmıştım, Nokta.com’un Gelincik sokaktaki ofisini değil ama yeni binalarını o gün görme fırsatım olmuştu. Mayıs ayında tüm ortaklarla tanışma fırsatım olmamıştı. Burçin Didinedin’le beraber hem havadan sudan hem de Türkiye’deki internetin durumundan bahsettiğimizi hatırlıyorum, tabi ki Nokta.com’un öyküsünü de dinleme fırsatım olmuştu.
Sanırım uçağın tekerlerleri yere çarpınca uyandım. Ankara’yı çok iyi bilmiyorum, Nokta’nın ofisi Esenboğa’nın tam aksi yönünde yaklaşık 40 – 50 dk saat sürüyor. Bahçe içinde 3 katlı bir eve geldik. Beklediğim ofis bu değildi. Daha Amerikanvari bir internet şirketi bekliyordum. Nerede nasıl olur bilmiyordum ama aklımdaki bu değildi. Ön ve arka bahçesindeki bahçesiyle stresten uzak bir mekâna geldiğimizi hissettim. Eve pardon ofise girdiğimizde mutfakta açık büfe kahvaltı bizi bekliyordu. Şaşırmıştım, büyük bir mutfak yine büyük bir arka bahçeye açılıyordu. Samimi birçok arkadaşla beraber kahvaltıya başladık.
Saatler ilerledikçe tüm herkes yavaş yavaş gelmeye mutfakta birbirleriyle selamlaşmaya ve beraber kahvaltı etmeye başladılar. Ofiste değil evlerinde çalışıyor gibiydiler. Arka bahçede yere atılmış büyük renkli yastıklar, yeşil çimenler, yere kadar camlı mutfaktan dışarı bakınca tatil havasını andırıyordu. Belki her gün aynı mekânda çalışan birisi için bu hissi uyandırmayabilir, ancak İstanbul’un o gürültülü karmaşasındaki birçok ofisle kıyaslanmayacak bir havası vardı.
Tümay Asena 1973 İzmir doğumlu. Başar’la beraber İzmir 60ncı yıl Anadolu Lisesini okurlar. Ailesinde ticaret yapan kimse yoktur, kardeşi de teknoloji sektöründe mültimedya eğitim işiyle uğraşır. Ailesi İzmir’de yaşamaktadır. Anne ve babası devlet memurudur. 1991 yılında ODTÜ İşletme bölümünü kazanır. Okula gitmek yerine dağcılık kulübüne daha fazla zaman ayırmaya başlar. Bu sebeple 2nci sene İşletme bölümünden ayrılır. Bu duruma ailesi çok sinirlenir. Kimseye duruma ikna edemez. Aynı sene tekrar üniversite sınavına girer ve Bilkent Arkeoloji’ye geçer. Beklide üniversite sırasında gezip tozmasa İşletmeyi bitirecek ve bir şirkette veya bankada uzman olarak işe başlayacaktı. Bilkent’ten mezun olduğunda ODTÜ’de 1,5 sene asistan olarak çalışır. Berkley üniversitesi akademisyenleriyle Lidya’nın başkenti olan Sardes’deki (Manisa’ya bağlı Salihli yakınlarında) kazılara katılır. Bu kazılarda arkeoloji ve yabancıların çalışma metotları konusunda tecrübe kazanır. Burçin, Başar ve Tolga’yla beraber Üniversite’nin kayak takımındadır. Aynı kuşaktan olduklarından sürekli beraber olurlar. Bilgisayarla ilgisi kendi kendine oluşur. Html konusunda kendini geliştirir, ancak programlama öğrenmez. 2001 yılında Amerika’ya gittiğinde 4 aylık e-ticaret programına katılır. Daha sonra Berkley Üniversitesinde 12 aylık ecommerce eğitimi alır. Haftada 3-4 gün 2şer saat olan bu eğitimler yöneticilik ve internet teknolojilerini öğrenmesi bakımından çok faydalı olur. Tümay 2005 Ağustos ayında evlenir.
Çağatay Karabulut 1973 Gökçeada doğumlu, orada büyümüş. Anne ve babası öğretmendir. Büyükbabası Bulgar göçmeni, tütün alıp satarlarmış, ailede ticaretle bekli de sadece o uğraşıyor. Liseyi İzmir’de İnönü Lisesinde sosyal ağırlıklı dersler seçerek okur. Eğitim hayatı boyunca birkaç okul değiştirir. ODTÜ’ye gitmeyi çok ister. Üniversite seçme sınavları sonucunda ODTÜ Sosyolojiyi kazanır. Hazırlık okur, diğer ortakları gibi oldukça haylaz bir dönem geçirir. Zamanın çoğunu üniversite yerine dağlarda geçirir. ODTÜ dağcılık kulübünde 200 kişi oldukları zaman yılın 2 ayını dağlarda geçirirler. Dağcılık kulübünün diğer bir üyesi ve daha sonra ortağı olacak Başar’la da burada tanışırlar. Çağatay, Başar’ın annesi Sevil hanımla daha önce tanışmamış, Başar’ın ve Çağatay’ın annesi daha önceden tanışırlarmış ve evlerinde birbirlerinden sık sık söz ederlermiş. Bu rastlantı onların daha yakın olmalarını sağlamış. Başar, Tümay ve Çağatay aynı eve çıkarlar. Başar ve Tümay 2nci sınıftayken Çağatay ODTÜ sosyoloji bırakmak için ve tekrar üniversite sınavına girmek için bir süre İzmir’e geri döner. Sosyoloji için okuduğu hazırlık sınıfından sonra Bilkent Arkeoloji’ye geçiş yapar. Çağatay kazıları çok sever. Sabah erken saatlerden öğlen vakitlerine kadar süren kazı çalışmaları ve öğleden sonra dokümantasyon yapılması, akşamları notların değerlendirilmesi, 4 sene boyunca kazılardan çok zevk alır. Çoklu bir disiplin olduğu için birçok şeyi kazılarda insanlarla tanışarak öğrendiğini ve sosyal bir ortam sağladığını düşünüyor. Bilkent Arkeoloji’ye geçtikten sonra ODTÜ’de arkadaşları dağcılık kulübünde kaldığı için sıkıntılı bir dönem geçirir. Dağcılık kulübünü bırakmaz. Dağcılıkta hayat riski bulunan eğitimler, kulüp faaliyetleri, organizasyonlar, genel kurullar tüm ortakları bir bakıma iş hayatına hazırlar. Dağcılık kulübünde Burçin Didinedin ortaklara bir bakıma ağabeylik yapar, onları yönlendirirmiş. Arkeoloji bölümünde okuman, araştırma ve kütüphanede geçen zamanları arttırır. İnternetin tüm bunları kökünden değiştirmesi Çağatay’ın da ilgisini çeker. 4 senede üniversiteyi bitirir. Tümay bir gün internet fikriyle çıkagelir. Yapacağımız işin içinde biz olalım ne iş olsa yaparız der.
Tolga Güneş 1972 Ankara doğumlu bir İzmir’li. Ankara Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra bilim adamı olmak ve idealleri uğruna 1990’da ODTÜ fizik bölümüne girer. Bu bölümde okurken kültür şoku yaşadığını, kendisini beklentileriyle uyuşmayan bir dünyada bulduğunu anlar. Fizik bölümünde okurken spor ve dağcılıkla uğraşmaya başlar. O da haylaz bir öğrenci olur. Bölümde başarılı olamayacağını ve bunun kendisini tatmin etmediğini anlar. Bir yıl içinde dağcılık kulübünde 3-4 faaliyete katıldığında nerdeyse toplam 2 ayı dağlarda geçirmeye başlar. Kaçkarlar, Aladağ ve birçok eğitim okuldan daha çok vaktini dağcılıkla ilgilenmeye ayırır. Kulübün yönetiminde yer alır. Yönetim ekibi olarak tecrübe kazanırlar. Dağcılık kulübünde işleyiş düzeni oluştururlar, eğitim politikalarını belirlerler, yürütme kurulu, teknik kurullar, denetleme kurulları gibi birçok yapıyı hayata geçirirler. Bu dağcılık kulübünde olanları iş hayatına oldukça yakınlaştırır. ODTÜ fizikten ayrılır ve İzmir 9 Eylül Üniversitesinde işletme okumaya gider. O sırada internetle tanışır. ODTÜ’deyken siyah ekranlara girip çıkarken İzmir’e geldiğinde Windows 95’le tanışmıştır. Web tasarımı ve 3D’yi merakla öğrenmeye başlar. Kendi kendine öğrenmeye başlar. İnternetin bu ilk günlerinde html, dreamviewer, flash ve diğer birçok programı kullanmayı öğrenir. Almanya’dan gelen bir Türk’ün girişimi olan turkeywhite.com’da çalışmaya başlar. Okul bittikten sonra asp, php yazılım işlerini de öğrenir. Askerlik sonrasında evlenir ve eşinin işi sebebiyle Denizli’ye taşınırlar. Orada bazı internet şirketlerinde çalışır. Bu sırada Ankara’daki ekiple bağlantısını hiç koparmaz, yüz yüze olmasa da telefon ve internetle sürekli iletişim içinde bulunurlar. Üniversitedeki dağcılık arkadaşları bir gün şirketi kurmak için adımları atmaya başladıklarında Ankara’ya çağırırlar. Eşi bankadaki işinden ayrılır, arkadaş çevresi olduğu için oradan ayrılmaları kolay olmamıştır. Tolga arkadaşlarıyla beraber çalışmanın vereceği güvenle internette tam ne yapacaklarını bilmeden ailesini Denizli’den Ankara’ya taşır. Tolga şirket kurulduktan sonra alan adı işine bakar. Belli bir süre tasarım ve programlamaya elini değdirmiş olsa da onlara çok zaman kalmaz.
Gelincik sokaktaki ilk ofiste ilk çalışmalara başlarlar, açık ofis sisteminde, tek masa etrafında toplanıp bütün günlerini internet üzerinde geçirmeye başlarlar. İlk düşündükleri iş modeli freeinfosearch.com’du. İngilizce içerik birleştirerek trafik oluşturmayı planlamışlardı. Tümay üniversitede 3ncü sınıfta arkeoloji konusunda ders projesi olan basit bir dizin oluşturmuştu. Bu İngilizce dizin internette önemli kaynakları bir çatı altında topluyordu. Arkeoloji konusunda önemli bağlantıların bir arada bulundurmak aslında kendisinin buna ihtiyaç duyduğundan dolayı olmuştu. İnternette o kadar çok kaynak olmaya başlamıştı ki bu dizinin değeri gün geçtikçe artıyordu. Önemli kaynakları bir arada tutmaya başlaması trafik oluşturmaya başlamıştı. Zamanla bu sitenin trafiği olduğunu ve site üzerine koyduğu ortaklık programlarının da çalıştığını gören Tümay aslında o zamanlardan itibaren iş modelini keşfetmişti. Eğer kaliteli trafik oluştururlarsa bunu nasıl gelire çevirebileceklerini biliyorlardı. Altavista, yahoo, looksmart, goto.com sitelerinin nasıl çalıştığını iyice analiz ettikten sonra amazon.com’un iş ortaklığı programından para kazanmaya başlar. Üniversitede okuyan bir öğrenci için oldukça iyi gelir elde edince bunu yakın arkadaşlarıyla da paylaşır. Gündemi disiplini olmayan şekilde internette neler yapabileceklerini konuştukları toplantı dizisi bu projeyle başlamış oluyordu.
Tümay’la Başar İzmir’de Liseden tanışıyorlardı. Başar’la Çağatay’ın annesi öğretmen ve onlar daha önceden uzaktan tanışmış olmalarına rağmen ilk defa üniversitede bir araya gelirler. Çağatay’la Tümay bir dağ tırmanışı sırasında İzmir ekibinin onlara bir kaza için yardıma gelmesiyle, Burçin ve Tolga’yla bir önceki dönem üniversiteden, Tuna’la dağcılık kulübünden tanışırlar. Ekip 6 kişidir. Tümay, Burçin, Başar, Tuna, Tolga, Çağatay. Hepsinin kesiştiği yer ODTÜ dağcılık kulübüdür. Beraber birçok tırmanışa katılırlar. Aynı spor kültürüyle uzun süre birlikte çalışırlar. Beklide şirket kültürü bu sırada oluşmaya başlamıştır. Dağa çıkarken hayatınızı bir iplikle bağladığınız kişiye iş hayatında güvenmek çok daha kolay olacaktır.
6 ortak 2000 yılında freeinfosearch.com iş modelini yurtdışında yapıldığından yani kanıtlanmış bir iş modeli olduğunu düşündüklerinden uygulamaya geçtiler. Freeinfosearch.com projesine de böyle başlarlar. Üyelere eposta göndererek doğrudan pazarlama yapmaya başlarlar. Üyelikte izinli pazarlamaya dikkat ediyorlar, sadece üye olanlara eposta gönderiyorlardı. 1-2 sene içinde üye sayısı yüksek rakamlara ulaşmıştı. 2000 yılının Kasım, Aralık aylarında aylık 300 USD gelirleri olmuştu. 2001’in ilk aylarında 400 USD olmuş ama 146 USD lık çekleri geri dönmüştü.
2000 yılı Kasım ayında Türkiye’de küçük bir ekonomik çalkalanma daha sonra 2001 krizi olmuştu. 6 ortaklı bu oluşum henüz şirket kurmamışlardı. İnternet üzerinde para kazanmaya başlamışlardı ve hedefleri İngilizce içerik konusunda trafik yaratmaktı. 2000‘li yılların başında sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki, özellikle Amerika’daki internet şirketlerinde de büyük bir ekonomik kriz oldu. Borsanın hızlı çökmesiyle beraber 1995 ‘lerden bu yana İnternet şirketlerine yönelik yükselen ilgi birden bitme noktasına gelmişti.
Öğrencilikten yeni çıkmış ortaklar için bu kötü şartlar aslında çok önemli değildi. Sadece aylık 500 USD kazanmaları ofis masraflarını kazanmalarına yetiyordu. Ortakların çoğu bekâr olduğu için imkânlarını zorlayabiliyorlardı. Gece gündüz çalışmaları ve beraber aynı evi paylaşmaları mümkündü. Kriz sonrasında Amerika’da ayakları yer basan iş ve gelir modelleri uygulanmaya başlayacaktı. Bu aslında bir fırsat doğuruyordu. Performans tabanlı reklâmların etkinliği artacaktı. Affiliate marketing yani iş ortaklığı projeleri ortaya çıktıkça oluşturdukları trafiği gelire çeviriyorlardı. Freesearchinfo.com’da 6 ortak editör olarak çalışıyordu. İçerikleri ve yönetimi yapıyorlardı. Ofisin ilk tutulması ve daha sonraki masrafları için gerekli sermayeyi Burçin ve Tümay koymuşlardı. 20-30.000 TL yi geçmeyen ilk sermayeleri onları ancak 4-5 ay ayakta kalmalarını sağlayabilirdi. Ekipten kimse programcı değildi, ancak html ve basit programlama tekniklerini öğrenmeye başlamışlardı. Hiç elemanları yoktu tüm işleri kendileri yapıyorlardı. Bulaşığı dönüşümlü olarak yıkıyorlardı, alışverişe çıkıyorlardı.
2001’de Amerika’da çok yükselen borsa balonun patlaması iş ortaklığı modellerinden kazandıkları çeklerin ödenmemesine yol açamaya başladı. Trafik oluşturup alışverişe veya ortaklara trafiğe çevirdikleri iş modelinde bu sebepten dolayı sorunlar oluşmaya başladı. Ortaklar bu şekilde trafik konusunda yeni yöntemler aramaya başlarlar. Alan adlarının aslında doğrudan trafik oluşturabileceğini öğrenirler. Gardeningtools.com alan adı doğrudan tarayıcı adres kutularına yazıldığını ve bununda hedef kitleyi siteye getirdiğini görürler. Alan adlarının bu sihirli gücü onları bu sektörü daha yakından incelemeleri gerekliliğini gösterir. Kriz sırasında birçok alan adı yenilenmeden düşüyordu. Bu alan adlarının nasıl satın alabileceklerini onlarca denemeden sonra öğrenmeye çalışırlar. Birden ana iş alanları alan adları olmuştur. Kriz sırasında çeklerinin ödenmemesi onları yepyeni bir alana doğru itmiştir.
Organik trafik oluşturmaya ve bunu gelire çevirmeye başladıkça alan adı sektöründeki bilgilerini ve odaklanmalarını daha da arttırırlar. Alan adlarını aldıkça bu isimlerin daha sonra değerleneceğini ve satabileceklerini düşünürler. Türkçe isimlerin nerdeyse çoğu boş olduğu dönemde alan adlarını almaya başlarlar. Zamanı dolmuş düşen İngilizce isimler için bir sistem geliştirirler. Tümay bir bayram tatilinde ofise kapanır ve düşen alan adlarının sistematiğini çözer. Bu alan adları Türkiye zamanına göre her gün 14:00’da belli olduğu için sabahtan çalışmaya başlayıp o zamana kadar satın alacakları isimleri belirlemeye başlarlar. Her gün sabahtan bu işi yapıp öğle yemeğinden sonra alan adlarını satın almaya başlarlar. Bu işlemleri ilk önceleri elle yapmaya çalışırlar. 6 ortak aynı zamanda en hızlı şekilde alan adlarını alamaya çalışırlar. Ofiste 5 bilgisayar olduğu için Çağatay Tümay’ın evindeki bilgisayar başına gider ve 4-5 adımda satın alma formunu doldurmaya çalışırlarmış. Her bir seferde bir alana adı aldıkları için bu yöntemin çok zor olduğunu anlamışlar. 14:05’e kadar çoğunlukla hiçbir isim kalmadığı için bu yöntemi geliştirdikleri teknolojiyle verimli hale getirmeye başlarlar. Satın aldıkları alan adları için html’den “landing pages” “karşılama sayfaları” oluşturmaya başlarlar. Gardeningtools.com bu alan adlarının ilklerindendir. Sayfalara farklı kategoriler yapıp organik trafiği gelire çevirmeye başlarlar. Dağcılıktan arkadaşları olan Serkan’a düşen alan adlarını alabilmeleri için bir programcık yazdırırlar. 2000 li yılların teknolojisiyle yabancı rakipleriyle rekabet edebilecek bir teknolojiye sahip olurlar.
Bu işleri yaparken çevrelerine neyle uğraştıklarını anlatmakta oldukça zorlanıyorlardı. Hepsi bir ofiste bütün gün çalışıyorlardı ama neyle uğraştıklarını açıkladıklarında kimse onları anlamıyordu. Sadece internet sektöründe gelişmiş düzeyde bilgisi olanlar nelerin olduğunu görebiliyorlardı. Arkadaş çevreleri onlarla dalga geçebiliyorlardı. Oysa onlar yaptıkları işi biliyorlar ve nereye gidebileceğini tahmin edebiliyorlardı. Şirketlerinin kuruluşu sırasında dağcılık kulübünde yaptıklarını rol model olarak almışlardı. 2000’lerin başında gelirleri çok değildi, birbirlerine borç vererek ayakta durmaya çalışıyorlardı. 2 yıl bu iş modelini sürdürmeye devam ettiler. Gelirleri her ay artmaya devam ediyordu. 2002 yılında aylık gelirleri binlerce doları bulmaya başlamıştı. Tam bu sırada şirketi kurmaları gerektiğini anlamışlardı. Şirketlerinin adının ne olması gerektiğini aralarında kısa bir süre konuştuktan sonra dot.com işi yapıyoruz o zaman nokta.com olmalı diye karar verirler. Nokta.com alan adını drop zamanı satın alırlar. Bu isme 500 USD verirler. Şirketleri için isimleri hazırdır “Nokta.com”
Eğer internet işini seviyorsanız ev gibi bir ofiste çalışmak çoğu zaman insanı motive eder. Ruhu olmayan birçok ofisin aksine saatlerce çalışabileceğiniz bir ortam sizi ertesi güne hazırlar. Nokta.com ortakları yurtdışındaki birçok şirketle çalıştıkları için bu kültürün şirketin verimliliğinde ne kadar etkili olabileceğini çok yakından görüp Ankara’daki ofislerinde uygulamaya geçtiklerini gördüm. Kahvaltıdan sonra üst kata kahve içmeye ve internet üzerine sohbetimize devam ettik. Burçin’in odasında toplandık. Tüm ortaklarla beraber kuruluş zamanları öncesine gitmeye başladık. Hepsi aslında işlerin koşturmasından beklide bugüne kadar bu tarihsel bakışı yapmamışlardı. Bazı tarihleri hatırlamakta zorlandılar.
Dağcılık felsefesi Nokta.com şirketinin kurulmasında önemli rol oynuyor. Bu konuda bilgim yoktu, gerçekten 6 ortaklı bir şirketin uzun süre içinde nasıl dağılmadığını ve bu kadar başarılı olduğunu araştırmak için internette dağcılıkla ilgili dokümanları inceledim. Gezgin.com’dan dağcılıkta eğitimin rolünün çok büyük olduğunu, iyi bir dağcı olmak için sadece büyük tırmanışlar yapmanın yeterli olmadığını, kişisinin her anlamda kendisini geliştirmesi gerektiğini öğrendim. Dağcılık sadece bir ortamda değil doğanın tümüyle uğraşmakla, düşüncenin birleşmesi, sosyalleşmeyle mümkün olabileceğini ve paylaşmacı ruhun dağcılıkta önemli olduğunu okudum. Dağcılıkta başlayan arkadaşlığa “ip arkadaşlığı” deniliyor. Bu arkadaşlığın hep kalıcı olduğu, dağda ip kopmadıkça sonsuza kadar sürdüğü dağcılık uzmanlarınca söyleniyor. Dağcılığın kısaca bir yaşam felsefesi olduğunu öğrenmiş oldum. 6 ortak birbirleriyle uzun yıllar bu ip arkadaşlığıyla yol alıyorlar ve doğanın onların önlerine hep engeller çıkartması gibi çetin piyasa şartlarında rakipleriyle mücadele etmeyi biliyorlar.
Dikkat ettiğim diğer nokta ortakların yaşamlarında eğitim önemli, yapmayı sevdikleri konu üzerinde uzmanlaşıyorlar. Hayatın onlara dayattığı bazı konulardan vazgeçebiliyorlar. Zor kararları alabiliyorlar. 6 ortak özellikle üniversitedeyken çok çalışkan değiller, genellikle haylazlık yapabiliyorlar. Dersler yerine dağcılık konusuna eğiliyorlar. Üniversite öncesi eğitimleri oldukça iyi ve tümü yüksek öğrenimlerini bitiriyor, ancak sınıflarının birincileri değiller. Aralarında bilgisayar mühendisi yok, interneti bir fırsat olarak görüp kedilerini bu konuda geliştiriyorlar. Ekip olarak birlikte olduklarında yapamayacakları iş olmadığını düşünüyorlar.
Tuna Orbay 1973 doğumlu, Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra ODTÜ Jeoloji bölümünü kazanıyor. Aslında Jeoloji okumaya değil, üniversite ODTÜ olduğu için ve dağcılık yapmak istediği için gidiyor Ankara’ya. Tuna babasıyla belgesel seyrederken karar vermiş dağcı olmaya, okulla pek ilgisi olmadığı için bölümü 7 senede bitirmiş. Jeoloji bölümünde okurken sadece arazi çalışmalarını severmiş. Teknik derslere girmezmiş. Lisede okurken bilgisayarı yokmuş, Sega oyun cihazı varmış. Komşularında Commodore 64 varmış. Küçüklükten beri bu şekilde ilgi duymuş bilgisayarlara. İnternet’le ODTÜ’de tanışıyor, Fotran 77 dersi alıyor. Bir arkadaşı 1995 yılında onu bilgisayar laboratuarına götürür ve gopher, www ve html’le orada tanışırlar. O yıllarda internet bağlantısı o kadar yavaştı ki NBA ‘den bir fotoğrafın inmesini beklemek saatler alabiliyordu. Tuna bu sıkıntıya gelememiş kalkmış bilgisayar başından. Üniversite sırasında bu ilgi onun kendisini geliştirmesi ve delphi dilini öğrenmesiyle sonuçlanmış. Ev arkadaşına yardım ederken, yazılım bilgisini geliştirmiş. 6 ortak bir araya geldiklerinde İnternet’le olan ilgisi artmaya başlamış. 1997 -1998 yılında staj diye gittiği yerde işe başlamış ancak hep kendi işini yapmak istemiş. Mesai saatleri ve başkasının emrinde çalışmak ona uymamış. Kendi işini yapmak için istifa etmiş ve bu sırada bol bol boş zamanı olmuş. Coğrafi bilim teknolojileri dalında yüksek lisansa başlamış bitirmemiş daha sonra askere gitmiş. Askerden sonrası diğer arkadaşlarıyla beraber internet işi kurmasına kadar devam ediyor.
Burçin Didinedin 1970 Ankara doğumlu, anne tarafı Sinop baba tarafı Bulgaristan göçmeni. Aileden herhangi bir zenginlik gelmiyor. Liseyi Ankara Atatürk Lisesinde okuyor. Çocukluk yıllarında halaoğulları elektroniğe ilgili olduğu için onlarla zaman geçirir. Radyolar, devreler yaparlar, Commoder 64’le oyun oynarmış. Beklide bilgisayara ilk ilgi bu yıllarda başlıyor. Liseden sonra ODTÜ inşaat mühendisliğini kazanıyor. 1994 yılında üniversiteden 1 yıl uzatmalı olarak mezun oluyor. Mezun olduktan sonra yurtdışına çalışmak için gidiyor. 1,5 sene Moskova’da, 2000 yılına kadar eski Rus cumhuriyetlerinde Türkiye’ye gidip gelerek inşaat mühendisliği yapıyor. Bu iş tecrübesi Burçin’e iş geliştirme, teklif verme, iş yaptırma ve şirket yönetimi konusunda yardımcı oluyor. İnşaat başlarken adam bulma, teklif alma, verme, daha sonrakiler için sistemin kurulmasını sağlama yeni mezun bir üniversiteli için inanılmaz deneyimler oluyor. Belki o zaman bunun farkında olmasa bile bir şirketin tüm yönetim kademelerini tek başına gerçekleştirmeyi öğreniyor. 6 ortak arasında en çok iş tecrübesini Burçin yurtdışında şirket kurulmadan önce yaşıyor. Bu geçirdiği zor yıllar Nokta.com’un hızlı büyümesinde olumlu katkıda bulunuyor. Yurtdışında kaldığı süre içinde Burçin kendi işini yapmayı düşünüyor ve 2000 yılında bedelli askerlik için geri döndüğünde bunun ilk adımlarını atıyor. 10 kişinin yapması gereken işleri 2 günde yaptığını bu patronlarında daha da büyük beklentiler getirdiğini ve iş yükünün her sefer daha da arttığını söylüyor. Geri döndüğünde 2 işte çalışmaya başlar, gündüz 18:00’e kadar bir inşaatta daha sonra gece 3:00’e kadar başka bir inşaatta çalışır. Bu tempo onu patlama noktasına getirene kadar çalışmaya devam eder. Ofiste çalıştığında doğrudan patronlarla olduğundan onların bakış açısını görme ve anlama fırsatını bulmuş.
Başar 1973 İzmir, Göztepe doğumlu. İzmir 60ncı yıl Anadolu Lisesini bitiriyor, 1991 yılında ODTÜ çevre mühendisliğini kazanıyor. Ailesinde girişimci yok, babası devlet memuru. 1997 yılında mezun olduktan sonra TTGV’de işe başlıyor, çevre projelerinde çalışıyor, genellikle araştırma geliştirme konusunda şirketlere gidiyor. Birçok orta ve büyük boy girişimci şirketi orada yakından araştırma fırsatı oluyor. Bu şirket gezilerinde küçük ama inanan firmaların neler başardığını görmek Başar’ı etkiler. Kurumsal büyük şirketleri gezmektense bu küçük şirket ziyaretleri daha çok ilgisini çeker. 2 projede dünya bankası kredileri konusunda kendisini geliştirir. İşten sonra evde dial-up internete bağlanıp sanal dünyadaki fırsatları da gözlemlemeye çalışır. Dağcılık kulübündeki okul arkadaşlarıyla düzensiz yaptıkları beraber iş yapma toplantılarında kendilerinin girişimci olabileceği ve bu işi başarabileceklerine güveni daha da artar. İş yaşamında Çankaya üniversitesinde İşletme Yüksek Lisansı yapar. Nokta.com’da finanstan sorumlu olur. Bunda hem TTGV hem de MBA yapmasının önemli etkisi vardır. Şirket küçükken finansman daha az zamanı alırken büyüdükçe ana işi bu olur.
Kahve, çay derken öğle yemeği zamanı gelmişti. Hem biraz dinlenelim hem de biriken işlere bir bakalım diyerek ara verdik. Güzel bir Ankara gününde mutfağa indik. Nokta’da çalışan tüm arkadaşlarda birer birer geliyorlardı. Ev yemeği yiyen herkes bahçedeki minderlerin üzerine geçiyorlardı. Sanki dinlence arasında çalışıyorlar gibiydiler. Orta kahveleri söyledik çimlerin üzerinde internet sohbetine devam ettik. Yeni projeler, internetin durumu, yabancı örnekler ve Türkiye’deki durum. İşte böyle birkaç saat yemek sonrasında geçirdik. Sonra Nokta.com ortaklarıyla bu sefer ön bahçede oturarak sohbete devam ettik.
2002 Kasım ayında alan adı işine yoğunlaştıktan sonra Nokta İnternet Teknolojileri AŞ’yi kurarlar. Bu yıl onların gelirler anlamında hızla büyüdükleri zamandır. İş modeli artık oturmuştur. “Direct Navigation” ve “Search Engine Marketing”. Doğrudan Yönlendirme modelinde doğru alan adlarını alarak hedef kitlenin ilgilenebileceği reklamları iniş sayfalarında gösteriyorlardı. Bu yıllarda bu iş modeli dünyada yeni yeni oluşmaya başlıyordu. 1995’lerden 2000’li yıllara kadar alan adları genellikle ikinci elde satılmak üzere veya daha sonra kullanılmak amacıyla satın alınıyordu. Metin tabanlı reklamların ve iş ortaklığı programlarının yaygınlaşmasıyla beraber alan adlarının ilk giriş sayfalarına alan adıyla ilgili reklamları koyarak doğrudan yönlendirme modeli ortaya çıktı. Arama motorları o yıllarda metin tabanlı reklamcılık işine girmeye de başlamışlardı. Diğer içerik siteleri de reklam gösterimi konusunda girişimler yapıyolardı. Verimli kampanyalar yürütenler aradaki arbitrajdan yararlanabilirdi. Yani düşük fiyata reklam verip bunu yüksek fiyatlı reklamlara yönlendirmek ve reklamları iş ortaklığı programlarında alışverişe çevirmek. Bunun için iyi bir analiz yapmak ve eğilimleri yakından takip etmek gereklidir. Bu iş modelleri günümüzde de çalışmakla birlikte yapan sayısının hızla artması karlılık oranlarını gitgide düşürmektedir.
Nokta.com’un %70 işi alan adları % 30 işi de reklamcılık konusunda olmaya başlar. Kimsenin düşünmediği alan adlarını satın almaya başlarlar. İş İngilizce ve diğer dillerdeki tüm alan adları içindir. Türkiye’de kurulu olmalarına rağmen hedefleri uluslararası bir şirket kurmak istemektedirler. Anahtar kelimeleri, deyimleri, kelime gruplarını analiz etmeye alınmamış alan adlarını keşfetmeye ve bu konudaki bilgi birikimlerini arttırmaya başlarlar. Doğrudan yönlendirme konusundaki birikimleri arama motoru pazarlaması konusunda onlara yardımcı olur. Tümay bu konuda yurtdışındaki toplulukla tanışır. Amerika’da da çok az sayıda girişimci bu işi yapmaktadır. Kapalı bir grup olan bu sektörde belki 40 belki 50 kişi vardı diyorlar o yıllarda. Teknolojiden anlayan, içlerine fazla kişi almayan bir toplulukmuşlar. İlk tanıştıkları bu sektör girişimcileri Nokta.com’a çok yardımcı olurlar. Snapnames.com kurucusu bugün alan adı işinden 100 milyonlar kazanan girişimcisi alan adları konusunda Nokta’yı şevklendirir yol gösterir. 2002 yılında 2000 – 3000’e yakın alan adına ulaşırlar. 2003 yılında bu rakamı hızla arttırlar, 10binlere ulaşırlar. 2004 – 2005 yılında alan adlarını artık yazılımlarla kontrol eder hale gelmişlerdir. İlk zamanlarda Excel dokümanlarıyla çalışırken alan adlarını bu basit teknolojiyle yönetmişler, tabi veri tabanları büyüdükçe bunları Tuna’nın akıllı yazılımlarıyla idare etmeye başlamışlar.
2002 yılında alan adları konusunda gelişmeler oldukça ve bu konuda yaptıkları yatırımları arttıkça yurtdışında ofis kurmaya ve 2003 Temmuz ayında Tümay’ın San Francisco’da şirket kurması için Amerika’ya gitmesi karar verirler. Eylül ayında Tümay bu ikinci ofislerinde çalışmaya başlar. Bu sırada Ankara’daki ofiste büyümeye başlamıştır. Ortaklar dışında ilk çalışanları idari müdürleri, mali müşavirleri ve muhasebe müdürleri olan Yalçın bey olur. Daha sonra Türk ofislerimizin vazgeçemediğimiz oyuncusu çaycısını ve diğer arkadaşları da yavaş yavaş takıma dâhil ederler. 2004 ve 2005 yıllarında agresif olarak büyümeye başlarlar. Bu yıllarda alan adı park etmesi konusunda Nokta “Applied Semantics” adlı firmayla çok yakın olarak çalışmaktadırlar. Firma Nisan 2003 yılında Google tarafından satın alınır. Birden kendilerini Google’un Premium ortağı olarak bulurlar. Gelirlerde artış olmaya başlar. Google’un büyümesiyle Nokta’da gelişir. Overture 2003 Haziranında Yahoo tarafından satın alınır. Metin tabanlı reklâmcılığa olan ilgi ve dolayısıyla doğrudan yönlendirme, alan adı park etme işi daha da önem kazanmaya başlar.
Kaliforniya’da şirketin olması Nokta’ya çok şey kazandırmaya başlamıştır. Endüstrinin geliştirildiği merkezde (State of Art) olduklarından konferanslara, toplantılara düzenli katılmaya ve sosyal çevrelerini geliştirmeye başlarlar. Tümay ve Başar Amerika’da yaşamaya Türkiye’ye gidip gelmeye başlarlar. Ofislerinde idari yöneticileri San Francisco’da sürekli bulunmaktadır. Bu açılımla beraber alan adı sektöründe büyümeye devam ederler. Rekabet hızla artar ve ikinci el piyasası oluşmaya başlar. Bugün 200.000 yakın alan adına ulaşan Nokta.com dünyada önemli bir oyuncu haline gelir. Yurtdışında elde ettikleri tecrübeleri Türkiye piyasasına uygulamak isterler. Web 2.0’la beraber ziyaretçilerin daha çok katılımcı oldukları iş modellerinin ülkemizde de uygulanmasını planlarlar. Nokta.com alan adı piyasasında olduğu için araştırmaları, arama motorları verilerini yakından inceleyebilmektedirler. Bunun sonucu olarak yükselen eğilimleri yakından takip etmektedirler. Youtube’un Türkiye’de hızlı ziyaretçi sayısının artması, delicious.com gibi sitelerinin fırsat olduğunu görürler. Ekipten Tuna bu konuda bir çalışma yapıp ortaklarına dağıtır. Daha sonra bu araştırmanın sunumunu yapar. 2004 yılı sonunda Türkiye’ye girmeyi daha ciddi düşünmeye başlarlar.
Alan adı işi bu sırada büyümeye devam etmektedir. Bir çok ülkenin alan adları konusunda yatırıma başlarlar. Almanya, İspanya, Meksika vb. ülkelerin alan adalarına yatırım yaparlar. Ülke temelli raporlardan hangi adları satın almaları gerektiklerini takip ederler. Bazı ülkelerde başarısız olup o ülkelerden çıkış yaparlar. 2005 yılında Türkiye’de neler yapacaklarını detaylı olarak karar verirler. 2004 yılında başlayan web 2.0 ateşi onları Türkiye’de proje yapmalarını hızlandırır. Ortaklar yeni proje üretme sorumluluğunu yüklenirler. Termometre, doviz.com ilk versiyonlar olarak ortaya çıkarlar. Çağatay sinemalar.com’u üstlenir.
Bu yeni projeler öğrenme sürecini başlatır. Enterprise 2.0 kavramı nokta ekibinin şirket içinde verimli olarak çalışabilecekleri yöntemleri geliştirmelerini sağlar. Firmada kullanacakları bir yazılım arayışı içine girerler. 5 – 6 ürünü detaylı olarak test ederler. Birçok proje yönetimi yazılımı olmasına rağmen nokta’nın isteklerine tam cevap vermemektedir. Şirket içi eposta gönderiminin devam etmesi, bu iletilerin düzgün depolanamaması, paylaşıma açık olmaması, ortak kullanım zorluğu gibi birçok faktör istedikleri yazılımı aramalarına kadar devam eder. En sonunda Jot.com’a karar verirler. 1 ay sona jot.com google tarafından satın alınır. 2006 baharında şirketin gelecek vizyonunu tespit etmek için nokta.com’daki herkesin aktif olarak katıldıkları bir çalışma başlatırlar. Bunun sonucunda yeni nesil teknolojilerde lider şirket olmasını amaçlayan, yatay hiyerarşik bir düzeni olan bir sonuç ortaya çıkar.
2006 sonunda küçük takımlar oluşturup sorumluluklar bu ekiplere verilmeye başlanır. Ortaklar yetkilerini bu oluşturulan proje gruplarına devretmeye başlarlar. Kurucular işin operasyonundan işin yönetimi ve geliştirilmesi kısımlarına çekilirler. Aynı yıl halka ilişkiler çabalarını arttırarak basında tanıtımlarını yaparlar. Bundan sonraki projeleri belirlemede kullanıcının içeriği geliştirdiği iş modellerine önem verirler. Türkiye’de kullanıcının ürettiği içerik projelerini incelerler. Fotokritik.com fotoğraf topluluğunun içerik ürettiği bir platform. Nokta’nın kullanıcıların geliştirdiği içerik modeline tam uyuyordu. Ozan Hazer bu siteyi 2004 yılında kurmuş. Nokta, Ozan’la iletişime geçerek fotokritik.com’u 2006 Eylül ayında bünyelerine katıyorlar ve ilk satın almalarını gerçekleştiriyorlar. 2006 Kasım ayında yine birkaç aydır görüşmeleri devam eden izlesene.com’u satın alırlar. Blogcu.com bu satın almaları takip eder. Bu yeni işleri almadan önce bir çok konuda tecrübeleri olmadığını fakat hızlı hareket ederek bu eksikliklerini tamamladıklarını anlarlar. Ekiplerin birçok konuda hata yapsalar da geliştirme ve sitelerin yönetimlerini öğrenebileceklerine yönelik güvenleri artar.
Ortaklar piyasayı inceleyip beraber karar alırlar. Hep beraber toplanıp önemli konularda birbirleriyle konuşarak oybirliğiyle karar veriyorlar. Aralarında bir anlaşmazlık olursa tüm fikirler konuşulduktan sonra ayrılık olan noktalarda kişilerin ikna edilmesine önem veriliyor. Bir bakıma Avrupa Birliği yönetimindeki gibi tüm ülkelerin kararlardaki oybirliği mekanizmasına çok benziyor. Bir işbirliği ve anlaşma kültürü oluşmuş.
Yatırımları yaparken ve Türkiye’deki projelere girerken hep güvendikleri interneti bildiklerine olan güven oluyor. 3 ana proje ortaya çıktıktan sonra ekiplere bölünerek yönetimi bu takımlara vermeleri gerçekleşiyor. Önemli stratejik kararları sadece 6 ortak alıyor, diğer tüm işler ve karar mekanizması bu takımlara devrediliyor. Projelerde anormal durumlar ortaya çıkmadıkça ortaklar sisteme müdahale etmiyorlar. Ortakların karar mekanizmaları aynı şekilde ekiplerde de uygulanıyor. Her projenin bir ekip lideri olmasına rağmen eğer takımda kararlara bir kişi bile itiraz etse onun ikna edilmesi ve inanması gerekiyor. Nokta proje tabanlı ekiplerin yanı sıra teknoloji, tasarım grubu gibi diğer yatay bölümlere de ayrılıyor. Matris bir yapıda bir organizasyon yapısının olduğunu söyleyebiliriz.
Hikaye burada sonlanmıyor, Nokta.com’un projeleri, gelecekte neler yapmak istedikleri ve ekipte bulunan diğer arkadaşların bakış açılarını ilerleyen aylarda yazmaya devam edeceğim.
(Not: Hikaye’de bazı noktalarda düzeltmeler olacaktır, Tumay, Burcin, Tuna, Başar, Çağatay ve Tolga’ya hikayelerini paylaştıkları ve bu kadar uzun süre bekledikleri için teşekkür ederim)
Doğru iş modelini bulmanın 8 adımı
July 5th, 2009 • Uncategorized • 3 comments
İş modeli ekonomik, sosyal ve / veya diğer konularda katma değerler yaratmak üzere tasarlanmış planlı faaliyet sistemidir. İş planı, iş hedeflerini, neden ulaşılabilir olduklarını, bu hedeflere nasıl ulaşılacağını ve iş modelini anlatan dökumandır.
İş planınızı yapmadan önce iş modelinizi çok iyi kurgulamalısınız. Önemli soruları kendinize veya ekibinize sorar ve cevaplarını bulursanız zaten bir sonraki adımda hazırlayacağınız iş planının çoğunuda bitirmiş olursunuz. İş modelinizi anahtar sekiz bileşeni vardır. Bu sorular sizi doğru yola atacaktır.
Teorik adıyla “değer öneriniz” veya “müşteri sizden neden satın alacak?” sorusunu ilk olarak kendinize sorun. Sadece biz daha iyisini yapacağız cevabıyla sakın yetinmeyin. Pazardaki en önemli üç sorunu ve bunlara sizin getirdiğiniz çözümleri yazın. İlk adımı böylece atmış olacaksınız. Daha önceki iş modellerinin sebep olduğu acıyı nasıl dindireceğinizi anlatın. Sizin iş modeliniz neyin ilacı olacak bunu anlatmalısınız. “Daha iyi, daha güzel, daha kaliteli” gibi ölçümlenemez sıfatlardan kaçının. Modelinizin temellerinin sağlam olması için değer önerinizi açıklıkla ve inandırıcı şekilde anlatabilmelisiniz.
“Gelir modeliniz” veya “Nasıl para kazanacaksınız?” ikinci olarak bu soruya cevap verin. Sakın bu soruya twitter, facebook veya youtube para kazanmak için mi kurulmuştu diyerek kaçamak yollara başvurmayın. Emin olun ki eninde sonunda bu soruyla yüzleşmek zorunda kalacaksınız veya sosyal amaçlı bir dernek veya vakıf kurabilirsiniz. Bu da bir yöntem olabilir. Nasıl para kazanacağınızın net cevabı olsun. Ürün satacağız, üyelikten gelir elde edeceğiz, şirketlere hizmet satacağız, komisyon alacağız, tıklama başına para alacağız, reklam gelirlerimiz olacak, sponsor bulacağız. Bir çok cevap olabilir. Gelir modeli sağlam olan iş modelleri ciro yaratırlar, ciro oluşturan her iş modeli yatırımcının ilgisini daha çok cezbeder. Trafik oluşturacağız sonra ana işimize ucuz bir akım sağlayacağız diye bir gelir modeli olmaz. Sakın bu tür cevaplar vermeyin. Trafik oluşturmak istiyorsanız satın alırsınız. Reklam yaparsınız. Ana iş modelini yapmak için ara modeller uydurmayın.
Üçüncüsü “Pazar fırsatları” veya “Hangi pazarda hizmet etmeyi planlıyorsunuz ve pazarın büyüklüğü nedir?” Bu soru sizin ölçeklenebilir olup olmadığınızı da ortaya çıkartacaktır. Yatırımcılar her zaman büyük pazarlarda ölçeklenebilir iş modellerine daha fazla ilgi duyarlar. Ölçeklenebilirlik iş modelinin potansiyel ekonomik büyümesini temsil eder. İstanbul’da Sultanahmet bölgesine gelen turistlere internet üzerinden rehber satmayı düşünüyorsanız bu iş modeli ölçeklenebilir değildir. Bölgenin alabileceği turist sayısı bellidir. Pazarın büyümesi mümkün değildir. Fiziki şartlar büyümenize engeldir. O bölgeye gelecek turist sayısı bellidir. Rakipsiz bile olsanız cironuzun geleceği yer bellidir. Bunun yanı sıra internet üzerinden seyahat kıyaslama sitesi açacak olursanız pazar birden tüm dünya turizm potansiyeline kadar çıkar. Siz birden büyük bir pazarda potansiyeli olan bir internet şirketi halini alabilirsiniz. Küçük pazarlarda kimsenin olmamış olması orasının potansiyel olduğunu göstermeyebilir. Bu pazarın büyüklüğünü tahmin etmelisiniz. Rapor yok, araştırma yok cevapları kabul edilemez. Bunu mutlaka tahmin edebilir, istatistiki yöntemleri kullanarak hesaplayabilirsiniz. Bilmiyorum ki? Bana gösterir misiniz? İlkokul öğrencisinin sorusudur. Soruyu sorduktan sonra cevabını bulmak sizin görevinizdir. Hiç bir yatırımcı sizin nasıl çalıştığınızla ilgilenmez, sonuçlarınıza ve cevaplarınıza bakar. Gece gündüz 24 saat çalışıyor olmanız, ağlayıp sızlanmanız hiç kimsenin problemi değildir. Sorunun cevabını bileceksiniz. Pazarınızın büyüklüğünü ve bu pazardaki fırsatları açıklıyabiliyor olmalısınız. İstanbul’a gelen turist sayısını, İstanbul’un tatil pazarından aldığı ciroyu, büyüme eğrisini ve kapasitesini bilmelisiniz. Ben bunları hemen yarın öğrenirim, bu soruların cevaplarını bulmak kolay, önemli olan iş modelimiz çok ilginç görmüyor musunuz? dedikten sonra kendi kendinize söylenmeye başlamamanız gereklidir.
Pazarın büyüklüğünü ve fırsatları gördünüz, peki ya rekabet? “Rekabet ortamı” veya “Sizin girmeye çalıştığınız pazarda sizden başka kim faaliyet gösteriyor?” “Bizim rakibimiz yok, diğer firmalar rezalet onları rakip bile kabul etmiyoruz” demek doğru değildir. Rakiplerinizi hiç bir zaman küçümsemeyin. Pazarda faaliyet gösteren tüm oyuncuları tanıyın. Sun Tzu tarafından MÖ 6ncı yüzyılda yazılmış olan Savaşma sanatı iş dünyasının başucu kitabı olmuştur. Bunu ekonomik rekabete uydurmak doğru olabilir.
“Sonuçta, düşmanı ve kendinizi iyi biliyorsanız, yüzlerce savaşa bile girseniz sonuçtan emin olabilirsiniz. Kendinizi bilip, düşmanı bilmiyorsanız, kazanacağınız her zafere karşın yenilgiyle de tanışabilirsiniz. Ne kendinizi ne de düşmanı bilmiyorsanız sizin için gireceğiniz her savaşta yenilgi kaçınılmazdır.’ (III. Bölüm 19. Madde)”
Siz rakiplerinizi bilmiyorsanız emin olun ki sonuçtan emin olamazsınız. Sizle aynı işi yapan bile olmasa dolaylı yollardan rekabet ettikleriniz vardır. Bunları ortaya koyun. Türkiye’de içecek pazarında kola’nın ikamesi çaydır. Çayın rakibi kahve değil belki de koladır. Rekabet analinizini yapmadan sakın savaş meydanına çıkmayın.
5nci adımda rekabet ortamında “Şirketiniz hangi özel faydayı veya avantajı pazara getiriyor?” bu sorunun cevabını bulun. Rekabet avantajınız nedir? Bu fiyat, hız, kalite, tekolojik buluş olabilir. Userspots kullanılabilirlik analizi yapıyor. Bunu tek yapan firma değil. Bence rekabet avantajı bilinen bir iş modelini satın alınabilecek fiyatlara çekiyor. Aynı şekilde sunumax’da çekim fiyatlarını küçük bir şirket için satınalınabilir düzeylere indiriyor. Küçük bir şirket bile sunumax’la video reklamını çektirebiliyor.
Tamam 6ncı soruya gelebildiyseniz şimdi “ürün veya hizmetlerinize hedef kitlenizi çekebilmek için nasıl bir pazarlama faaliyeti düşünüyorsunuz?” sorusuna bakalım. Pazarlama stratejiniz nedir? İş modelinizi nasıl başarıya ulaştıracaksınız. Reklam yapmayacağız ağızdan ağıza yayılacağız dediğinizde bile bunun bir stratejisini ortaya koymalısınız. Gerilla pazarlama yapacağız sadece bir başlık olabilir. Ne yapacaksınız, ne zaman, ne sıklıkta yapacaksınız? Net cevaplar hazırlayın. Blogculara duyuracağız, vay ! Çok güzel blogculara haa! Hangi blogculara ? Niçin sizi yazacaklar ne kadar kişiye ulaşacaksınız? “Sosyal medya’da duyuracağız” “Vay ne de güzel fikir çok etkilendim gözlerim yaşardı” Twitter’a, friendfeed’e, facebook’a iki grup açıp bunun büyümesini bekliyecekseniz ve bunuda pazarlama planı olarak düşünüyorsanız vay vay ki halinize. Planlama yapmalısınız, sosyal ortamda ne farklılık yaratacaksınız onu düşünün. Neden sizin grubunuzu ve oluşturduğunuz profilinizi insanlar takip etsinler? Kim yönetecek bu stratejiyi? “Google adwords yapacağız, elimizde son seminerden 100 USD’lık hediye çeki var onu kullanacağız” “Aferim size bravoo” bütün pazarlama planınız ortakların seminerde aldığı hediye çeklerine dayanıyor ve kafanıza estikçe sosyal medyadan duyuru yapıyorsunuz. “İşte budur rüzgar ne yöne eserse siz o yöne savrulacaksınız”
7nci soru ekibinizin tüm bunları gerçekleştirirken ve büyürken hangi organizasyon yapısını seçeceğiyle ilgili. Her zaman yatay bir yapı sizi başarıya ulaştırmayabilir. İnternet şirketlerinde herkes eşittir, biz kardeşiz sen de bende aynı işi yapıyoruz nasılsa demeyin. Çalışanlarınız varsa sorumluluk ve yetkilerini bilsinler, kendilerini ortak sanmasınlar. Evet ilk çalışanlar oldukları için mutlaka siz onlara ilerleyen zamanlarda positif ayrımcılılık yapabilirsiniz, ancak çalışanlar ortak değildirler. Siz bunu paylaşmıyorsanız ve farklı davranıyorsanız sonra başınıza büyük sorunlar açabilirsiniz. Zorunluluktan “Sana layık bir ücret veremiyoruz ama ilerde seni ortak yapacağız demeyin” “Biz çok yeni bir şirketiz bizimle çalışırsan sana verebileceğimiz ücret budur” diye söyleyin. Eğer bu çalışanı daha sonra ortak olarak kabul etmek isterseniz bu karar vereceğiniz başka bir konudur. İlk çalışanlar da olsalar onlar şirketin kurucusu değildirler. Bu ayrımı yapmaya çalışın. Unutmayın yeni kurulan internet şirketlerinin ilk 6 ay içinde kurumsal kültürleri oluşmaya başlıyor ve bunlar yıllarca boyu değişmeyecek kurallar halini alıyorlar. Bundan dolayı ilk zamanlarda düzgün bir yapı kurmaya çalışın. Daha sonra bunları düşünürüz şimdi işin başındayız demeyin. Büyük düşünün küçük adımlar atın.
8nci madde olarak yönetim ekibinizde kimler olacak bunu belirleyin. Ortakların dışında danışmanlık alacağınız veya yönetimde bulunmasını istediğiniz kişilerde nasıl özellikler arıyorsunuz bunları ortaya koymaya çalışın. Bir çok yeni internet şirketi kendi kendine büyümeye çalışıyor. Yönetim kadrosunu oluşturmak oldukça zor. Yine de iş modelinizi, iş planınızı yaptıktan sonra sunumunuzla danışmanınız veya yönetim kurulunuzda olmasını istediğiniz kişilere teklif edin. Onlar sizin büyümenizde oldukça faydalı olabilirler. Bu maddeyi de sona bırakmayın.
Red Light Zone
June 28th, 2009 • Uncategorized • 1 comment
Akşam oldu. Sıkıldın. Hani oldu ki evli değilsin veya evlisin ve eşinizden gizlice bara, diskoya veya bir kulübe gitme cüretini gösterdin. Kapıdan girdin kırmızı ışık, loş bir hava içerde güzel bir müzik ve gençlerden oluşan bir ortam var.
Bir dakika geri gelelim paragrafın başına, işi daha da güzelleştirelim diyelim ki bir de yurtdışında bir oteldesin, ülkemin topraklarından “far far away”. Yani medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar, güzel hatunlarla sorun olmadan konuşabilme opsiyonun olacak. “Hi baby” diyeceksin ve doğrudan derin konulara girebileceksin. Hani oldu ya. Yazı bize ait değil mi? Oldu bu da oldu hadi. Burada durmayalım, senaryoyu ileri götürelim. Bu bar disko ne ortamsa sadece kızlarla dolu olsun ve ortamda uçacak erkek sinek sadece siz olun. Vay vay vay.
Yazının bu kısmına bile hasarsız gelmek büyük başarı. Şimdi girelim bu loş ve hafif müzikli ortama. Rock müzik değilde hani gecenin sonlarına doğru çalınan “joy fm” tarzında müzikler koyduralım bizim DJ’e. Yaklaş bara abicim, içkini iste şimdi. Etrafı bir kolaçan et. Gözler senin üzerinde. Kolunu bara daya, ayaklarını yerden 10 cm yukardaki uzun boruya koy. Elinde bardak yavaş hareketlerle etrafı kolaçan etmeye başla.
Çevrende şimdiden bir hareketlenme olmaya başladı bile. İçecek almak isteyenler geliyorlar, sana çarpıp geçiyorlar. Gözlerini senin üzerinden çekemeyen bir kaç ikiz sarışın bile gördün. Unutma kaynakların kısıtlı, zamanın kısıtılı, yerin kısıtlı, paran kısıtlı en doğrusunu seçmek durumundasın. (En doğrusu derken yanlış anlaşılmalara sebep olmayalım, burada yatırımcı ve girişimci örneği vermek üzere kelimeleri buraya kadar getirdim.) İşte 30 saniyelik kesişmeler var ya senin “elevator pitch” lerin (yazının ilerleyen aşamlarında gözüne çarpacak, ya da CTRL + F yap hemen bul) yani asansör sunumları.
Kiminle konuşmayı derinleştirmeye götüreceğini bu kadar kısa sürede karar veriyorsun. Yanına gidip konuşacağın hatunları belirledin, tek tek başladın. Kaynaklarının kısıtlı olduğunu biliyorsun, sırayla konuşuyorsun ama uzun tutmuyorsun sohbetleri çünkü en uygun adayı belirlemeye çalışıyorsun, çünkü elindeki değişkenleri biliyorsun. Para kısıtlı, zaman kısıtlı, yer kısıtlı vb. vb.
Şimdi kesiştiğin yani kısa sunumlarını dinlediğin hatunlarla pardon şirketlerle detaylı sunum sürecine giriyorsun, ama detaylı konuşmada 10 dk aşmıyor. Neden? En uygun adayı bulman lazım. 2 saat yanlış bir aday üzerinde harcarsan gece biter ve sen yatırım yapamadan tüm girişimciler evlerine veya başka yatırımcılara giderler. İşte bu da yatırımcının ilk sunum için harcayacakları süre. Daha sonra 2 aday belirledin, onlarla 1 saat konuşabilirsin. İkisini de kaçırmadan aynı ortamda tutup bunu başarabilirsen tabi. İşte sermayenin yatırım yapacağı adayları seçme süreci aynen buna benziyor.
Okuyana not: Yazının bu üst paragrafı tamamen uydurmadır. Bir gerçek olaya dayanmadığı gibi hayal gücünün kullanılması bile söz konusu değildir. Sadece kaynağını hatırlamadığım bir benzetmenin haddi aşarcasına “girişimci – yatırımcı”için akılda kalacak örneği olmak üzere ileri götürülmesidir.
Girişimciliğin hangi aşamasında olursanız olun yatırımcıdan para istemeye gitmek oldukça heyecan vericidir. Yatırımcıyı bulduğunuzda yaptığınızın işin ne olduğunu neye yaradığını anlatmanız için çeşitli yöntemler olabilir. Karşınızdakinin size ayıracağı zamana bağlı olarak şirketinizin nelere çözüm getirdiğini anlatabilmelisiniz. Bu sunum için mutlaka önceden defalarca çalışmış olmalısınız. Doğaçlama yapacağınızı düşünüyorsanız emin olun ki yanılıyorsunuz. Sanki doğalmış gibi çalışılmış bir sunumla sermayenin önüne çıkmalısınız. Hangi ürünü veya hizmeti üretiyorsanız üretin 20-30 kelimede ne yaptığınızı açıklamalısınız. Kart vizitinizin arkasına işinizin neye çözüm getirdiğini yazabilmelisiniz. Bu başlangıç aşamasıdır. Daha sonra asansördeki kısa zamandan esinlenilerek adı konulmuş İngilizcesi “Elevator Pitch” bence Türkçesi “Asansör sunumu” na hazır olmalısınız. 2 dakika içinde işinizin/projenizin ne olduğunu, hangi soruna çare olduğunuzu, kim olduğunuzu ve nasıl başarılı olunacağını anlatacak ayak üstü sunumunuz olmalıdır. Yatırımcıyı her zaman asansörde yakalamayabilirsiniz belki bir kokteylde belki bir spor maçında veya havaalanında karşılaşabilirsiniz. Sizinle daha sonra iletişimde kalabilmesi amacıyla bu kısa sunumlara hazırlıklı olmalısınız. Ağzınıza lafı gevelemeden doğrudan açıklıkla sorunun ne olduğunu ve sizin projenizin nasıl bir çözüm getirdiğini kısa süre içinde dile getirmelisiniz. Yatırımcının ne kadar çok para kazanacağını iş modelinin detaylarını sakın detaylıca anlatmaya çalışmayın dakikalar içinde sadece karşınızdakinden daha uzun bir sunum için bilet kopartmaya çalışacaksınız.
Diyelim ki sizi daha uzun dinleyecek olan kişin kartvizitini aldınız ve sunum için gün belirlediniz. Ne kadar heyecanlı değil mi? Powerpoint’i açarsınız hazırlarsınız ve sunum günü gider kapar gelirsiniz sermayenizi. İşin oldukça ayrıntılı bir çalışma gerektirdiğini anlatmak için bu yazıyı dizgiye verdim.
1. Sizi dinleyecekleri araştırın: Kime gidiyorsunuz? Sizi kimler dinleyecekler bunu öğrenin, daha sonra internette ön araştırmanızı mutlaka yapın. Bu kişilerin özgeçmişlerini okuyun kendilerini tanıyın. Gittiğiniz şirketin neler yaptığını, kurumsal yapısını, daha önce kimlere yatırım yaptıklarını öğrenin. Bunları orada anlatmak için değil, sunum öncesi altyapınızı oluşturmak için yapıyorsunuz. Yoksa sakın ola ki karşınızdakilere ne yaptıklarını veya işlerini sorgulayan soru sormayın. Örnek: X holding’inin yatırımı olan A uçak şirketi var ve siz bu holding çalışanlarına sunum yapacaksınız. “A uçak firmasıyla uçuş yaptım, neden sandaviçleri parayla satıyorsunuz?” diye bir soru sormayı düşünmeyin veya “A şirketi nasıl kar ediyor mu? Siz buradan nasıl para kazanacaksınız?” gibi soruları da sakın sormayın. Sunumu yapacağınız kişileri araştırmak size sunum sırasında rahatlık sağlayacaktır, bundan fazlası olmaz.
2. Sunumu hazırlamak: İşte işin kalbi burası. Sunum yapacaksınız ama ne anlatacağınızı biliyor musunuz? Nasıl yapacağınızı biliyor musunuz? Çok basit bu diyerek hazırda bir iş planınız varsa onu alıp sunum sayfalarına 12 punto fontla sakın kopyalamayın. Bunu düşünmeyin bile. Sunum hazırlamak üzerine Guy Kawaski’nin 10/20/30 kuralı vardır mutlaka okuyun. On sayfa sunum, 20 dakika ve 30 puntoyla yazılmış metin demektir. Bir çok kişinin bu sunum konusunda farklı görüşleri olmakla beraber ortak görüş olarak bir sunumda aşağıdaki başlıkların anlatılabilir.
a. Giriş sayfası: Kime sunum yaptığınız, başlık, zaman, yer ve iletişim bilgileriniz bu sayfada yer alabilir. Marka vaadiniz burada yer alabilir. Susuzluğu gideriyoruz, yazılım satıyoruz, açık yenilikçilik alanı oluşturduk diyebilirsiniz. Bu sayfayı kişiselleştirmek önemlidir. Daha önce yapmış olduğunuz sunumlardan kalan tarih, yer veya şirket adı olmamalıdır. Sunum sırasında “Ya esasında bu sunumu sizin için hazırlamamıştık, geçen hafta okulda yaptığımız sunumu getirdik” demek, ilk dakika içinde kendi kalenize atılmış goldür. Sunumun ilk sayfasından sonuna kadar hazırlıklı olun. Yatırımcıları sınıflandırmayın. “Ya zaten bu adamın çok parası yoktur, bize de yatırım yapmaz” demeyin. Her sunuma detaylara dikkat ederek hazırlanın.
b. Problem: Projenininiz veya ürününüzü anlatmadan önce pazardaki müşterilerin yaşadığı sorunu kısaca özetleyin. 3 maddede ana sıkıntıyı anlatın. Eğer bir sorun yoksa kendiniz problem yaratıp onu açıklamaya kalkmayın çünkü bu çok kolay anlaşılır.
c. Çözüm: Sizin bir önceki sayfada açıkladığınız probleme nasıl bir çözüm önerisi getirdiğinizi yine 3 maddede özetleyin. Belki 3 maddeden fazla önerileriniz olabilir, bence öncelik sırasına koyun ve ilk 3’nü açıklayın. Eğer 10 çözüm önerinizi açıklayacak olursanız emin olun ki dinleyicilerin akıllarında sadece 3’ü kalacaktır. Problem ve çözüm bazen aynı sayfa içinde açıklanabilir. Aynı sunum sayfasında 20 – 30 kelimden fazla kullanmamaya özen gösterin. Sakın paragraf paragraf yazılar yazmayın ve bunları sunumdan okumayın. Sunum sadece ana başlıkların hem siz hem de sizi dinleyenler tarafından görülmesini ve ne hakkında konuştuğunuzun bilinmesini sağlar.
d. İş modeli: Geliri nasıl elde edeceğinizi, karlılık oranını anlatabileceğiniz sayfa olacaktır. Sakın bu aşamada detaya girmeyin. Eğer kurulum veya fikir aşamasındaysanız gelir modelinizde değişiklikler zamanla olacaktır. Bunu yatırımcıda bilir siz de bilirsiniz. İşinizin gelir elde edeceği, gönüllü işi olmadığınızı anlatmanız için bir aşamadır. İş modeli konusunda uzun uzun anlatmaya girişirseniz kendinizi bir batalıkta bulabilirsiniz. Gelir modelinizi düşünürken sakın “Çin Sendromu”na kapılmayın. 1,3 milyar kişi yaşıyor bunun %1’ne ürünümüzü satsak 1,3 milyon kişi yapar ilk yıl 1 USD kar etsek, gelirimiz 13 milyon USD net karımız 1,3 milyon USD olur gibi çıkarsamaları yapmak komik olur. İş modeli içinde bu rakamlardan bahsetmeyeceğiniz gibi bu gibi tahminleri anlatacağınız son sayfalarda dürüst olun.
e. Katma değeriniz nedir? İşte işin gizemi buradadır. Değer önerinizi burada anlatmalısınız. Müşteri neden sizden satın alacak? Burada belki 30 sn – 1 dk demo yapabilirsiniz. Sakın uzun olmasın, demo için sunumdan önce mutlaka çalışmış olun. Sunuma iki kişi gittiyseniz, demo için diğer arkadaşınız hazır bulunsun lap top içindeki hazır programdan çalıştırabilirsiniz. İnternet kablosuz ağ bağlantısı kurmak için teknik sorunlarla uğraşmayın. Eğer bekleme odasında kablosuz bağlantı yaptıysanız ve demo online çalışıyorsa belki canlı demo yapabilirsiniz ama benim tavsiyem canlı yapmayın Murphy bu işe mutlaka karışır. Başarılı olma ihtimaliniz yüksek olsada başarısızlık olasılığını işe karşıtırmayın 1 dk için odayı stress rüzgarları birbirine neden olmadı diyen iki girişimcinin yatırımcılar tarafından “Olur çocuklar böyle şeyler” demelerine imkan vermeyin.
f. Pazarlama ve satışlar: Satışlarınızı nasıl yapacağınızı, müşterilerinize nasıl ulaşacağınızı burada anlatın. Yineleyim dürüst olun. Yükseklerden uçamayın. Tüm billboard’lara, metroya, havaalanındaki LCD’lere reklam vereceğiz diye gitmeyin. Eğer işin başında olan bir şirketseniz, gelir – gider tablolarınızın nasıl olacağını karşı taraftakiler sizlerden çok daha iyi biliyordur. Sadece etrafta görünür olmak için yatırımcı size para vermeyecektir. Sizin bu sayfada kısaca açıklayacağınız ve anlatacağınız hangi kanalları nasıl kullanacağınız, verimli girişi stratejinizin ne olacağını açıklamak olacaktır. İşbirlikleri üzerine yoğunlaşmanız doğru olabilir. Blog yazarlarıyla başlayacağınızı, google adwords’de harcama yapacağınızı, tavsiye için üyelere hediyeler vereceğinizi söylemek diğer örnekler olabilir. Sakın bu örnekleri okuyup sadece üçünü yazmayın, mutlaka siz daha yaratıcı yöntemler bulacaksınızdır. Gerilla pazarlama yöntemleri vb. olabilir.
g. Rekabet, rakipler: “Bizim rakibimiz yok, sektörde tek olacağız” veya “Diğerleri bu işi çok kötü yapıyorlar” gibi önermeleri sakın kullanmayın. Sektörün genel çizgilerini açıklayın ana 3 rakibinizi anlatın. Toplam oyuncu sayısını ve sizin 3 ana oyuncudan nasıl farklılaşacağınızı anlatın. Sakın diğer şirketleri küçümsemeyin, kötülemeyin. Tekrar edeyim “bizim rakibimiz yok” demeyin, yeni bir iş alanı yaratmış olsanız bile dolayı rakipleriniz olacaktır. Yemeksepeti ilk kurulduğunda rakipleri yoktu ama telefonla rekabet ediyorlardı. Bulunduğunuz pazarı ne kadar bildiğinizi sunumunuzun bu sayfasında anlatıyor olacaksınız.
h. Yönetim ekibi, ortaklar: Sakın daha önce hazırlamış olduğunuz özgeçmişinizi alıp buraya kopyalamayın. 2 cümleyle ortakları açıklayabilirsiniz. Danışman kadronuzu oluşturduysanız bu kişilerin ad soyadlarını ve hangi konularda uzman olduklarını yazabilirsiniz. Yönetim kurulunuzun oluşturulması önemli bir gelişme gözükebilir, her yeni şirkette bu kurul olmayabilir. Ortakların fotoğraflarını bu sayfaya koyabilirsiniz, bence kısa özgeçmişlerimizi 2nci sayfada yani sunumunuzun başında gösterbilirsiniz. Detaylara girmeden kim olduğunuzu sizi dinleyenlere açıklamış olursunuz. İsmen size hitap edebilirler.
i. Mali tahminler ve anahtar ölçümler: Excel’den hazırladığınız karınca duası gibi tabloları kesinlikler bu sayfaya yapıştırmayın. Şimdiye kadar bir şeyler başardıysanız yani güncel durumu özetleyebilir ve 3 yıllık bir tahmin yapabilirsiniz. Yurtdışında bu 5 sene denilmektedir, bence 2 yılın üstündekiler iyimser dileklerden ileri gitmemektedir. 3 sene sizin ana yolunuzu gösterir. Bu rakamlarda abartılı tahminler kullanmayın, ilk sene 30.000 TL kar ederken ikinci sene bir den 300.000 TL kar göstermeyin. Tüm rakamlarınızın bir dayanağı ve açıklaması olmalıdır. Müşteri sayısınızı ve gelişmenizi çok daha kolay tahmin edebilirsiniz. Bu değişkenden yola çıkabilirsiniz. Ciroları yatırımcının ilgisini çekebilmek için yüksek göstermeyin, olduğunudan küçükde hesaplamalar yapmayın. Hedeflerinizi cesarteli koyun.
j. Şimdiye kadar yapılanlar, sermaye gereksinimi, başarılar: Eğer çok yeni bir şirketseyseniz veya fikir aşamasındaysanız o zaman bunu hazırlayamayabilirsiniz. İşinizin erken aşamalarındaysanız bu sayfaya ne kadarlık bir harcama yaptığınızı ve ne kadarlık sermaye ihtiyacınız olacağını koyabilirsiniz. Sunumumun amacına bağlı olarak fon ihtiyacınızı yazıp yazmamayı ortaklarınızla kararlaştırabilirsiniz. Bu soru size geldiğinde mutlaka hazırlıklı olun. Size yatırımcı ne kadar süre için neye ihtiyacınız olduğunu sorarsa tüm ortaklar aynı cevabı bilmelidir. Sermaye ihtiyacınızın dayandığı mali tabloları mutlaka hazırlayın ve yanınızda bulunsun. Bu excel tablolarını sunumda göstermeyeceksiniz ama size daha detaylı sorular sorulduğunda çantanızı hazırlıklı bulundurun. İsteyeceğiniz sermaye anlamlı olmalıdır. Bu rakamın dayandığı nokta şirketinizin değeridir. Henüz satış yapmamış bir yeni şirketin değeri nasıl bulunur bu ayrı bir konudur. Şirket değerinizi dayandıracağınız inandırıcı noktalarınız olmalıdır. İşin çok başında ve tecrübesizseniz değerleme daha düşük olabilir, bu bakımdan ekibinizde tecrübeli yönetim kurulu üyeleri olması avantaj olabilir. Tecrübeli ve tanınmış kişileri yönetim ekibinize katabilmek değerinizi arttırabilir. Onları ikna etmiş olmanız yatırımcı gözünden artı puan olarak değerlendirilebilir.
k. Sunumla ilgili diğer hususlar: Sunumda her sayfada 20-30 kelimeden fazla kullanmamaya, paragrafları kopyalamamaya dikkat edin. Kullandığınız fontlar kolay okunur ve bilinen fontlar olsun. Komiklik olsun sıradışı gözüksün diye bilinmeyenleri kullanmayın. Bunun yanı sıra diğer bilgisayarlarda bulunan fontlar olmalıdır. Sunum sayfalarında arkafon resimleri yazıların okunmasını engellememelidir. Basit fakat çekici olmalarına elinizden geldiğince özen gösterin. Basitlikle, özensizlik arasında fark vardır. Her sayfası özenle çalışılmış basit olması için çaba sarfedilmiş olmalıdır. Siz sunum yaparak sermaye almayacaksınız ancak sunumunuz sizin anlatmanız gerekenleri en iyi şekilde göstermenize yardım etmelidir. Renkleri seçerken okunabilir olmasına dikkat edin. Beyaz arka rengi üzerine sarı harfler veya siyah üzerine gri renk kullanmayın. Logonuzu sunumda kullanın. Sayfa numaralarına, toplam sayfa sayısını gösterebilirsiniz. Eğer sunumunuzu yazıcıdan alacaksanız anlatımdan sonra verin işin gizemi kaçmasın. Anlatacaklanızı madde madde anlatın. 5 adet üzerinde madde kullanmayın. Anlattıklarınızı görsel olarak süsleyebilirsiniz. Grafikler kullanabilirsiniz. Ne grafikler de ne de görsellikte ileri gitmeyin. Yanar döner fotoğraflar koymayın. Video ekleyecekseniz toplam süreniz içinde olmalı ve kısa sürmelidir. Sunumu tek kişinin sunması tercih edilir, iki kişi giderseniz diğer arkadaşınız lap top başında size yardımcı olmalıdır, böylece hem anlatıp hem de sunumun teknik sorunlarıyla uğraşmazsınız.
3. Sunum yapacağınız yerin adresini telefonunu ve kimlere sunum yapacağınızı öğrenin. Çok basit bir bilgidir. Es geçilir. Sunumun hangi ofiste yapılacağını, adresini, harita üzerindeki yerini, telefon numaralarını yazıcıdan çıktı alıp yanınıza alın. Sunuma gitmeden önce kimlerle görüşeceğinizi öğrenin. Ad soyadlarını bilin. Plazaların kapısında “Hangi Kemal Bey?” sorusunun cevabına hazırlıklı olun. Kemal beyin sizin geleceğinizden haberi mutlaka olsun. Güvenlik yukarı telefonla aradığında Kemal bey sizi bilmeyebilir. Sadece girişimcileri dinleyeceğini bilebilir. Bu konu basit gibi gözükebilir ancak bir çok soruna yol açmaması için bu basit detayları atlamayın.
4. Sunum öncesi hazırlık: Sadece ilk yatırımcı için değil herhangi bir zamanda yatırımcıya sunum yapacakmışçasına sürekli hazır olun. Ayna karşısında saatinizi ayarlayın ve 2 dk, 10 dk ve 20 dk lık sunumlar yapın. Ne kadar çok sunum yaparsanız o kadar çok kendinizden emin olursunuz. Arkadaşlarınıza veya danışman ekibinize bu sunumları tekrarlayın. Sizin yokluğunuzda B planı olarak kimin sunum yapacağını kararlaştırın. Tek kişi sunum üzerinde uzmanlaşır ve zamanı geldiğinde tatilde olursa ekibin diğer üyeleri onun kadar projeyi anlatabilmelidirler. Sunumu mutlaka özelleştirin. Gideceğiniz şirkete, yatırımcıya ve kişiye özel olarak sunumunuzda değişiklikler yapın.
5. Sunum günü: Zamanından önce sunum yapacağınız yerde bulunun. Bu 30 dk önce olmamalıdır. Hiç bir zaman toplantıdan 30 dk öncesinden gitmeyin. Erken gittiyseniz bile yakın bir yerde kahve için, alışveriş merkezlerinde dolaşın zaman geçirin. Güvenlikten girişi, asansörden çıkışı hesaba katarak 5 dk öncesinden kararlaştırılan mekanda bulunun. Size içmek için bir şey sorulursa heyecan yapmayın, hiç bir şey içmeyecekseniz bile su isteyin, önünüzde bulunsun. Lap top’unuzun üstüne dökmeyin. Sakar birisiyseniz hiç birşey içmeyin.
6. Kıyafet, laptop, usb, basılmış sunumlar, demo: Biz internet şirketiyiz, pijamaylada gelsem farketmez, baksana Facebook’un kurucusu terlikle gidiyormuş gibi söylemlere kapılmayın. İnternet kültürü rahatlığı içerebilir, karşınızdakilere saygı gösterdiğinizi hissettirin, düzgün, temiz giyinin. Ter kokmamak için gerekli önlemleri alın. Son dakikada yetişirseniz emin olun ki sunum sırasında alnınızdan damlalar akacak sizde bunu peçeteyle veya selpakla silmeye kalktıkça istenmeyen görüntüler ortaya çıkabilecektir. Lap top’unuzu yanınızda getirecekseniz, şarjının yeterli olup olmadığını mutlaka kontrol edin, belki toplantı odasında fiş bulamayabilirsiniz veya masa altına eğilip fişi bulmak uygun olmayabilir. Eğer lap top sorun çıkartırsa ve sorun olacağını düşünüyorsanız 2 tane lap top’la gidin. Bir sorunla karşılaşırsanız bunun sorumlusu ve çözecek sizsiniz. Toplantı odasındaki tüm fişler doluysa sorumlu sizsiniz. Sunumunuzu usb disklere yedekleyin belki 2 lap topunuz çalışmaz ve odadaki bir bilgisayarı kullanırsınız. Usb’de virus çıkabilir, 2nci yedeğiniz olsun. Sunumunuzun yazıcıdan çıktısını alın, toplantıya katılacak kişi sayısı + 3 kadar bastırın. Demo yapacaksanız mutlaka defalarca test edin. Canlı bir demo düşünüyorsanız bir defa daha düşünün. Israrlıysanız tüm şartları sağlayın, toplantı odasında kablosuz ağın olmaması sizin sorumluluğunuzdadır, cep operatörlerinin internet bağlantısını yanınızda bulundurun, istediğiniz hızda çalışmyacaksa, lap top’unuzda hazır programlardan çalıştırın. Demonun videosunu çekin, hard diskinizde ve usb diskinizde bulunsun. Projektörle sunum yapmanız gerekiyorsa buluşma noktasında olup olmadığını öğrenin, yoksa alternatif planınızı yapın. Sunumda çıkabilecek tüm muhtemel hataları düşünün, anlatamamak sizin sorumluluğunuzdadır. “Olur böyle sorunlar” dedirtmeyin. Başarı detaylarda gizlidir. Sunumunuz hatasız olduğunda zaten olması gerekenin bu olduğu düşünülecektir. Hatalar silsilesi üst üste geldiğinde sizi kimse hatırlamayabilir. Sunum sadece bir araçtır. Aracınızın çalışacağından emin olun.
7. Zamanında gidin: Bu da çok bazit bir kuraldır. Zamanında gidin. Trafik, park yeri, tuvaletiniz vb sorunları siz düşüneceksiniz. Bilinmeyen bir semte gidiyorsanız erken çıkın. Kaybolabilirsiniz. Telefonla kaybolduğunuz yerden tarif almak en son başvuracağınız bir yol olmalıdır. İlk defa gidiyorsanız muhtemel sorunları tahmin edin. 2nci boğaz köprüsündeki tamiratta sizin sorumluluğundadır. Bunu bileceksiniz. Eğer sizi dinleyen zamanında toplantı salonunda yer alıyorsa siz de orada bulunabilirsiniz. Bahane üretmeyin. En basit bir görevi yerine getirin. Zamanında toplantı salonunda olun.
8. Sunum ne kadar sürmeli: Bu konu dinleyenin size ayıracağı zamanla ilgili gibi gözüksede kesinlike 15-20 dk aşmamalıdır. Soru cevap için mutlaka süre bırakın. Sunum yatırımcının size daha detaylı ilgili olup olmayacağını belirleyecektir. Yoksa tüm sorunları o süre zarfında çözmeyeceksiniz. Sunumun kaç dakikada bitmesi gerektiğini toplantı zamanı alırken sorun veya anlayın. Size 10:00 – 10:45 ajandası gönderildiyse 20 dk sunum yapın daha 10 dk giriş çıkış, içecek, sunum, laptop açılış kapanışa, 15 dakika soru cevaba ayırın. Size 30 dakika toplantı süresi ayrıldıysa 10 dakikada sunumunuzu bitirin. Bunun için daha önceden ayna karşısında alıştırma yapmıştınız.
9. Sunum sırasında: Gergin olmayın, ters cevaplar vermeyin, sinirlenmeyin. Size bazen o kadar zor ve ters sorular sorulabilir ki sakın kimseyi suçlamayın bunlara hazırlıklı olun. Gülüşmeler bile olabilir. Bunları kaldırmayı öğrenin. Ne kadar hazırlıklı olursanız bu tür psikolojiyi o kadar rahat yürütebilirsiniz. Sakin olun. Size gelen soruları not alın, eğer iki kişiyseniz biriniz not alıp diğeriniz cevaplayabilir. Bu karşı tarafın değerli olduğu algılamasını yaratır. Sadece algılama olarak değil daha sonra düzelteceğiniz noktaları ve sık sorulan sorularınızı oluşturmuş olursunuz. Eğer cevabını veremediğiniz bir soru olursa bir sonraki sefere buna da hazırlanırsınız. Sunum sırasında bazı şeyler ters gidebilir, bunun için B planınız mutlaka olsun. Teknik sorunları daha önceki maddede anlattığım gibi kaldırmaya çalışın. Tüm olayların sorumlusu sizsizniz, başka suçlular aramayın.
10. Sunum yaptıktan sonra: Sunum sonrasında hemen karar verilmeyebilir. Doğrudan size düşünceler aktarılabilir. Her iki durumda da toplantı yaptığınız kişilerle iletişimde kalmalısınız. Eğer size yatırım konusunda cevaplarını daha sonra verecekleriniz söylediyseler, toplantı sonrasında uygun bir süre içinde teşekkür epostası ve cevaplarını beklediğinizi anlatan bir ileti gönderebilirsiniz. Sakın bu epostanıza cevap almayınca 1-2 gün sonra tekrar tekrar eposta göndermeyin. Sabretmesini bilin. Eğer söyledikleri süre içinde cevap göndermediyseler 2 hafta içinde hatılatıcı nazik bir ileti gönderebilirsiniz, bu kadar. Bunun dışında karşı tarafı rahatsız etmeyin. Size yatırımı gerçekten düşünüyorlarsa sizin toplantı sonrasında verdiğiniz iletişim adreslerine mutlaka ulaşacaklardır. Spam klasörünüzü zaman zaman kontrol edin, bazen bu tür epostalar bile gözden kaçabilmektedir. Eğer size hayır yanıtını toplantı sonrasında verdiyseler, kibarca iletişim bilgilerinizi ve ilgileri için teşekkür iletisi atmayı unutmayın. Projenizde büyük gelişmeler oldukça onları haberdar edebilirsiniz. Bu periyod karşı tarafı sıkmayacak düzeyde olmalıdır. Uzun iletiler yazmaktan kaçının.
Kaynaklar: Yatırımcılara yapılacak sunumlar konusunda okumanız gereken ve bu yazı için kullanılmış kaynaklar
Kod adı “Bıldırcın”
June 21st, 2009 • Uncategorized • 9 comments
Bugün medyanın ekonomi sayfalarında boy boy yer alan büyük şirketlerin yöneticilerinin 1950 – 60 kuşağı olduğunu düşünürsek, mezun oldukları üniversitelerde okudukları işletme ve ekonomi kitapları 1970’li yıllarda hatta bir kısmı 1960’larda yazılmıştı. Eğer kendilerini sürekli yenilememişlerse şu anda endüstri devriminin yığın üretim kuralları üstüne stratejiler geliştiriyor olmalılar. Kıt kaynaklar, altın, petrol ve üretimin ana başlıklar olduğu yıllardan bu yana çok zaman geçti. Coğrafi mesafeler internet ve yeni teknolojilerle aşılıyor. Pazarlar genişliyor, rakipler farklılaşıyor.
Bu paragrafı yazalı nerdeyse 10 yıl geçti. 1999’daki bir yazımın başından aldım koydum. Değişen hiç bir şey yok. Geçen hafta internetin yenilenen dünyasını ve web 2.0 kavramını anlatmaya elektronik sektöründeki büyük bir marka firmaya gittim. Firmanın yöneticileri ve müşterilerine interneti iş modellerinde nasıl daha etkin kullanacaklarını anlatacaktım. Sunum öncesinde bir kaç soruyla yeni ekonomi konularındaki ilgilerini öğrendim. Sonuç inanılmazdı. Gazeteler, mesajlama ve eposta arasına sıkışmış bir yönetici dinleyicisinden bahsediyoruz. Bugün bir çok yeni internet şirketi bu büyük holding yöneticilerinden randevu almak ve ilk sermaye yatırımı almak için çabalıyorlar. Bu devasa holdinglerle her toplantı beni büyülüyor. Şirketlerin CEO’ları ve genel müdürleri esasında bu yeni ekonomi kavramındaki fırsatı sürekli okuyorlar ve ilgileniyorlar ama hiç bir şey bilmiyorlar. Kulaktan dolma bilgilerle yaklaşıyorlar. Belki de bu sebeple girişimci kuşakla aralarında büyük bir uçurum oluşmuş durumda.
Gelin 2006 yılında twitter’i Türkiye’de kurmak için çabalayan bir Jack Dorsey düşünelim.
- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Ne blogging?
- Mikro blogging
- Nedir o bizim web sitemiz var.
- Bakın efendim bu bir web sitesi değil 140 karakterle internet kullanıcılarının kendilerini takip edenlere metin tabanlı içerikleri okumalarını sağlayan bir sistem
- Yok kardeşim bizim web sitemiz var, öğrenci bir arkadaş var o yapıyor
Ya da
- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Blogların bir web sitesinden farkı nedir ki? Siz neden bunu yapıyorsunuz ki?
- Mobil cihazların yaygınlaşmasıyla beraber internet kullanıcıları her yerden metin tabanlı paylaşım yapabilecekler
- Hmm akıllı çocuğa benziyorsun sen gel bizde çalış, dolgun maaş veririz.
Bir kısım şirketlerden toplantı için randevu alabileceğini bile düşünmüyorum twitter’in kurucusunun. Hele sektöründe öncü olan telekom oparatörleri kesin şöyle bir cevap yapıştırırlardı.
“Mobil gelirler üzerinden % 50 alırız bunun bir kısmı vergi vb gidiyor zaten geri kalan kısmın giderleri de düşünce sana % 5 gibi bir pay kalır. Biz işbirliği yaptığımız ortaklarımıza para kazandırıyoruz. Eğer kabul edersen sana okkalı bir sözleşme imzalatırız. Bir sorun olursa bizim bir yükümlülüğümüz olmasın. Ha bir de bu olayı sadece bizimle yapabilirsin. “Exclusive” lik olayı yani …”
Daha sonra twitter’in kurucusu Jack Dorsey adını bildiği fakat şirket içinde ne yaptığını bilmediği en az 10 kişiyle daha farklı 8 toplantıya girip, yapmak istediklerini tekrar baştan anlatıp karşısındaki yeni işe başlamış uzmanlara sistemini çalışacağını ikna etmekle geçecek en az 6 ayı bu büyük şirketle geçebilirdi. En son pazarlama bölümüyle yapacağı bir toplantıda
“Bizim yazılımcı arkadaşlarımız var, bunun daha iyisini yaparlar. Pazarlama bütçemiz çok büyük. Basın lansmanı için Ekim ayını düşünüyoruz, istersen gel gelir paylaşımı yapabiliriz.” cevabını duyabilirdi.
Bu yapılan toplantılardan genel müdürün haberi bile olmayabilir, haberi olsa iş modelini anlamayabilir veya milyar TL lik bilançoyla, 4-5 ülkede şirket alımlarıyla uğraşırken bu işe 5 dk fazla ayırmazdı. 2006 yılında üç sene sonra twitter fenomen olunca içerde neden biz bu tür projeleri kaçırıyoruz toplantıları yapılır. Şirket içi reorganizasyon planlanır. Herkes yeni iş modellerini hayata geçirecekmiş gibi yapıp, “bıldırcın” diye bir projeyi başlatabilirlerdi.
Şimdi geri dönelim ve bu pahalı takım elbiseli, kol düğmeli burunlarından kıl aldırmayan yöneticilere bir kaç noktayı hatırlatalım. Bilgi ekonomisinin kuralları sizin 1970’lerde yazılmış işletme kitaplarından farklılaştı. Zaman ve hız boyutları değişiyor. İş süreçleri arasındaki süre kısalıyor. İstekler eş zamanlı kaşılanabiliyor. Mekan ve mesafe boyutu değişiyor ve sosyal ağlarla kurulan bağlantılar sayesinde mekanın önemi azalıyor. Ekonomik değer somuttan soyuta doğru yön değiştiriyor ve en önemli katma değer elle tutulmayan hizmet ve bilgiyle yaratılıyor. Eski ekonomide az bulunan, daha değerliyken yeni ekonomide değer, az olan ile değil bol olanla yaratılıyor. Üretim faktörleri arasına yenileri ekleniyor, yaratılıcılık yetenek ve buluş da üretim faktörleri arasında yer alıyor.
Maalesef ülkemizde gelişmiş bir risk sermayesi piyasası oluşmadığı için yeni girişimcilerin çoğu şirketlerin kapısına fikirlerini hayata geçirmek ve ortalık yapmak üzere gidiyorlar. İş süreçleri yeni şirketleri desteklemeye göre düzenlenmediği için büyük şirketlerin koridorlarında bu girişimciler ya kayboluyorlar ya da işin sonunda firmaların çalışanları haline geliyorlar.
Yeni ekonominin kurallarına uygun olarak büyük holding şirketleri kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Son 30 – 40 yılın tekel gibi çalışan markaları internetle beraber rekabetin kabuk değiştirdiğini yakından görmeleri “işbirliği“ kavramının nalıncı keseri gibi sadece kendi çıkarlarına değil, kazan – kazan kuralı olduğunu anlamaları gerekiyor. “Bizim daha iyi elemanlarımız var biz bunun alasını yaparız. Markamız, paramız tüm malzemeler hazır seni ezer geçeriz. Bizim 1 milyon müşterimiz var hepsine eposta gönderirsek zaten sizin iş modelini yaparız bize ne katma değer sağlayacaksınız?” yaklaşımları yerine “Birlikte nasıl çalışabiliriz? Sizin bizden daha iyi bildiğiniz neler var bunları nasıl birleştirebiliriz?” diye sormaları gerekiyor. Büyük bir firmanın oluşturduğu birikimden daha fazlasını bir yeni şirketin sahip olabileceği, odaklandıkları taktirde işlerini büyük şirketlerden daha iyi yapabileceklerini anlayabilmeleri gerekiyor.
Dışardaki yeni şirketlerle işbirliğinin yanı sıra bu markaların çalışanlarına internetteki bir çok özelliği yasaklamasına hatta bir kısım şirketlerin erişimi engellemelerine anlam vermek mümkün değil. Bilgisayar ve oyun denilince ülkemizde ciddi olmayan istenmeyen bir hava yaratılır. Ciddi toplantılarda bilgisayar oyunlarından bahsedilmez, oyun oynayan sevilmez, küçümsenir. Oysa bu sektör dünya eğlence sektörünün lokomotifi olmuştur. Playstation, Wii, Xbox devasa şirketlerin ciddi sektörler içinde ürettikleri ürünlerdir. İnternet kokulacak veya yasaklanacak bir mecra değildir, çalışanları bu konuda daha çok eğitim verdikçe bu aracı daha verimli işleri için kullanacaklardır. Bu yasakları getiren şirket yöneticileri aslında kendileri internette boş zaman geçirdikleri için çalışanlarınında boşa zaman harcayacaklarını düşünerek bu yasaklamaları getirmektedirler. İşte yine geldik aynı yere değişen kurallar ve yeni ekonominin getirdiği kavramlar. Bu konuda kendini güncellemeyen kol düğmeli yöneticilere korkunun ecele faydası olmayacağını anlatmak gereklidir.
Sonra dönüp neden Türkiye’den dünya markası çıkmadığını soruyoruz. Ekonomik düzen tam bir yengeç sepeti. Bir şeyler yapmaya çalışan girişimcilere destek olunmadığı gibi bir kaç başarılı yeni şirketi hemen ayaklarından aşağı çekmek için bekleyen bir ortam var. Kendimiz kendimize engel olmazsak bu ülkeden internet sektöründe başarılı girişimler çıkmaması için hiç bir sebep yok. Kendimizi küçük görmeyip haftanın 7 günü çalışma temposuna hazır olup gelişmiş ülkelerdeki rakiplerimizi yakalamak için çalışırsak herşey elimizden gelir.
Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla
June 13th, 2009 • Uncategorized • 1 comment
Bir internet fikri buldunuz bir çok aşamadan geçirdiniz ve yapmaya karar verdiniz. Bravo! İlk aşamayı geçtiniz şimdi sizi oyunumuzun ikinci aşaması sizi bekliyor. Daha zor engelleri aşmanız gerekecek. Bu aşağıdaki “Beni Oku” dokümanı size gelecek aşamalarda yardımcı olacaktır.
Ne zordur bu “beni oku” metin dosyalarını okumak. “kurarım kardeşim ben bu programı sen bir çekil kenara hele bir” varsayalım ki fikrinizi bir çok avcıdan koruyarak veya onların filtresinden geçirerek “eh belki tutabilir” aşamasına getirdiniz. Açılmamış bir internet projesi seviyesindesiniz o zaman bir numaralı performans olayına geçeceksiniz, yok siz siteyi beta, gama, alfa felan yaptıysanız o zaman siz iki nolu bölüme buyrun.
Neden performans ölçülsün ki ?
Zaten görmüyor musunuz gece gündüz çalışıyoruz. Geçen gece yattığımda saat 3 felandı. Yani inanılmaz bir çalışma temposunda çalışıyorum, görmüyor musunuz?
Hatta hem bir işte çalışıyorum hem de bu internet projesini yapıyorum, sen de ne yaptın müdür?
Elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz bunu görmüyor musun?
Elinizde haritanız ve pusulanız olursa ne zaman, nereye, hangi hızda varacağınızı da bilirsiniz. Harita ve pusula olmadan da yaparım diyenler olur, bırakın yapsınlar. Hedeflerinizi belirlerken unumamanız gereken üç önemli nokta var.
• Ölçülebilir
• Ulaşılabilir
• Cesaretli
Projeniz açılmış olsun veya olmasın tüm hedefleriniz ve performans kriterleriniz ölçülebilir olmalı. Örnek: sitenin üye sayısı, geliriniz, trafik, işbirliği yaptığınız şirket sayısı buna örnek olabilir. Eğer fikir aşamasındaysanız ölçülebilir hedefler koymak biraz daha zor olabilir ancak yine de fonksiyon setlerinizi açıkça ortaya koyup bir bitiş tarihi yazabilirsiniz. İşte size ölçülebilir hedef.
Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı. Ne çok düşük ne de çok yüksek hedefler koymalısınız. 100 metreyi 10 sn altında koşmanız yüksek bir hedef, 30 dk altında koşmak ise çok alçak bir hedeftir. Planladığınız hedeflere ulaşabilmek sizi motive eder, bunun yanı sıra projeniz hızlanır.
Cesaretli olmalısınız, ölçülebilir ve ulaşılabilir hedefler cesaretlendirici olmalıdır. Sizi motive etmeli ve vardığınızda yeni limanlara sizi götürebilecek kadar itici olmalıdır. Heyecanlı olun ama bu heyecanı uzun süre korumak için elinizden gelen tüm çabayı gösterin. Bu bir maraton uzun bir nefese ihtiyacınız olacak. Elinde bir sopa birden hayallerinizi gerçekleştirecek periye çok büyük bir olasılıkla rastlamayacaksınız.
Ekibinizle beraber performans değerlendirme toplantıları yapın. Bunu ciddiye alın. Zaten çalışıyoruz işte bu kadar oluyor demeyin. Neden yapamadığınızı sorgulayın. Tüm hedefler için bir sorumlu ve son tarih koyun. Değerlendirme toplantılarını periyodik olarak yapın. Çok sık yaparsanız bu size çalışmak için fırsat vermeyebilir, çok uzun sürelerde yaparsanız bu da ölçümlemeyi yapmanızda zorluk çıkartır. Yeni internet şirketlerinde veya fikir aşamasından girişime doğru yol alan ekiplerde bir aylık periyodlar uygun olur. Her ay performans toplantılarında neleri yaptığınızı ve yapamadığınızı gerçekçi olarak değerlendirin. Bu toplantılarda yapamadığınız işler için bahane uydurmayın, nasıl yapacağınıza dair çözümler üretin. Ekip toplantılarında sakın yapamadığınız noktalar için arkadaşlarınızla tartışmayın. Suçlamayın, çözüm üretin.
1. Açılmamış bir internet projesi için: Şimdi eğer projeniz açılmadıysa örnek olarak neleri hedef koyabilirsiniz.
a. Süreçlerinin dokumantasyonu (üyelik, satın alma, sadakat programı): Tüm sitenin adım adım akışının çıkartılması. Üyelik nasıl olacak. Eposta onayı olacak mı olmayacak mı? Hangi sorular sorulacak, puan mekanızması nasıl çalışacak. Akış diyagramlarıyla tüm detayları açıkça dokümante etmeniz gerekmektedir. Bunları projenin sahibi olarak sizden başka kimse düşünmez. Sakın bu detayları bir programcıya veya tasarımcıya bırakmayın.
b. İlk versiyonun tanımlanması: İlk vesiyon özelliklerini sıralayın. Bu versiyon içinde nelerin olacağını tek tek madde madde yazın. Bu versiyonun tamamlanması belki hayallerinizdeki siteyi ortaya çıkarmayacaktır ama internette hayata geçen bir proje çok daha önemlidir. Bu bakımdan fonksiyon setleri ve özellikler tek tek yazılmalıdır. İlk versiyona çok özellik yüklemeyin, kısa sürede en basit ihtiyaçları karşılacayak sayfayı hazırlayın yeterli olacaktır.
c. Veri tabanı tasarımı: Programcılar yazılıma dalmadan önce versiyon versiyon neler yapacaklarını çok iyi bilmelidirler. Veri tabanı tabanı tasarımı önemli bir bölümdür. Yazılıma doğrudan girişmeden önce üzerinde detaylıca düşünülmelidir. Yeni bir internet projesinin hedefleri arasında veri tabanı tasarımının ne zaman bitirileceği yer alabilir.
d. Site tasarımı (html, psd): Site tasarımı ilk versiyondaki özelliklerle uyum sağlamalı, fazla fonksiyon setleri konulmamalıdır. Sitenin tasarımının psd olarak bitirilmesi sonra bunun html veya css’e çevrilmesi yeni projelerde önemli bir yer tutar. Gözle gözüken hatta en zevkli kısım bu tasarım bölümüdür.
e. Beta çalışabilen site: Tüm özellikler, yazılım vb. Tamamlandıktan sonra kapalı veya açık bir beta sitenin açılma tarihi çok önemli bir performans göstergesidir.
f. Beta sürecinde kullanıcı sayısı: Beta süreci içinde kaç kişiyi üye yapacağınızı isterseniz önemseyebilir, isterseniz hedef olarak yazmayabilirsiniz. Ancak bu madde kriterler arasında akılda bulundurulabilir.
g. Beta sürecinden gerçek versiyona geçiş: Beta süreci sonsuza kadar sürmez bununda belli bir süresi vardır. Hataları düzeltip, versiyona geçmek için kendinize bir hedef belirleyebilirsiniz.
Bir proje hayata geçtiyse sayılarla hedef koymak daha kolaylaşır. Artık sanal dünyanın ortasında bir ada olarak yerinizi almışsınızdır. Bu gemiyi alıp bir yere ulaştırmak zorundasınız. “Nereye gideceğini bilmeyen kapatana hiçbir rüzgar yardım etmez“ Haritanız elinizde nerede olduğunuzu ve ne kadar süre içinde nereye gideceğinizi bilmeniz gereklidir. Yoksa kuzey rüzgarı sizi güneye, güney rüzgarı kuzeye atar. Ortada bir yerde kalır durursunuz.
2. Projeniz beta aşamasında veya tamamen açılmış olabilir: Açık bir internet projesi için hangi maddeler örnek hedef olabilir? İşte 6-7 örnek
a. Satış, ciro, gelirler: En sevdiğim madde. Sitenizi açtınız, ne kadar süre içinde kaç lira kazanmayı hedefliyorsunuz. Satış rakamlarınız sizin için en motive edici kriter olmalıdır. Çok çalışıyoruz ama para kazanamıyoruz bahanesini geçin. “Çok müşteriyle konuştuk ama satış olmuyor“ bahanesini duymak bile istemiyorum. Satış yapacaksınız. Ağzından girip burnundan çıkıp satışı gerçekleştireceksiniz. Bunun lamı cimi yok.
b. Müşteri ziyareti: Bankacılıkta haftalık müşteri ziyareti sayısı bazen önemli göstergelerden birisidir. Ne kadar çok yeni müşteriye giderseniz satış yapma ihtimaliniz o kadar artar. Eski müşterileri ziyaret ederseniz, hem ilişkinizi korumuş olur hem de bilgilerinizi güncellersiniz. Yeni ürünleriniz varsa satabilirsiniz. Eğer B2B satış yapan bir iş modeliniz varsa haftada ziyaret edebileceğiniz müşteri sayısı bir çok faktöre göre değişebilir; içinde bulunduğunuz sektör, yaşadığınız il, kapasiteniz vb. B2C iş yapıyorsanız ulaşabileceğiniz potansiyel müşteri sayısıda kriter olabilir. Bunları istatistiklerinizden takip edebilirsiniz. Sepetine bir ürün eklediyse bu güzel bir gösterge olabilir. Sepetin son aşamasına gelip çıkıyorsa işte size potansiyel müşteri sayısı.
c. Ödeyen müşteri sayısı: Bir önceki maddede yer alan potansiyel müşterilere ulaşmak önemlidir ama eninde sonunda gol atmanız lazım. Aylık satış yapacağınız farklı müşteri sayısı en önemli kriter olabilir. Bu madde doğrudan sizin ciro hedefinizi etkileyecektir. Bir çok ürününüz varsa ciro – müşteri sayısı bağlantılı olmakla beraber aynı hedefler değildir.
d. Karlılık: Bir çok müşteriye satış yapabilirsiniz, ciroyuda tutturmuşsunuzdur ama kar marjı düşük cep telefonlarından satmışsınızdır ya da eticaret sitenizden altın külçe satıyorsanız ciro hedefi tamamdır ama karlılık %1 lerde kalmıştır. Karlılıkta tüm diğer düğmelerle beraber hareket ettirilmelidir. Aynı anda hedeflere ulaşmak lazımdır. ( Ne kadar güçleşti oyun yahu. Tüm hepsini yapamayız ki. Elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Görmüyormusun müdür? Dün bütün gece çalıştım durdum, sende yanımdaydın )
e. İstatistikler (trafik, sayfa görüntülenme, ortalama zaman) Sitenizin istatistiklerini ne küçümseyin ne de abartın. Binlerce kişi sfitemize geliyor diye etrafınızdakilere anlatmaya kalkarsanız yalanınız yatsıya kadar yanar. Gerçek rakamlarınızı söylerseniz hiç bir zaman sorun yaşamazsınız. Günlük olarak istatistiklerinizi takip edin. Soru geldiğinde hangi rakamı paylaşacağınızı hangisini gizli tutacağınızı tüm ekip bilsin. Bakar öğrenirim aşağı yukarı şu kadardır diye cevap vermeyin. Bu bilmiyorum demekten daha kötüdür. Zaten sitenizin genel istatisiklerini de bilin. Detaylı istatistiklere dönüp bakabilirsiniz. Tüm bu rakamlar sizin en güzel performansınızı gösterecektir. Size olan ilgi arttıkça siteniz daha çok ziyaret edilecek veya sitede kalınan süre artacaktır. Geleceğe yönelik eğilimleri rakamlarla tahmin edebilirsiniz.
f. Üye sayısı: İstatistikler sitenin ziyaretçi sayısı, ortalama zaman, sayfa görüntülenmeyi ölçerken, siteniz üyelik alıyorsa bu rakamda önemli bir gösterge olacaktır. Kendi isteğiyle üye olanların sayısı hedefleriniz arasına girebilir. Aynı şekilde ayrılan üyelerin yüzdesini de takip etmelisiniz. Havuzu yukardan doldururken aşağıdan kaçak olmamalı.
g. Yeni ürün sayısı: Her iş modeline uygun olmamakla beraber, yeni ürün geliştirme sayısı da hedefler arasına girebilir. Bazı zamanlar yelpazenizi arttırmak satışlara positif etki yapabilir. Bu madde tamamen iş modeline ve şirkete göre değişebilir.
h. Yeni versiyon, yeni özellikler: Yeni versiyonunuzun fonksiyonlarını ve yapacaklarınızı aynı açmadan önce yaptığınız gibi açıkça yazmalısınız. Ne zaman hangi özellikleri koyacağınızı bilmelisiniz. Yazılımcılar elimizden geldiğince hızlı yaparız, en kısa sürede bitiririz gibi süreler verebilirler izin vermeyin, onlardan son tarihler isteyin. “10 Haziran 2010 Perşembe saat 17:00 de bu versiyonu açıyoruz“ cümlesinin altına onaylarını mutlaka alın. Muhlak tarihler vermeyin. Kesin tarihler olsun. “Haziran’da bitiririz, hafta sonu çalışıcam, yarın akşam bir bakayım“ hedef olamaz.
i. Altyapı verimliliği: Açık bir internet sitenin yüklenme hızı önemli bir değişken olabilir, bu verimliliğin arttırılması yazılı hale getirilebiliyorsa hedef olabilir. Sitelerin işlevlerini hızlı yerine getirmeleri önemli sonuçlar doğurur.
j. İşbirlikleri, ortaklıklar: Müşteri ziyaretleri gibi önceden işbirliği yapabileceğiniz üçüncü tarafları belirlemeli bunları hedefleriniz içine koymalısınız. Bu taraflarla tanışmalı, toplantılar yapmalı ve karşılıklı fayda sağlayacak modeller ortaya koymalısınız. İş birliği yapacağınız firma, site veya şirket sayısı ve yaptıklarınız performanslarınız arasında yer alır.
k. Pazarlama: Reklam harcamalarınız, ROI oranları önemli gösterge olabilirler. Bunun yanı sıra basın bültenlerinizi gönderdiğiniz ve yayınlanmasını sağladığınız haber sayısı, sosyal mecrada sizden ne kadar bahsedildiği rakamsal olarak gösterilebiliyorsa sizin performans toplantınızda konuşulabilecek bir madde olabilir. Yaptığınız işleri anlatacağınız blog yazarı sayısı, yer aldığınız dergi makalesi belki bazı internet şirketleri için hedef olabilir.
Performanslarınızı üçer aylık belirleyebilir aylık hedefler koyup bunları gerçekleştirmek için haftalara bölebilirsiniz. Daha sonra her ay sonunda önceden belirlenmiş bir tarihte aylık performansınızı oturup ekip arkadaşlarınızla veya bir yönetim kurulunuz varsa onlarla mutlaka ciddi bir toplantıda konuşmalısınız.
Hedeflerin ne kadar yakınında veya uzağında olduğunuzu değerlindirmelisiniz. Eğer hedeflerin çok üstünde veya altındaysanız o zaman revize etmeniz gerekebilir. Hedefleri koyun ancak onların üzerine oynamayın yani gerçekleştirebilme yeteniğiniz varken gelecek aya bir müşteriyi sarkıtmayın. Her hedefin bir sorumlusu ve gerçekleştirilme tarihi olmalıdır. Unutmayın bu şirket sizin, başkası için çalışmıyorsunuz. Kendinize hesap verin.
“Hedefleri koyarız sorun değil, tamam hepsi benim aklımda zaten, daha önce de yazmıştık bunları” gibi cümleleri söylettirmeyin. Bir sayfalık özet hedef tablosu, arkasına detaylı 2-3 sayfalık açıklamaları koyun ve altına imzalarınızı atın. Bu önemlidir, imzalanmış dokümanları dosyalayın, toplantıdan önce masanın üzerine koyun. Sorumlusu 1 ay içinde neler yaptığını anlattıktan sonra hedeflerin ne kadarına ulaştığını eğer altındaysa bundan sonraki ay neler yapacağını anlatsın.
Bahane üretme toplantıları yapmayın. Her toplantı sonucunda bir çözüm, uygulayacak kişiler ve gerçekleştirilme tarihleri ortaya konulmalıdır. Toplantılarınız eğlenceli ama laubali olmasın, ciddi fakat sıkıcı olmasın, herşeyin üzerinden geçin ama uzun tutmayın. Bunları başaramıyorsanız bir araya gelip Playstation oynayın.
Özetle: “Nereye gideceğini bilmeyen kapatana hiçbir rüzgar yardım etmez“
İnternet girişimlerine yatırım yapacak ilk 10 yatırımcı
June 7th, 2009 • Girişimciler • 2 comments
Uyarı: Bu yazıda anlatacaklarımı sakın evde tek başınıza denemeyin. Uzman yardımı olmadan kesinlikle yazıda geçenleri uygulamayın. Aşağıda yazılanlar sadece bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Yazarın sorumsuzca uygulamalardan dolayı bir sorumluluğu yoktur.
Ne yapmak istiyorsunuz? Bunu çok açıklıkla anlatabilmelisiniz. 3 dk içinde ne yapacağını anlatamayan bir girişimci yatırımcı aramaya başlamamalıdır. 3 dakikalık sunum için tekrar tekrar çalışmalıdır. Peki bu adımı geçtiğinizi düşünelim. Niçin para arıyorsunuz? Bu sorununda çok ikna edici cevapları olmalıdır. Yok efendim benim belli bir maaş almam lazım, sabit giderlerimi karşılamam, hayat seviyemi korumam, borçlarım var felan filan gibi sebepleri sakın para istediğiniz kişiye saymayın. Size başlangıçta para verecek olan kişi bu başlangıç sermayesinin ne için harcanacağını çok basit ve açıklıkla anlaması lazım. Unutmayın “Niçin para arıyorsunuz?” sorusunu kendinize soracaksınız. Belki de sizin hiç başkasının parasına ihtiyacınız olmayabilir. Bunu bilebilmenizin çok basit bir yolu var, birinci soruya geri dönün: “Ne yapmak istiyorsunuz?” Örnek: İnternetten sandalye alıp satacağım. Nelere ihtiyacınız var? Bunları nasıl temin edebilirsiniz? Ne kadar harcamanız lazım? Ne kadar süre içinde bu harcamaları yapmanız lazım. Unutmayın işe giderken kiralık bir BMW’ye de binebilirsiniz veya Minibüsle de gidebilirsiniz. Arasında dağlar kadar “nelere ihtiyacınız var” farkı çıkar.
Bu yazı ne iş yapacağını bilen, bu yapacağı işin karlı, ölçeklenebilir ve doğru iş modeli olduğunu anlamış girişimciler için kaleme alınmıştır. Bu adımları geçmeden doğrudan sermaye aramaya kalkmayın. İşin ilginci işiniz için aradığınız maddiyat çok yakınlarınızda olabilir. Bu bakımdan ne kadar ihtiyacınız var? Ne kadar süre bu miktarla büyüyebilirsiniz bunu da çok iyi bilmeniz gerekiyor. İnternet şirketinizi kurarken “yatırımcı bulmak” kelime öbeği herkese çekici gelsede, aslında şirketinize dışardan gelen kimselere karşı yeni sorumluluklarınız doğacağından artık girişiminiz farklı bir aşamaya geçmiş olacaktır. Bu kişilere karşı sorumluluklarınız doğacaktır. Kısaca hesap vermek zorunda olacaksınız. Bunu başlangıçta bir yere not edin. İkincisi azınlıkta olsa çoğunlukta olsa yatırımcı bulduğunuzda sizden beklentiler yükselecektir. Stres katsayınız ve son tarihlerle çalışma zorunluluğunuz ortaya çıkacaktır. Bu girişiminizde başarısız olur, verdiğiniz sözleri yerine getiremezseniz bir sonraki girişiminizde bu tecrübe önünüze çıkabilir. Bu bakımdan şirketinizin erken aşamalarında dışardan yatırımcı aramak bence gerekli değildir. Ortaya çıkartacağınız versiyon hiçbir zaman hayallerinizdeki iş modeli olmayabilir, büyük düşünüp küçük adımlarla başlamalısınız. Bu anlamda fikir aşamasından sitenin belli bir kullanıcı veya belli gelir rakamlarına kadar yatırımcınız olabilecek kaynakları size yazmak istedim. Bunları büyük ihtimalle siz de biliyorsunuzdur. Zaten bildiklerimizi yazmışsın, biz de yatırımcıya nasıl ulaşacağımızı düşünerek yazıyı buraya kadar okuduk diyip bundan sonrasına devam etmeyebilirsiniz. O bakımdan burada kısa bir çay arası verelim, devam etmeyecekleri burada bırakalım. Okumaya karar verenlerle yazının diğer kısmına birazdan devam edeceğiz.
Bu Fringe ve Lost yapımcılarını buradan tebrik edeyim istedim. Basit bir öyküyü güzel bir anlatımla ne kadar çekici hale getiriyorlar. Bravo!.. Pazarları oturup DVD’lerini seyrediyoruz ailecek. Biraz önce “Home” belgeselini internetten indirdim, bunuda seyretmek istiyordum. Daha önce “Zeigest”i saatlerce televizyonun önünden kalkmadan izledim. Bayağı yorucu olmuştu. Yeni demli çaya kim hayır der ki. 20 dakika ocak üstünde bekleyen demliği mutlaka tazelemek lazım. Bayat demin kokusunu hemen alırım, damakta kötü tat bırakır. Evet, devam etmek isteyenlerle ara verdiğimiz yerden yazının kalan kısmına devam ediyoruz.
Sorumuz şu: “İnternet girişiminizin fikir aşamasından şirketin erken aşamalarına kadar ilk yatırımcılarınız kimler olabilir?”
Tekrar uyarı: Yazının bu bölümünde başa yazdığım uyarıyı tekrar hatırlatmak istiyorum. Aşağıdakiler tamamen benim kişisel fikirlerimdir. Lütfen uygulamadan önce uzmanlarına danışın, kararlar tamamen sizin sorumluluğunuz altındadır. (Kaynakça 1 ve 2 yi mutlaka okuyun)
1. Kendiniz: İşin fikir aşamasından şirketin erken aşamalarına kadar kendiniz yatırım yapıp riske girerseniz bu önemli bir adım olacaktır. Sizin işe ne kadar inanmış olduğunuzun bir göstergesidir. Kişisel birikimlerinizi sermaye olarak koyabilirsiniz. Bunun az veya çok olması farketmez sizin bu yolda birikimlerinizi harcama fikrinizi uygulamanız bile önemlidir. Kişisel birikimler sünnette, düğünde gelen altınlar, arabanız, eviniz olabilir. Birikmiş vadeli hesabınız, hisse senetleriniz, fonlarınız diğer örnekler olabilir. Öğrenciyseniz biriktirdiğiniz veya biriktirmediğiniz burslarınız, harçlıklarınız bu maddeye örnek olabilir. (Lütfen bu maddeyi okuduktan sonra uyarımı hatırlayın)
2. Aile: Yapacağınız işi ilk önce anne, baba ve eşinize anlatırsınız. Onlar eğer bu dünyaya uzaksalar ikna etmeniz zor olabilir, ancak basit bir metodla ne yapacağınızı ve niçin yaptığınızı anlatırsanız hiç bir ebeveyn çocuğunu yanlız bırakmaz. Unutmayın bu büyük bir yükümlüküktür. Bundan sonra başarılı olmak için ağır sorumluluk altına girersiniz. Her anne ve baba olsun yavrum helali hoş olsun diyebilir ama onları işin içine kattığınız andan itibaren çok daha fazla enerji harcamalısınız.
3. Yakın akrabalarınız: Kuzenleriniz, yeğenleriniz, kardeşleriniz diğer kaynaklarınız olabilir. Anne, baba ve eşiniz kadar olmasada yakın akrabaların yüküde önemlidir. Omuzlarınıza çöküverirler. Sakın paralı diye işe sürekli karışabilecek bir akrabanızı dahil etmeyin. Çekirdekten uzaklaştıkça sizin işinizde zorlaşabilir. Örnek akrabalarınız size her ay hesap sormazlar, sizin başarılı ve mutlu olmanız için çabalarlar. Dışa doğru gittikçe buna ticari gözle bakarlar.
4. Yakın arkadaşlarınız: En yakın arkadaşınız size ilk yatırımcı olabilir. Burada dikkat edeceğiniz yakın arkadaşlarla bazen ticari işlerin yapılmayacağıdır. Yaşamınızda para haricinde çok yakın arkadaşlıklar ticari ilişki sırasında farklılaşabilirler. Bu bakımdan bunun değerlendirmesini çok sıkı yapın. En yakın arkadaşlar bazen yanlış seçimler olabilirler. Dostluklarınızı kaybetmektense işe başka bir yöntemle başlamak daha doğru olabilir.
5. Uzak arkadaşlarınız: Öğrencilik, askerlik veya işiniz sırasında arkadaş olduklarınız sizin fikrinize ilk sermayeyi veriyor olabilirler. Öğrencilik sırasında yakın olmadığınız fakat görüştüğünüz bir arkadaşınız belki fikrinizi en iyi anlayan birisi olabilir. Yakın bir arkadaşınız olmasa bile aynı öğretim hayatı sırasında benzeri vizyona sahip olduğunuzdan dolayı yakın arkadaşlarınızdan daha verimli bir ortaklık kuruyor olabilirsiniz. Bu arkadaşınız bir başkasını da işin içine çekmeye çalışıyorsa bu durumu dikkatli değerlendirin. Uzun vadede sorun yaratacak ortaklıkları başta kurmamak daha iyidir. İş arkadaşlarınız sizinle aynı sektörde çalıştığı için yine sizin bakış açınızı anlayabilirler. Yapacağınız işe başlangıç için ticari bir ortamda daha önceden çalıştığınız için başlangıç için uygun olabilir.
6. Patronunuz, yöneticiniz: Çalıştığınız iş yerinin patronu veya yöneticiniz sizinle beraber işe ilk sermaye koyabilirler. Yeni kurulacak iş yapısında alt-üst ilişkisini çok iyi düzenlemelisiniz. Eski işinizdeki düzeni yeni girişiminizde devam ettirmemelisiniz. Eskiden yöneticiniz olan birisiyle ortak olmanın sorumlukluklarını her iki tarafta çok yakından anlamaları gereklidir.
7. Bankalar: Gerçi bu son olarak düşenebileceğiniz bir seçenek olmalıdır. Bankalar kredi veren kuruluşlardır. Sizin gözünüzün yaşına veya yaptığınız işe bakmazlar. Kredi kartlarınızın limitini kullanabilirsiniz, bireysel kredi alabilirsiniz. Krediyle işinizi kurmak riskinizi daha da arttırır.
8. Diğer girişimciler: İnternet üzerinde başarılı olmuş girişimciler sizi en yakından anlayacak kişiler olabilirler. Eğer yaptığınız işi onlara anlatma fırsatınız olursa bu girişimciler size başlangıç sermayesi konusunda yatırımcı olabilirler. Aynı sektörde iş yapacağınızdan onların işbirliği yaptığı taraflarla tanışma, ortak kaynak kullanımı ve tecrübe paylaşımı gibi kolaylıklar olacaktır. İşiniz hızlanabilir.
9. Müşteriler, tedarikçiler: Başlangıç kısmını biraz geçirdiğiniz andan itibaren eğer tedarikçilerle çalışıyorsanız onlar sizin işinize ilgi duyabilirler. Yaptığınız iş modeli onların kolaylıkla anlayabileceği bir internet sitesi olacağı için tedarikçilerle konuşmak doğru olabilir. Bunun yanı sıra müşterilerinizde sizin ilk yatırımcılarınız olabilirler. Müşteriler arasında bu işe para koyabilecek hatta büyütebilecek varlıklı kişiler çıkabilirler.
10. Diğer kuruluşlar, profesörler, kuluçka merkezleri: Bu madde yurtdışında çok daha etkin çalışabiliyor. Üniversiteler kuluçka merkezleri gibi hareket ediyorlar. Kurdukları labaratuarlarla yeni girişimcilere destek veriyorlar, onların başlangıç aşamasından ileri gitmeleri için hızlandırıcı birçok destek sağlayabiliyorlar. Son yıllarda Türkiye’deki vakıf üniversiteleri başta olmak üzere bazı hocaların bu konuya ilgi duyduklarını gözlemleyebiliyoruz. Özyeğin Üniversitesinin kendisini girişimcilik konusunda konumlandırmak istediğini basından takip etmek mümkün. Kosgeb, Tübitak destekleri de unutulmaması gereken noktalar. (Kaynaklar: 1 ve 2)
Özetle: Kendi internet girişiminizi kuruyorsanız başlangıç aşamasından belli bir büyüklüğe gelene kadar profesyonel yatırımcı yerine kendi kaynaklarınızla finanse etmenizi öneririm. Bu yöntem verimli sermaye kullanma konusunda sizi eğitecektir.
Okunması gereken kaynakça:
1- Girişimcinin Kontrol Listesi
Orjinal isim: The Entrepreneur’s Book of Checklists
Robert Ashton
Optimist Yayın Dağıtım / İş – Yönetim Dizisi
2- Kendi İşini Kurmak İsteyen Girişimcinin El Kitabı
Orjinal isim: The Art Of The Start
Guy Kawasaki
MediaCat Kitapları / İş Kitabı Dizisi
Okurken kendi işinizi kurmanın 10 yolu
May 30th, 2009 • Girişimciler • 13 comments
Bir üniversite veya yüksek okulda okumak birçok öğrencinin hayalidir. Yanlış bir eğitim ve öğrenim sistemi içinde bir üniversitede okumaya başladıysanız sistem sizi başından sonuna kadar şirketlerde bir çalışan olarak hazırlayacaktır. Mezun olduktan sonra yakın çevreniz sizin bir masa bir kartvizit sahibi olmanız için size baskı yapmaya başlayacaktır. Hele okul bittikten sonraki dönemde bu baskı daha da artar. İşsiz olduğunuzu söylememek için birçok yol bulmaya çalışmaya başlarsınız. Bu sebeple sevmediğiniz bir işte ve sektörde çalışmaya başlayabilirsiniz. Bu otoyoldan çıkış bazen oldukça uzak bir tabeladan sonra olabilir. Yani işin bir de alternatif maliyeti var. Yanlış bir iş bütün yaşamınızda sizi mutsuz edebilir.
Aslına bakacak olursanız herkesin istediği bir işte severek çalıştığı bir ekonomi çok daha verimli olur. Ülkenin toplam geliri çok daha hızlı artar. Yenilikçi birçok ürün ortaya çıkar, yabancı rakiplerinden üstün firmalar doğar. O zaman eğitim ve öğrenim sistemimizde öğrencileri verimli şekilde çalışabilecekleri hatta kendi işleri kurmaya özendirici yapıların kurulması şart.
Özellikle teknoparkların bir an önce büyük şirketlerin vergi kaçırdıkları alan olmasının önüne geçilmeli, küçük girişimcilere destek verecek, yeni birçok fikrin filizleneceği mekânlar haline getirilmesi için harekete geçilmelidir. Üniversitelerle sektörlerin yıllardan beri bitmeyen üniversite – sanayi işbirliği kavramı artık pratiğe dökülmelidir. Maalesef yurtdışında yakalanan bu işbirliği Türkiye’de istenilen seviyelere hiçbir zaman getirilmemiştir.
Ülkeyi kurtardık gelelim asıl meseleye. Bir okulda okurken kendi internet girişimini başlatmak isteyen öğrenciler neler yapmalı. İnternet girişimciliği konusunda birçok üniversitede panel, seminer ve toplantı sonucunda elde edindiğim izlenimleri 10 maddeye toparladım.
1. Çalışın: Staj yapın, yarı zamanlı çalışın, yaz tatillerinde tam zamanlı çalışın. İş dünyasındaki insanlarla tanışın: Okullara kapak atıldığında aslında eğlencenin dibine vurmak için uygun zaman aranır. Hatta sık sık bunun dozu kaçırılır. Eğer bu seviye optimumda tutulmazsa emin olunki sonu hayırlı olmayabilir. Yazın ve final sınavları aralarında hatta hafta sonları bile değerlendirebileceğiniz zamanlardır. Mutlaka okurken her yaz farklı bir sektörde staj yapın. Bu stajı uzun tutun. En az 2 ay mümkünse 3 ay staj yapın. Eğer yaz okuluna gidiyorsanız yarı zamanlı staja devam edin. İş dünyasına yakınlaşın. Size kitaplarda anlatılanlarla gerçek hayattakiler arasında bağ kurmaya çalışın. İş dünyasındaki insanlarla iletişim kurun onlarla sürekli temas halinde kalın. E-postayla periyodik olarak onları sıkmayacak şekilde bilgilerinizi güncelleyin. Ders zamanlarında onları ziyaret edin. Derslerinizi etkilemeyecek şekilde dönem içinde yapabileceğiniz küçük işler varsa onlara yardımcı olun. Eğer aile şirketi varsa küçükte olsa sorumluluk alın ve tüm ders yılında ailenizin işinde bilfiil yardımcı olun. En ucuz tecrübeler hep başkalarının yanında öğrenilir. Gözlerinizi, kulaklarınızı açık tutun. Çalışırken öğrenin. Bunları blogunuzda paylaşın.
2. Araştırma yapın: İhtiyaçları sadece öğrenciler çevresinde değil, tüm sektörlerde görmeye çalışın. İş fikirleri geliştirin ancak hepsini yapmaya çalışmayın. Genellikle okuldayken tüm öğrenciler ihtiyaçları eğitim hayatı içinden görürler. Sanki tüm dünya öğrenciler üzerine kurulmuştur. Okuldaki talebi görmek önemlidir. Belki çok yeni bir pazar keşfedebilirsiniz, ama unutmayın tüm ekonomi öğrenciler veya gençler üzerine kurulmamıştır. Üniversite veya yüksek okullar araştırma yöntemlerini size gösterirler. Bu araç elinizde olursa her türlü konuyu detaylı öğrenmek sizin elinizde olur. Hem gerçek dünyada hem de internette araştırma yapın. Ticaret odaları, sanayi odaları, meslek birliklerine, kütüphanelere gidin. Sayılarla ve istatistiklerle haşır neşir olun. İnterneti sadece gazete, eposta ve anlık mesajlaşma için kullanmayın. Her internet sitesine girdiğinizde yaptıklarını analiz edin. İş modellerini çizin. Nasıl yaptıklarını öğrenin. Öğrencilik sırasında yapmak istediğiniz onlarca fikir ortaya çıkabilir. Sırayla hepsini yapacağız yanılgısına düşmeyin. En önemli iş fikrini ortaya çıkardıktan sonra sadece onun üzerinde çalışın. Dikkatinizi dağıtmayın. Onlarca tavşanın peşinde koşarsanız hiçbirisini yakalayamazsınız. Beyaz tavşanın peşine düşün.
3. Sosyal çevre edinin. Arkadaşlarınızla ilişkinizi geliştirin: Okurken tüm arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmaya çalışın. (Bu cümle kötü niyetli olarak okunmasın, makalenin konusunun sadece okurken kendi işinizi nasıl kuracağınız olduğunu unutmayın) Mezuniyet sonrasında arkadaşlarınız sizin işbirliği yapacağınız şirketler haline gelecekler. Sadece kendi okunuzla kalmayın. Başka bölümlerdeki öğrencilerle, diğer şehirdekilerle tanışın. İşbirliği yapabileceğiniz noktaları ortaya koyun. Bu şekilde belki gelecekteki ortağınızı bile bulabilirsiniz. Sosyal çevre edinmeyi bir alışkanlık haline getirin. Fikirleriniz dünyanın en yaratıcı fikirleri bile olsa da unutmayın iş insanlarla yapılıyor. Sadece öğrencilerle değil staj yaptığınız veya partime çalıştığınız şirketlerde iş dünyasından insanlarla da tanışın ve iletişimi internet ortamında koparmadan devam ettirmeye çalışın.
4. Seminer, panel, konferanslara katılın. Kitap okuyun. Yanlış arkadaş çevresine takılırsanız bu tür etkinlikler aranızda küçük düşürücü aktiviteler gibi algılanabilir. Bir panele veya seminere gittiğinizde inek damgası bile yiyebilirsiniz. Unutmayın ekmek aslanın ağzında. Mezun olduğunuzda sizi büyük bir rekabet bekliyor olacak. Dozunda eğlenenin arkadaşlarla takılın ama iyi bir konferansı veya iş dünyasından birisiyle sohbeti kesinlikle kaçırmayın. Kulüplerin düzenlediği bu tür etkinliklere bazen taşıma su şeklinde zorla öğrencilerin getirildiğini görüyorum. Konuşma bitse de gitsek şeklinde bakıyor oluyorlar. Soru sorulmuyor, bittiğinde evli evine köylü köyüne dağılıyorlar. Her konferansa katılmak zorunda değilsiniz. Kendi işinizi kurmak istiyorsanız ilgi alanlarınıza göre bir seçim yapabilirsiniz. Önerim iş dünyasından gelen tüm çalışanların ve özellikle de kendi işini kurmuş olanlarla olan sohbetleri kaçırmamanız. Bunun yanı sıra işletme, yönetim, pazarlama, satış, muhasebe, ekonomi konularındaki seminerleri pas geçmeyin. Sadece okunuzdaki etkinliklerle kendinizi bağlı tutmayın. Büyük şehirde oturuyorsanız diğer seminer, konferans ve panel programlarını takip edin. Diğer üniversite kulüplerinin yaptığı etkinliklere katılın. Sertifika için değil öğrenmek için salonda oturun. Konuşma sonunda soru sorun, tanışmak istediğiniz bir konuşmacıysa kendinizi tanıtın ve kartvizitini isteyin. Tüm yapmak istediklerinizi anlatmaya çalışmayın. Daha sonra e-postayla iletişim kurabilirsiniz.
5. Kulüplerde etkin rol alın: Kulüpler küçük bir şirket simülasyonu gibidir. Yönetim kurulları vardır. Belli bir bütçeleri ve yıl içinde ulaşacakları hedefler bellidir. Belki bir kongre belki bir organizasyon yapacaklardır. Kendi bütçelerini kendileri belirlerler. Satış veya sponsorluk için kulüpteki öğrenciler etkin olarak çalışırlar. Bir şirkete gidip bir ürün satmanın, bir organizasyon düzenlemenin ne olduğunu bu süreç içinde öğrenebilirler. İş dünyasıyla bu etkinliklerde çok yakın çalışırlar. Arkadaşları onların çalışanları olmamasına rağmen bir hiyerarşi içinde insan yönetimi konusunda tecrübe sahibi olurlar. Her etkinliğin bir başlangıç ve bitişi olacağı için tarihlerle çalışmayı öğrenirler. Bazen bu çalışmalar dersleri aksatabilir. Bunun dengesini yine sizin kurmanız gerekmektedir. Bir kulüpte başkan olmak oldukça iyi bir deneyim kazandırır. Açılışlarda büyük bir topluluğa konuşma yapmanın ne olduğunu anlayabilirsiniz. Kulüp çalışmaları bazen size işbirliğini öğretebilir. Sadece girişimcilik değil bir dağcılık kulübü size ekip olarak nasıl çalışabileceğinizi ve ekip arkadaşlarınıza güvenmenin değerini öğretebilir. Tüm bu tür çalışmaların sizi gerçek yaşama çok daha erken hazırlayabileceğini düşünüyorum.
6. Küçük girişim denemeleri yapın. Etkinlik düzenleyin, yıllık basım işini alın, fotokopi satın: Mezun olmadan önce yıllık basım işi bazı üniversitelerde gerçekten karlı bir iş olabilir. Hem riskli hem de zor bir girişim olabilir. Talep yaklaşık bellidir ama bu işin tüm süreçlerini kısıtlı bütçe ve yine bir ekiple yapmak oldukça zor olabilir. Küçük bir işletme simülasyonu daha. Ben yapmadım ama şu anda görüyorum ki çok güzel bir tecrübe elde edebilirsiniz. İyi düşünün öyle karar verin. Bu yazıyı okuduktan sonra yapmayın, gerçekten yapabilme potansiyeliniz varsa girişin. Sorumluluk kabul etmem. Başka küçük girişimler yapabilirsiniz. Baskısı bitmiş bir kitabı (telif haklarına tecavüz etmeden) bastırıp veya çok iyi tutulmuş notlarınızı birleştirip pazarlayabilirsiniz ve / veya eski ders yılı sorularını düzenli bir şekilde satabilirsiniz. Yılbaşı partisi, yeni jargonlar “Spring break” “ilkbahar arası”, yaza merhaba partileri düzenleyebilirsiniz. Bu etkinliklerde risk almayı para kazanmayı öğrenebilirsiniz. Bu sırada belki internette küçük eşyalar satabilirsiniz. Gittigidiyor.com’dan bir dükkan açıp veya hazır elektronik ticaret altyapılarından birisini kullanıp ürünler satabilirsiniz. Fatura yazmayı, kdv ödemeyi, gelir vergisiyle tanışmayı öğrenirsiniz.
7. Derslerinizi önemseyin: Sadece geçmek için değil öğrenmek için çalışın: Zorla sadece dersleri geçmek için değil, daha sonra faydalanacağız bilgilerin öğrenmek için çalışın. Sınav öncesi yüklenip fotokopileri ezberlemeyin. Hergün daha az vakit harcayıp düzenli bir sistem kurun. Böylece hem kendinize vakit kalır hem de sınav öncesi haftalarda stres yapmazsınız. Her ders size bir şeyler öğretir bunu anlamaya çalışın. Temel dersler çok önemlidir, altyapınızı oluşturur. İntegral logaritma vb. nerede kullanacağım diye sakın düşünmeyin. Bu temel bilimler sizi tüm virüslerle mücadele etmenizi sağlayan aşılar gibidir. Her zaman kullanabilirsiniz. Küçük bir matematik bilgisinin finans dünyasında milyonlar ettiğine tanıklık edebilirsiniz. Yukarda bundan önceki maddeler size okul dışındaki birçok şeyi öneriyor olsa da sakın okulu boşlamayın. Size bundan sonraki yaşamınızda vereceği bakış açısını öğrenin. Okullar size pencereler açar, o pencereleri kullanmak size kalır.
8. Bilgisayar ve interneti sadece eğlence için değil, iş için kullanmayı öğrenin. Bilgisayar kurslarına katılın: Okuldan mezun olduktan sonra nasıl bir girişim yapacak olursanız olun bilgisayar bilgisi kritik önemde olacak. Bilgisayarı sadece oyun oynamak ve internette mesajlaşmak için kullanmayın. Okul hayatınız sırasında bilgisayar eğitimlerine katılın. Belediyeler ve meslek örgütleri bedava kursalar açıyorlar, bunları takip edin ve katılın. Bilgisayar bölümünde okumasanız bile temel yazılım bilgisini öğrenmeye çalışın. Programlama yapmayacak bile olsanız bu konudaki bilginiz size çok kapı açacaktır. Bunun yanı sıra işinizde yazılım ihtiyacı duyduğunuzda teknik insanların nelerden bahsettiğini çok yakından anlayacaksınız. Eğer internet üzerinde bir iş yapmak istiyorsanız bu söylediklerimin biraz daha ilerisine geçebilirsiniz. Sizin yerinizde olsam vaktimin önemli bir kısmını yazılım ve tasarım konusunda kendimi geliştirmeye harcardım. Mezun olduktan sonra bu kadar bol vaktiniz olmayacak. Mezun olduktan sonra programcı olmasanız da internet girişiminde teknoloji en önemli araçlarınızdan birisi olacak. Üniversitelerde yaptığımız panel ve sohbet toplantılarında öğrencilerin interneti sadece haber almak, eposta göndermek ve çoğunlukla da sosyalleşmek için kullandıklarını tespit ediyorum. Kendi işinizi kuracaksanız internet sizin için bulunmayacak bir kaynaktır. Bunu okurken çok verimli değerlendirin.
9. En az bir yabancı dil öğrenin: Bu bir klişedir. Yıllardır söylenir durur. Bir dil bir insan felan filan. Şunu açıklıkla söyleyeyim, beğensekte beğenmesekte kapitalist düzen ve network ekonomisi ülkeleri birbirine çok yaklaştırdı. Kurduğunuz işin rakipleri bir anda başka bir ülkedeki firma olabiliyor. Bunun yaı sıra şirketler işbirliği için sadece kendi ülkelerindeki sektörleri değil diğerlerini de erişiyorlar. Özellikle internet girişimleri global olmak için çok daha avantajlı oluyor. Bir konferansta projenizi anlatacaksanız, sosyal bir çevre edinecekseniz mutlaka aynı frekansta konuşuyor olmalısınız. İngilizce internet ekonomisi için nerdeyse şart, bunun yanına diğer diller sizin bonus puanlarınız olur. Şirketinizin değeri sizin onu nasıl temsil ettiğinizle de yakından bağlantılıdır. Bu bakımdan okul hayatınız süresinde yabancı bir dili çok iyi konuşun. Anlıyorum ama konuşmada sıkıntım var filan demeyin. Hem iyi anlayın hem de iyi konuşun. (Bu madde yanlış anlaşılmasın Türkçe’nin etkin olarak kullanılması konusu değil, iletişim kurmak, araştırma yapmak için yabancı bir dilin gerekliliğini belirtmek istedim. Yoksa tüm yazışmalarımızda güzel Türkçemizi kullanmaya teknolojik terimlerin Türkçe karşılıklarını kullanmaya dikkat etmeliyiz. En basit örnek email yerine eposta kullanıyorum. Bunun yanı sıra yazımdaki yanlışları bana iletebilirsiniz)
10. Soru sorun. Büyüklerin, öğretim üyelerinin, tecrübeli insanların fikirlerini dikkatle dinleyin, analiz edin, hem onları hem kendinizi sorgulayın: Nedensellik konusunda kafa yorun. Her yapılanı doğru kabul etmeyin. Sorgulayın. Soru sorduğunuzda emin olun ki ya gerçek sebebini öğrenirsiniz ya da bunun doğru yöntemi olmadığını anlarsınız. Öğrencilerde genellikle protest bir duruş vardır. Sorgulamaya başladıktan sonra dik kafalalılık, inatlaşma, doğru bildiğini sanma, araştırmadan eksik sallama, araştırma yöntemlerini bilmeme, istatistik kelimesine bile yaklaşmamışlık en sık rastlanana sıfatlardır. Öğrenciyseniz ilk olarak dinlemeyi ve dinlediklerinizi hazmetmeyi öğrenin. Bu emme basma tulumba gibi başınızı sallamanız anlamına gelmediği gibi sürekli itiraz etmek anlamında gelmiyor. Bu iki ucun arasında doğruyu bulacaksınız. İş dünyasından önemli kişilerle iletişimde olursanız onlar size önemli kararlarınızda koçluk yapabilirler. Öğretim görevlileriyle sadece ders notları konusunda değil öğrenmek istediğiniz temalarda konuşursanız size yol gösterirler. Bu tecrübeli insanları dileyin, size çoğu yardım etmek istiyor. Küçümseme, hor görme, suçlama, bahane üretmeyi unutun. Onları dinleyin, not alın, araştırın, öğrenin ve soru sorun. Bu döngü çok zordur. Bunu başarabilirseniz mezun olursunuz.
İki İzmir’li girişimciye açık mektup
May 24th, 2009 • Girişimciler • 11 comments
Muhammed’den eposta aldım, epey uzundu. Gelen kutusunda uzun süredir cevaplanmayanlar arasında kaldı. Kendisine cevabı blogumdan yazacağımı ilettim. Çok güzel sorular sormuştu, bu noktaları diğer yeni başlayanlarında okumasını istedim. İşte gelen eposta ve benim açık cevabım:
from: M. YILDIRIM
to: Burak Buyukdemir
date: Mon, May 18, 2009 at 2:59 AM
subject: Girişimci olmak ya da olmamak!
Merhabalar Burak Bey,
Aslında Burak Bey’den ziyade Burak Abi demek istiyorum. Hem daha önce bir iki kez mail atmıştım hem de hemen hergün hakkınız da birşeyler görüp, duyup okuyorum. O yüzden artık tanışmışız sayılır
Neyse Burak Abi, biz iki girişimci genciz.. Aslında henüz girişmcimiyiz bilmiyorum ama bu konuda çok fazla istekliyiz. En büyük özelliğimiz yılmamak. Çok azimliyiz. Zaman zaman daraldığımız anlar olmuyor değil ama bu yola başkoyduk. Bu arada öğrenciyiz aynı zamanda. Ben Dokuz Eylül Elektrik Elektronik arkadaşım ise Dokuz Eylül Bilgisayar Mühendisliğinde. Amacımız birşeyler üretmek ya da geliştirmek. Ekonomik kaygılarımız olsa da bunlar daha geri planda. Soracağım bir kaç şey olacak. Fırsatın olursa eğer, gerçekten dört gözle cevabını bekliyor olacağız.
1 – Projeyi Duyurmak mı yoksa Gizlemek mi?
Burak Abi sanıyorum ki bu işe başlayan herkesin ilk takıldığı noktalardan biridir. Bizde ilk planda gizlemeye çalışıyorduk. Fikrin çalınmasından korkuyorduk. Daha sonra bunu biraz aştık. Hem insanların bizim fikrimizi çalmaktan daha iyi işleri olduğunu hem de projenin başkalara anlatarak gelişeceğini anladık. Nitekim başkalarına anlattıkça onların geri dönümleriyle fikirlerimiz daha da yerine oturdu. Fakat geçen gün değişik birşeyle karşılaştık. Kalkıştığımız işlerden birinin adı ejandam.com idi. Domainide kaydetmiştik. Geçen gün ejanda.com isimli siteyi gördük. Domain 15 gün önce kaydedilmiş ve İzmirden. Bizde İzmirdeyiz. Bu bir tesadüfde olabilir ama yinede bir garip hissettik. Sence fikirlerimizi başkalarına rahatlıkla anlatabilmelimiyiz yoksa nasıl bir yol izlemeliyiz?
2 – Nasıl finanse edilmeli?
Malesef projelerimizin teknik olarak altından kalkamamaktayız. Bu yüzden şu kararı vermemiz gerekti. Acaba kodlayacak kişileri ekibimize mi katacaktık, yoksa bir şekilde para ile mi yaptıractık. Eğer ekibe katacaksak hayalden başka birşey vaat edemiyoruz. Herkes bizim gibi bu işlere inanmadığı için biraz zorluk yaşıyoruz. Şuan kurduğumuz ekipler var ve nispeten kodlamalar başladı ama yeterli değiliz. Sonra para ile yaptırmayı düşündüğümüzde ise başka sorunlar ortaya çıkıyor. Kendi bütçemizle bunları yaptırmamız zor. Bir yatırımcıya sunmak fikrini düşündük. Ama sadece fikirle karşılarına çıkılabilir mi. Yani somut birşeyler de götürmemiz beklenmiyor mu? Kaldı ki yatırımcı bulduk desek bize sadece para mı vercekler yoksa onların teknik ekipleri ile mi çalışabileceğiz.
3- İstanbul’a uzağız
İzmir her ne kadar Türkiye’nin büyük şehirlerinden de olsa kalbi hala İstanbul. Ve malesef biz oraya uzağız. Bu da bize zorluk çıkarıyor. Danışabileceğimiz fazla insan bulamıyoruz. Birçok aktivite, seminer, organizasyon İstanbul’da oluyor. Tabiki İzmir’de de olmuyor değil ama bir adım geride başlıyoruz yinede.
Sonuç olarak Burak Abi iyi giden de birçok tarafımız var ama kötü gidenlerden birazını sana bahsetmek istedim. Şimdi bunlara dayanarak, fikrimizi kendimiz kodlayacamayacağımızı da bilerek nasıl bir yol izlemeliyiz. Tabiki sizden bir yol haritası istemiyoruz ama tecrübelerinize dayanarak bizi aydınlatıcak bir iki cümle paylaşırsanız çok seviniriz.
Ayrıca ben ve arkadaşım yazın staj için İstanbul’da olacağız. İstanbulda olduğumuz da sizinle tanışıp fikirlerimizi anlatmaktan zevk duyarız. Belki de sadece biz ve çevremizdekiler fikirlerin iyi olduğunu düşünmekte. Sizin yapıcağınız bir iki geri dönüm bizim ayaklarımızın daha sağlam yere basmasını sağlayabilir. Son olarak Burak Abi, şirket kurmanın gerekliliğine karar verdik. Aslında uzun zamna önce karar verdik. Ekim ayında bunu gerçekleştirmiş olacağız. Öncesinde bu konuda da fikirlerinizi duymak isteriz.
Teşekkür ederim.
–
Saygılarımla,
Muhammed YILDIRIM
from: Burak Buyukdemir
to: M. YILDIRIM
date: Sun, May 24, 2009 at 12:31 PM
subject: Girişimci olmak ya da olmamak!
Sevgili Muhammed ve ortağı,
Sizin gibi gençlerin girişimci olma isteğinize gerçekten seviniyorum. Türkiye’de okul sistemi genellikle kendi işini yapmak isteyenler için akıl açıcı yollar sunmaz. Üniversiteden mezun olduktan sonra aile çevresi, arkadaşlar, uzak akrabalar ve hatta sonradan tanıdıklarınız bile öğrencilerin büyük bir holding veya şirkete kapak atması için çabalar. Aile çevresinden yaşlıca olanların bu tür girişimci gençlere yönelik olarak;
“Vah vah oysa çok iyi üniversiteden mezun olmuştu, neden kendi işini kurdu?” sorusu yer bitirir. Kime ne dert anlatacaksın. Bu bakış açısına neyin hayalini anlatabilirsin? İşsiz kalmakla kendi işini açmak arasında nerdeyse bir parmak fark var. Her ikiside aynı anlama geliyor gibi davranırlar.
Bu cümle uzunca süren tekelci ekonomik kültürün sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor. Ülkemizin ekonomisi 1980′ler den itibaren farklı bir raya geçmiştir. 80′lerin sonunda konvertibiliteyle yurtdışı açılımı gerçekleşmiştir. Burada bu ekonomik kararların doğruluğunu yanlışlığını tartışmayacağım. Sadece 1990′lardan bu yana ülkemiz içe kapanıklıktan ticari olarak işbirliğine başlamıştır. Eskilerin deyimiyle “müteşebbislik” yani “girişimcilik” veya kendi işini kuranların sayısı oldukça artmıştır.
Tabi şimdi bu söylediklerimden şu çıkarılmasın. Mezun olduk hemen kendi işimizi kuralım veya okumaya gerek yok kendi işimize başlayalım. Üniversite eğitiminin girişimci olacakları orta ve uzun vade de rekabette üstün tutacağını, bunun yanı sıra iş tecrübesi olanların kendi işlerinde daha hızlı yol alacaklarını düşünüyorum.
1 – Projeyi Duyurmak mı yoksa Gizlemek mi?
Fikir konusunda bir önceki gün bir yazı yazdım, oraya yönlendireyim ve özetle şunu ekleyeyim. Bir işi başlamadan önce ciddi bir araştırma sürecine girin. Hızlı olun, odaklanın tüm gücünüzü fikrinizin başarılı olup olmayacağı konusunda analize harcayın. Gelecekte bu işin başında olmak isteyip istemediğinizi sorun kendinize. Eğer cevap benim yapmak istediğim 10 proje daha var bu sadece başlayacağımız proje olursa, bırakın bu hayalleri dışarı çıkın arkadaşlarınızla zaman geçirin. Eğer siz bu projenin gelecekte sizin yapmak istediğiniz bir iş olmadığını düşünüyorsanız ve sadece işi satmak için yapıyorsanız emin olun ki, başarısız olursunuz. O işten gelir kazanmak ve işin içinde bulunmaktan dolayı mutlu olacağınız için yapın. Fikrinizin çalınmasından korkmayın. Türkiye’de 70 küsur milyon insan var ve herkes fırsatları kaçırmamaya çalışıyor. Hızlı olacaksınız ve düşündüğünüz işi yapmaya başlayacaksınız, hergün bir önceki güncen daha iyisi olmak için çalışacaksınız. Siz önemlisiniz, sizin o girişimcilik ruhunuz işin parçası değilse fikirler 5 para etmezler. Özetle fikir aşamasını geçin yapmaya başlayın. Yağmurdan bahsetmeyin.
2 – Nasıl finanse edilmeli?
Birincisi işinizde büyük hedefleriniz olsun ama küçük başlayın. Herşeyi yapmak için uğraşmayın. Yazılım, teknoloji işin sadece bir parçasıdır. Esas siz bana satış ve pazarlama için ne düşünüyorsunuz onu anlatın. Yazılım internet projeleri için çok önemli bir parça olmasına rağmen, basit internet projeleri oldukça karlı olabilirler. Kodlayan arkadaşlarınızda sizin isteğiniz ve girişimci ruhu yoksa kimseyi işinize katmayın. Eğer onlarda da bu heyecanı görüyorsanız o zaman ekip olarak karar vermeniz gereklidir. Sadece zorunluluktan dolayı buna karar verdiyseniz o zaman başka yollar arayın. Başlangıçta siz yatırım yapmazsanız size hiç bir yatırımcının inanmasını beklemeyin. Elde tutulan bir örneğiniz, demonuz yoksa yani siz işe inanmadıysanız yatırımcıları bulma, onlara sunum yapmak için zaman kaybetmeyin. Tüm enerjinizi işinize odaklayın. Siz ortaya güzel işler çıkarırsanız zaten sizi herkes bulacaktır.
3- İstanbul’a uzağız
Bu hem avantaj hem de dezavantaj. İşin olumlu yönleri İzmir İstanbul’dan daha ucuz. Maliyetlerinizi oldukça düşürebilirsiniz. Ofis kiraları, çalışan maaşları, yol giderleri vb. İstanbul’dan % 30 – 40 daha az. Bunun yanı sıra iklim çok daha elverişli. İstanbul’a uçakla 50-60 dk. Yazın plajlara, eğlenceye ve dinlenceye çok yakın. İzmir’de bir çok üniversite var, işbirliği için çok elverişli. Yakında Urla’da da bir teknopark açılırsa o zaman deyme gitsin. Bunlar için güzel yönleri, diğer taraftan bütün şirketler İstanbul’da. Reklam dünyasından, internet şirketlerine kadar hepsi burada yerleşikler. Sektörün burada olması iletişimi dolayısyla işbirliği fırsatlarını İstanbul’da olan şirketler lehine çeviriyor. Sosyal ilişkiler İstanbul’da olduça yüksek. Sadece internet şirketleri değil, büyük holdingler ve yatırımcılarda burada yer alıyorlar. Bir de Boğazın muhteşem güzelliği var tabi ki. İşin kısacası İzmir’in pozitif yönlerini kullanıp internet işinizi oradan başlatmanızda hiç sakınca yok. Benim bildiğim pilli network‘ün, cvyolla.com‘un, ortakları İzmir’de yerleşikler. Bunun yanı sıra pabbuc.com İzmir’de kurulmuş bir internet şirketi. Şehir için bahane bulmadan işe odaklanmanız lazım.
Bir işin başarılı olması için binlerce yol olabilir. Benim önem verdiğim 3 nokta var. İşinize, sektöre ve müşterilerinize odaklanın. Ne demek istiyorum. Tek işiniz bu yaptığınız iş olsun. Tencere satarken, sigortada satmayın. İnternet şirketiniz sizin yaptığınız tek iş olsun. Bir sektöre odaklanın. İçerik üretiyorsanız bunu yapın, elektronik ticaret yaparken, trafik sağlayalım hem bu işte tutabilir diye başka bir site açmaya kalkışmayın. O sebeple fikrinizi seçereken vakit harcayın. Son odak noktanız müşteriler. Onları dinleyin, onların memnuniyetini hep ön planda tutun. Sizi başkalarına onlar anlatacaklar. Her bir müşterinizi sizin avukatınız haline çevirin. Ağızdan ağıza böyle yayılacaksınız.
Herkese kapımız açık. Etohum toplantılarımıza katılırsanız sizlerle tanışmaktan mutluluk duyarım. Şirketi niçin kurmanız gerektiğini tekrar düşünün. Gerçekten iş yapıyorsanız şirket kurmak 1-2 haftalık bir işlem. Kafanızda bunu büyütmeyin. İnternet üzerinde katma değerli bir iş yapıyor musunuz veya yapacak mısınız? buna cevap aramaya çalışın. Size tüm girişimcilik serüveninizde başarılar diliyorum.
Selamlar, sevgiler
Burak Buyukdemir