Archive for Girişimciler

Nokta.com’un başarı öyküsü

2000 yılı Kasım ayı, bir öğlen vakti. Havanın nasıl olduğunu anımsamıyorlardı ve önlerindeki günlerde nasıl olacağını da bilmiyorlardı. Emlakçı önde, gençler arkada yürüyorlardı. Gelincik sokakta bir apartmanın giriş katını görmeye gidiyorlardı. Ofis için ne kadar yer baktıklarını hatırlamıyorlardı. Birden kendilerini bu apartman dairesinin içinde buldular. Kapıdan içeri girdiklerinde hayal ettiklerini bulamadılar. Etraf dökülüyordu. Boya bakım gerektiriyordu. Mutfak tekrar elden geçmeliydi. Ofise benzetmek için çaba harcamak lazımdı. Boş dairenin içinde emlakçıyla gezen gençler burayı eli yüzü düzgün bir hale getireceklerini birbirlerine sesizce bakarak anlatabiliyorlardı.

Burçin ODTÜ İnşaat Mühendisliğinden mezun olmuş ve inşaat işleri için bir ortağıyla beraber bir şirket kurmuşlardı. Yapmakta oldukları bir bina vardı. Bu ofisi hem bu şirket için hem de uzun süredir 6 yakın arkadaşlarıyla beraber kurmayı düşündükleri internet işleri için tutacaklardı. Gerçi internet üzerinde yapmak istediklerini tam olarak bilmiyorlardı ama 6 arkadaş uzun süredir bir arada olup birlikte iş yapmak için düzensiz olarak toplanıyorlardı. 2000 yılında sık sık Tümay’ın evinde bir araya gelip gelecek için planlar yapıyorlardı. Ne şirketin adını ne de iş modellerini ortaya koymuşlardı. İnternetin tüm dünyada hızla büyümesi ve üniversitedeyken internette site kurarak trafik elde etmeyi öğrenmiş olması onları bu sektöre çekiyordu.

Kirası oldukça makuldü, aylık 250 TL. Tümay, Burçin ve Başar’ın evi buraya oldukça yakındı. Karar vermişlerdi. Apartmanın giriş katındaki bu daireyi gelecekte kuracaklarını hayal ettikleri şirket için tuttular. Ofisin içini düzeltmek için bir usta buldular. Tuvaleti, mutfağı ve odaları tek tek elden geçirdiler. Duvarların bir kısmını kendileri boyadılar. Buzdolabı için spotçuları gezdiler. Sade bir dekorasyonu, halı ve perdelerle tamamladılar. Ofiste açık bir masa sistemi olacaktı, yan yana oturacaklardı.

11 Temmuz 2008 Cuma günü Ankara’ya yolculuk için sabah erken saatte kalkmıştım. Sabiha Gökçen’e gitmek için epey bir yol vardı. Sabahın 5 gibi genellikle yollar boş oluyordu. Aslı’yı da beni havaalanına bırakması için uyandırdım. 102 nolu uçuş için sabah 6 ‘da giriş kapısında uzun bir kuyruğa girmiştim. Serin bir hava vardı. Eğer yolculuklar sürekli olmazlarsa gerçekten eğlenceli oluyor. Yolculuklar iş için ve haftanın her günü olduğundaysa çekilmez hal alabiliyor. Aslında havaalanlarını seviyorum, uçağı beklerken bana düşünme fırsatı veriyor. Ortam değiştiği için farklı bir bakış açısıyla bakabiliyorum. Çok yüksek tavanlar, ferah bir ortam yeni fikirlerin çıkmasına hep fayda sağlıyor.

Nokta.com’un kurucu ortaklarıyla Blogcu.com sitesini satın aldıklarını açıkladıkları basın toplantısında tanışmıştım. Orada ilk defa kısa hikâyelerini dinleme fırsatım olmuştu. Uzun uzadıya konuşamamıştık, sadece kartvizitlerini almıştım. 2007 yılı Mayıs başında Burçin’e nokta.com’un hem ortaklarıyla tanışmak hem de kuruluş öykülerini dinlemek için eposta göndermiştim. 11 Mayıs’ta ilk Ankara ziyaretimi yapmıştım, Nokta.com’un Gelincik sokaktaki ofisini değil ama yeni binalarını o gün görme fırsatım olmuştu. Mayıs ayında tüm ortaklarla tanışma fırsatım olmamıştı. Burçin Didinedin’le beraber hem havadan sudan hem de Türkiye’deki internetin durumundan bahsettiğimizi hatırlıyorum, tabi ki Nokta.com’un öyküsünü de dinleme fırsatım olmuştu.

Sanırım uçağın tekerlerleri yere çarpınca uyandım. Ankara’yı çok iyi bilmiyorum, Nokta’nın ofisi Esenboğa’nın tam aksi yönünde yaklaşık 40 – 50 dk saat sürüyor. Bahçe içinde 3 katlı bir eve geldik. Beklediğim ofis bu değildi. Daha Amerikanvari bir internet şirketi bekliyordum. Nerede nasıl olur bilmiyordum ama aklımdaki bu değildi. Ön ve arka bahçesindeki bahçesiyle stresten uzak bir mekâna geldiğimizi hissettim. Eve pardon ofise girdiğimizde mutfakta açık büfe kahvaltı bizi bekliyordu. Şaşırmıştım, büyük bir mutfak yine büyük bir arka bahçeye açılıyordu. Samimi birçok arkadaşla beraber kahvaltıya başladık.

Saatler ilerledikçe tüm herkes yavaş yavaş gelmeye mutfakta birbirleriyle selamlaşmaya ve beraber kahvaltı etmeye başladılar. Ofiste değil evlerinde çalışıyor gibiydiler. Arka bahçede yere atılmış büyük renkli yastıklar, yeşil çimenler, yere kadar camlı mutfaktan dışarı bakınca tatil havasını andırıyordu. Belki her gün aynı mekânda çalışan birisi için bu hissi uyandırmayabilir, ancak İstanbul’un o gürültülü karmaşasındaki birçok ofisle kıyaslanmayacak bir havası vardı.

Tümay Asena 1973 İzmir doğumlu. Başar’la beraber İzmir 60ncı yıl Anadolu Lisesini okurlar. Ailesinde ticaret yapan kimse yoktur, kardeşi de teknoloji sektöründe mültimedya eğitim işiyle uğraşır. Ailesi İzmir’de yaşamaktadır. Anne ve babası devlet memurudur. 1991 yılında ODTÜ İşletme bölümünü kazanır. Okula gitmek yerine dağcılık kulübüne daha fazla zaman ayırmaya başlar. Bu sebeple 2nci sene İşletme bölümünden ayrılır. Bu duruma ailesi çok sinirlenir. Kimseye duruma ikna edemez. Aynı sene tekrar üniversite sınavına girer ve Bilkent Arkeoloji’ye geçer. Beklide üniversite sırasında gezip tozmasa İşletmeyi bitirecek ve bir şirkette veya bankada uzman olarak işe başlayacaktı. Bilkent’ten mezun olduğunda ODTÜ’de 1,5 sene asistan olarak çalışır. Berkley üniversitesi akademisyenleriyle Lidya’nın başkenti olan Sardes’deki (Manisa’ya bağlı Salihli yakınlarında) kazılara katılır. Bu kazılarda arkeoloji ve yabancıların çalışma metotları konusunda tecrübe kazanır. Burçin, Başar ve Tolga’yla beraber Üniversite’nin kayak takımındadır. Aynı kuşaktan olduklarından sürekli beraber olurlar. Bilgisayarla ilgisi kendi kendine oluşur. Html konusunda kendini geliştirir, ancak programlama öğrenmez. 2001 yılında Amerika’ya gittiğinde 4 aylık e-ticaret programına katılır. Daha sonra Berkley Üniversitesinde 12 aylık ecommerce eğitimi alır. Haftada 3-4 gün 2şer saat olan bu eğitimler yöneticilik ve internet teknolojilerini öğrenmesi bakımından çok faydalı olur. Tümay 2005 Ağustos ayında evlenir.

Çağatay Karabulut 1973 Gökçeada doğumlu, orada büyümüş. Anne ve babası öğretmendir. Büyükbabası Bulgar göçmeni, tütün alıp satarlarmış, ailede ticaretle bekli de sadece o uğraşıyor. Liseyi İzmir’de İnönü Lisesinde sosyal ağırlıklı dersler seçerek okur. Eğitim hayatı boyunca birkaç okul değiştirir. ODTÜ’ye gitmeyi çok ister. Üniversite seçme sınavları sonucunda ODTÜ Sosyolojiyi kazanır. Hazırlık okur, diğer ortakları gibi oldukça haylaz bir dönem geçirir. Zamanın çoğunu üniversite yerine dağlarda geçirir. ODTÜ dağcılık kulübünde 200 kişi oldukları zaman yılın 2 ayını dağlarda geçirirler. Dağcılık kulübünün diğer bir üyesi ve daha sonra ortağı olacak Başar’la da burada tanışırlar. Çağatay, Başar’ın annesi Sevil hanımla daha önce tanışmamış, Başar’ın ve Çağatay’ın annesi daha önceden tanışırlarmış ve evlerinde birbirlerinden sık sık söz ederlermiş. Bu rastlantı onların daha yakın olmalarını sağlamış. Başar, Tümay ve Çağatay aynı eve çıkarlar. Başar ve Tümay 2nci sınıftayken Çağatay ODTÜ sosyoloji bırakmak için ve tekrar üniversite sınavına girmek için bir süre İzmir’e geri döner. Sosyoloji için okuduğu hazırlık sınıfından sonra Bilkent Arkeoloji’ye geçiş yapar. Çağatay kazıları çok sever. Sabah erken saatlerden öğlen vakitlerine kadar süren kazı çalışmaları ve öğleden sonra dokümantasyon yapılması, akşamları notların değerlendirilmesi, 4 sene boyunca kazılardan çok zevk alır. Çoklu bir disiplin olduğu için birçok şeyi kazılarda insanlarla tanışarak öğrendiğini ve sosyal bir ortam sağladığını düşünüyor. Bilkent Arkeoloji’ye geçtikten sonra ODTÜ’de arkadaşları dağcılık kulübünde kaldığı için sıkıntılı bir dönem geçirir. Dağcılık kulübünü bırakmaz. Dağcılıkta hayat riski bulunan eğitimler, kulüp faaliyetleri, organizasyonlar, genel kurullar tüm ortakları bir bakıma iş hayatına hazırlar. Dağcılık kulübünde Burçin Didinedin ortaklara bir bakıma ağabeylik yapar, onları yönlendirirmiş. Arkeoloji bölümünde okuman, araştırma ve kütüphanede geçen zamanları arttırır. İnternetin tüm bunları kökünden değiştirmesi Çağatay’ın da ilgisini çeker. 4 senede üniversiteyi bitirir. Tümay bir gün internet fikriyle çıkagelir. Yapacağımız işin içinde biz olalım ne iş olsa yaparız der.

Tolga Güneş 1972 Ankara doğumlu bir İzmir’li. Ankara Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra bilim adamı olmak ve idealleri uğruna 1990’da ODTÜ fizik bölümüne girer. Bu bölümde okurken kültür şoku yaşadığını, kendisini beklentileriyle uyuşmayan bir dünyada bulduğunu anlar. Fizik bölümünde okurken spor ve dağcılıkla uğraşmaya başlar. O da haylaz bir öğrenci olur. Bölümde başarılı olamayacağını ve bunun kendisini tatmin etmediğini anlar. Bir yıl içinde dağcılık kulübünde 3-4 faaliyete katıldığında nerdeyse toplam 2 ayı dağlarda geçirmeye başlar. Kaçkarlar, Aladağ ve birçok eğitim okuldan daha çok vaktini dağcılıkla ilgilenmeye ayırır. Kulübün yönetiminde yer alır. Yönetim ekibi olarak tecrübe kazanırlar. Dağcılık kulübünde işleyiş düzeni oluştururlar, eğitim politikalarını belirlerler, yürütme kurulu, teknik kurullar, denetleme kurulları gibi birçok yapıyı hayata geçirirler. Bu dağcılık kulübünde olanları iş hayatına oldukça yakınlaştırır. ODTÜ fizikten ayrılır ve İzmir 9 Eylül Üniversitesinde işletme okumaya gider. O sırada internetle tanışır. ODTÜ’deyken siyah ekranlara girip çıkarken İzmir’e geldiğinde Windows 95’le tanışmıştır. Web tasarımı ve 3D’yi merakla öğrenmeye başlar. Kendi kendine öğrenmeye başlar. İnternetin bu ilk günlerinde html, dreamviewer, flash ve diğer birçok programı kullanmayı öğrenir. Almanya’dan gelen bir Türk’ün girişimi olan turkeywhite.com’da çalışmaya başlar. Okul bittikten sonra asp, php yazılım işlerini de öğrenir. Askerlik sonrasında evlenir ve eşinin işi sebebiyle Denizli’ye taşınırlar. Orada bazı internet şirketlerinde çalışır. Bu sırada Ankara’daki ekiple bağlantısını hiç koparmaz, yüz yüze olmasa da telefon ve internetle sürekli iletişim içinde bulunurlar. Üniversitedeki dağcılık arkadaşları bir gün şirketi kurmak için adımları atmaya başladıklarında Ankara’ya çağırırlar. Eşi bankadaki işinden ayrılır, arkadaş çevresi olduğu için oradan ayrılmaları kolay olmamıştır. Tolga arkadaşlarıyla beraber çalışmanın vereceği güvenle internette tam ne yapacaklarını bilmeden ailesini Denizli’den Ankara’ya taşır. Tolga şirket kurulduktan sonra alan adı işine bakar. Belli bir süre tasarım ve programlamaya elini değdirmiş olsa da onlara çok zaman kalmaz.

Gelincik sokaktaki ilk ofiste ilk çalışmalara başlarlar, açık ofis sisteminde, tek masa etrafında toplanıp bütün günlerini internet üzerinde geçirmeye başlarlar. İlk düşündükleri iş modeli freeinfosearch.com’du. İngilizce içerik birleştirerek trafik oluşturmayı planlamışlardı. Tümay üniversitede 3ncü sınıfta arkeoloji konusunda ders projesi olan basit bir dizin oluşturmuştu. Bu İngilizce dizin internette önemli kaynakları bir çatı altında topluyordu. Arkeoloji konusunda önemli bağlantıların bir arada bulundurmak aslında kendisinin buna ihtiyaç duyduğundan dolayı olmuştu. İnternette o kadar çok kaynak olmaya başlamıştı ki bu dizinin değeri gün geçtikçe artıyordu. Önemli kaynakları bir arada tutmaya başlaması trafik oluşturmaya başlamıştı. Zamanla bu sitenin trafiği olduğunu ve site üzerine koyduğu ortaklık programlarının da çalıştığını gören Tümay aslında o zamanlardan itibaren iş modelini keşfetmişti. Eğer kaliteli trafik oluştururlarsa bunu nasıl gelire çevirebileceklerini biliyorlardı. Altavista, yahoo, looksmart, goto.com sitelerinin nasıl çalıştığını iyice analiz ettikten sonra amazon.com’un iş ortaklığı programından para kazanmaya başlar. Üniversitede okuyan bir öğrenci için oldukça iyi gelir elde edince bunu yakın arkadaşlarıyla da paylaşır. Gündemi disiplini olmayan şekilde internette neler yapabileceklerini konuştukları toplantı dizisi bu projeyle başlamış oluyordu.

Tümay’la Başar İzmir’de Liseden tanışıyorlardı. Başar’la Çağatay’ın annesi öğretmen ve onlar daha önceden uzaktan tanışmış olmalarına rağmen ilk defa üniversitede bir araya gelirler. Çağatay’la Tümay bir dağ tırmanışı sırasında İzmir ekibinin onlara bir kaza için yardıma gelmesiyle, Burçin ve Tolga’yla bir önceki dönem üniversiteden, Tuna’la dağcılık kulübünden tanışırlar. Ekip 6 kişidir. Tümay, Burçin, Başar, Tuna, Tolga, Çağatay. Hepsinin kesiştiği yer ODTÜ dağcılık kulübüdür. Beraber birçok tırmanışa katılırlar. Aynı spor kültürüyle uzun süre birlikte çalışırlar. Beklide şirket kültürü bu sırada oluşmaya başlamıştır. Dağa çıkarken hayatınızı bir iplikle bağladığınız kişiye iş hayatında güvenmek çok daha kolay olacaktır.

6 ortak 2000 yılında freeinfosearch.com iş modelini yurtdışında yapıldığından yani kanıtlanmış bir iş modeli olduğunu düşündüklerinden uygulamaya geçtiler. Freeinfosearch.com projesine de böyle başlarlar. Üyelere eposta göndererek doğrudan pazarlama yapmaya başlarlar. Üyelikte izinli pazarlamaya dikkat ediyorlar, sadece üye olanlara eposta gönderiyorlardı. 1-2 sene içinde üye sayısı yüksek rakamlara ulaşmıştı. 2000 yılının Kasım, Aralık aylarında aylık 300 USD gelirleri olmuştu. 2001’in ilk aylarında 400 USD olmuş ama 146 USD lık çekleri geri dönmüştü.

2000 yılı Kasım ayında Türkiye’de küçük bir ekonomik çalkalanma daha sonra 2001 krizi olmuştu. 6 ortaklı bu oluşum henüz şirket kurmamışlardı. İnternet üzerinde para kazanmaya başlamışlardı ve hedefleri İngilizce içerik konusunda trafik yaratmaktı. 2000‘li yılların başında sadece Türkiye’de değil tüm dünyadaki, özellikle Amerika’daki internet şirketlerinde de büyük bir ekonomik kriz oldu. Borsanın hızlı çökmesiyle beraber 1995 ‘lerden bu yana İnternet şirketlerine yönelik yükselen ilgi birden bitme noktasına gelmişti.

Öğrencilikten yeni çıkmış ortaklar için bu kötü şartlar aslında çok önemli değildi. Sadece aylık 500 USD kazanmaları ofis masraflarını kazanmalarına yetiyordu. Ortakların çoğu bekâr olduğu için imkânlarını zorlayabiliyorlardı. Gece gündüz çalışmaları ve beraber aynı evi paylaşmaları mümkündü. Kriz sonrasında Amerika’da ayakları yer basan iş ve gelir modelleri uygulanmaya başlayacaktı. Bu aslında bir fırsat doğuruyordu. Performans tabanlı reklâmların etkinliği artacaktı. Affiliate marketing yani iş ortaklığı projeleri ortaya çıktıkça oluşturdukları trafiği gelire çeviriyorlardı. Freesearchinfo.com’da 6 ortak editör olarak çalışıyordu. İçerikleri ve yönetimi yapıyorlardı. Ofisin ilk tutulması ve daha sonraki masrafları için gerekli sermayeyi Burçin ve Tümay koymuşlardı. 20-30.000 TL yi geçmeyen ilk sermayeleri onları ancak 4-5 ay ayakta kalmalarını sağlayabilirdi. Ekipten kimse programcı değildi, ancak html ve basit programlama tekniklerini öğrenmeye başlamışlardı. Hiç elemanları yoktu tüm işleri kendileri yapıyorlardı. Bulaşığı dönüşümlü olarak yıkıyorlardı, alışverişe çıkıyorlardı.

2001’de Amerika’da çok yükselen borsa balonun patlaması iş ortaklığı modellerinden kazandıkları çeklerin ödenmemesine yol açamaya başladı. Trafik oluşturup alışverişe veya ortaklara trafiğe çevirdikleri iş modelinde bu sebepten dolayı sorunlar oluşmaya başladı. Ortaklar bu şekilde trafik konusunda yeni yöntemler aramaya başlarlar. Alan adlarının aslında doğrudan trafik oluşturabileceğini öğrenirler. Gardeningtools.com alan adı doğrudan tarayıcı adres kutularına yazıldığını ve bununda hedef kitleyi siteye getirdiğini görürler. Alan adlarının bu sihirli gücü onları bu sektörü daha yakından incelemeleri gerekliliğini gösterir. Kriz sırasında birçok alan adı yenilenmeden düşüyordu. Bu alan adlarının nasıl satın alabileceklerini onlarca denemeden sonra öğrenmeye çalışırlar. Birden ana iş alanları alan adları olmuştur. Kriz sırasında çeklerinin ödenmemesi onları yepyeni bir alana doğru itmiştir.

Organik trafik oluşturmaya ve bunu gelire çevirmeye başladıkça alan adı sektöründeki bilgilerini ve odaklanmalarını daha da arttırırlar. Alan adlarını aldıkça bu isimlerin daha sonra değerleneceğini ve satabileceklerini düşünürler. Türkçe isimlerin nerdeyse çoğu boş olduğu dönemde alan adlarını almaya başlarlar. Zamanı dolmuş düşen İngilizce isimler için bir sistem geliştirirler. Tümay bir bayram tatilinde ofise kapanır ve düşen alan adlarının sistematiğini çözer. Bu alan adları Türkiye zamanına göre her gün 14:00’da belli olduğu için sabahtan çalışmaya başlayıp o zamana kadar satın alacakları isimleri belirlemeye başlarlar. Her gün sabahtan bu işi yapıp öğle yemeğinden sonra alan adlarını satın almaya başlarlar. Bu işlemleri ilk önceleri elle yapmaya çalışırlar. 6 ortak aynı zamanda en hızlı şekilde alan adlarını alamaya çalışırlar. Ofiste 5 bilgisayar olduğu için Çağatay Tümay’ın evindeki bilgisayar başına gider ve 4-5 adımda satın alma formunu doldurmaya çalışırlarmış. Her bir seferde bir alana adı aldıkları için bu yöntemin çok zor olduğunu anlamışlar. 14:05’e kadar çoğunlukla hiçbir isim kalmadığı için bu yöntemi geliştirdikleri teknolojiyle verimli hale getirmeye başlarlar. Satın aldıkları alan adları için html’den “landing pages” “karşılama sayfaları” oluşturmaya başlarlar. Gardeningtools.com bu alan adlarının ilklerindendir. Sayfalara farklı kategoriler yapıp organik trafiği gelire çevirmeye başlarlar. Dağcılıktan arkadaşları olan Serkan’a düşen alan adlarını alabilmeleri için bir programcık yazdırırlar. 2000 li yılların teknolojisiyle yabancı rakipleriyle rekabet edebilecek bir teknolojiye sahip olurlar.

Bu işleri yaparken çevrelerine neyle uğraştıklarını anlatmakta oldukça zorlanıyorlardı. Hepsi bir ofiste bütün gün çalışıyorlardı ama neyle uğraştıklarını açıkladıklarında kimse onları anlamıyordu. Sadece internet sektöründe gelişmiş düzeyde bilgisi olanlar nelerin olduğunu görebiliyorlardı. Arkadaş çevreleri onlarla dalga geçebiliyorlardı. Oysa onlar yaptıkları işi biliyorlar ve nereye gidebileceğini tahmin edebiliyorlardı. Şirketlerinin kuruluşu sırasında dağcılık kulübünde yaptıklarını rol model olarak almışlardı. 2000’lerin başında gelirleri çok değildi, birbirlerine borç vererek ayakta durmaya çalışıyorlardı. 2 yıl bu iş modelini sürdürmeye devam ettiler. Gelirleri her ay artmaya devam ediyordu. 2002 yılında aylık gelirleri binlerce doları bulmaya başlamıştı. Tam bu sırada şirketi kurmaları gerektiğini anlamışlardı. Şirketlerinin adının ne olması gerektiğini aralarında kısa bir süre konuştuktan sonra dot.com işi yapıyoruz o zaman nokta.com olmalı diye karar verirler. Nokta.com alan adını drop zamanı satın alırlar. Bu isme 500 USD verirler. Şirketleri için isimleri hazırdır “Nokta.com”

Eğer internet işini seviyorsanız ev gibi bir ofiste çalışmak çoğu zaman insanı motive eder. Ruhu olmayan birçok ofisin aksine saatlerce çalışabileceğiniz bir ortam sizi ertesi güne hazırlar. Nokta.com ortakları yurtdışındaki birçok şirketle çalıştıkları için bu kültürün şirketin verimliliğinde ne kadar etkili olabileceğini çok yakından görüp Ankara’daki ofislerinde uygulamaya geçtiklerini gördüm. Kahvaltıdan sonra üst kata kahve içmeye ve internet üzerine sohbetimize devam ettik. Burçin’in odasında toplandık. Tüm ortaklarla beraber kuruluş zamanları öncesine gitmeye başladık. Hepsi aslında işlerin koşturmasından beklide bugüne kadar bu tarihsel bakışı yapmamışlardı. Bazı tarihleri hatırlamakta zorlandılar.

Dağcılık felsefesi Nokta.com şirketinin kurulmasında önemli rol oynuyor. Bu konuda bilgim yoktu, gerçekten 6 ortaklı bir şirketin uzun süre içinde nasıl dağılmadığını ve bu kadar başarılı olduğunu araştırmak için internette dağcılıkla ilgili dokümanları inceledim. Gezgin.com’dan dağcılıkta eğitimin rolünün çok büyük olduğunu, iyi bir dağcı olmak için sadece büyük tırmanışlar yapmanın yeterli olmadığını, kişisinin her anlamda kendisini geliştirmesi gerektiğini öğrendim. Dağcılık sadece bir ortamda değil doğanın tümüyle uğraşmakla, düşüncenin birleşmesi, sosyalleşmeyle mümkün olabileceğini ve paylaşmacı ruhun dağcılıkta önemli olduğunu okudum. Dağcılıkta başlayan arkadaşlığa “ip arkadaşlığı” deniliyor. Bu arkadaşlığın hep kalıcı olduğu, dağda ip kopmadıkça sonsuza kadar sürdüğü dağcılık uzmanlarınca söyleniyor. Dağcılığın kısaca bir yaşam felsefesi olduğunu öğrenmiş oldum. 6 ortak birbirleriyle uzun yıllar bu ip arkadaşlığıyla yol alıyorlar ve doğanın onların önlerine hep engeller çıkartması gibi çetin piyasa şartlarında rakipleriyle mücadele etmeyi biliyorlar.

Dikkat ettiğim diğer nokta ortakların yaşamlarında eğitim önemli, yapmayı sevdikleri konu üzerinde uzmanlaşıyorlar. Hayatın onlara dayattığı bazı konulardan vazgeçebiliyorlar. Zor kararları alabiliyorlar. 6 ortak özellikle üniversitedeyken çok çalışkan değiller, genellikle haylazlık yapabiliyorlar. Dersler yerine dağcılık konusuna eğiliyorlar. Üniversite öncesi eğitimleri oldukça iyi ve tümü yüksek öğrenimlerini bitiriyor, ancak sınıflarının birincileri değiller. Aralarında bilgisayar mühendisi yok, interneti bir fırsat olarak görüp kedilerini bu konuda geliştiriyorlar. Ekip olarak birlikte olduklarında yapamayacakları iş olmadığını düşünüyorlar.

Tuna Orbay 1973 doğumlu, Karadeniz Ereğli Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra ODTÜ Jeoloji bölümünü kazanıyor. Aslında Jeoloji okumaya değil, üniversite ODTÜ olduğu için ve dağcılık yapmak istediği için gidiyor Ankara’ya. Tuna babasıyla belgesel seyrederken karar vermiş dağcı olmaya, okulla pek ilgisi olmadığı için bölümü 7 senede bitirmiş. Jeoloji bölümünde okurken sadece arazi çalışmalarını severmiş. Teknik derslere girmezmiş. Lisede okurken bilgisayarı yokmuş, Sega oyun cihazı varmış. Komşularında Commodore 64 varmış. Küçüklükten beri bu şekilde ilgi duymuş bilgisayarlara. İnternet’le ODTÜ’de tanışıyor, Fotran 77 dersi alıyor. Bir arkadaşı 1995 yılında onu bilgisayar laboratuarına götürür ve gopher, www ve html’le orada tanışırlar. O yıllarda internet bağlantısı o kadar yavaştı ki NBA ‘den bir fotoğrafın inmesini beklemek saatler alabiliyordu. Tuna bu sıkıntıya gelememiş kalkmış bilgisayar başından. Üniversite sırasında bu ilgi onun kendisini geliştirmesi ve delphi dilini öğrenmesiyle sonuçlanmış. Ev arkadaşına yardım ederken, yazılım bilgisini geliştirmiş. 6 ortak bir araya geldiklerinde İnternet’le olan ilgisi artmaya başlamış. 1997 -1998 yılında staj diye gittiği yerde işe başlamış ancak hep kendi işini yapmak istemiş. Mesai saatleri ve başkasının emrinde çalışmak ona uymamış. Kendi işini yapmak için istifa etmiş ve bu sırada bol bol boş zamanı olmuş. Coğrafi bilim teknolojileri dalında yüksek lisansa başlamış bitirmemiş daha sonra askere gitmiş. Askerden sonrası diğer arkadaşlarıyla beraber internet işi kurmasına kadar devam ediyor.

Burçin Didinedin 1970 Ankara doğumlu, anne tarafı Sinop baba tarafı Bulgaristan göçmeni. Aileden herhangi bir zenginlik gelmiyor. Liseyi Ankara Atatürk Lisesinde okuyor. Çocukluk yıllarında halaoğulları elektroniğe ilgili olduğu için onlarla zaman geçirir. Radyolar, devreler yaparlar, Commoder 64’le oyun oynarmış. Beklide bilgisayara ilk ilgi bu yıllarda başlıyor. Liseden sonra ODTÜ inşaat mühendisliğini kazanıyor. 1994 yılında üniversiteden 1 yıl uzatmalı olarak mezun oluyor. Mezun olduktan sonra yurtdışına çalışmak için gidiyor. 1,5 sene Moskova’da, 2000 yılına kadar eski Rus cumhuriyetlerinde Türkiye’ye gidip gelerek inşaat mühendisliği yapıyor. Bu iş tecrübesi Burçin’e iş geliştirme, teklif verme, iş yaptırma ve şirket yönetimi konusunda yardımcı oluyor. İnşaat başlarken adam bulma, teklif alma, verme, daha sonrakiler için sistemin kurulmasını sağlama yeni mezun bir üniversiteli için inanılmaz deneyimler oluyor. Belki o zaman bunun farkında olmasa bile bir şirketin tüm yönetim kademelerini tek başına gerçekleştirmeyi öğreniyor. 6 ortak arasında en çok iş tecrübesini Burçin yurtdışında şirket kurulmadan önce yaşıyor. Bu geçirdiği zor yıllar Nokta.com’un hızlı büyümesinde olumlu katkıda bulunuyor. Yurtdışında kaldığı süre içinde Burçin kendi işini yapmayı düşünüyor ve 2000 yılında bedelli askerlik için geri döndüğünde bunun ilk adımlarını atıyor. 10 kişinin yapması gereken işleri 2 günde yaptığını bu patronlarında daha da büyük beklentiler getirdiğini ve iş yükünün her sefer daha da arttığını söylüyor. Geri döndüğünde 2 işte çalışmaya başlar, gündüz 18:00’e kadar bir inşaatta daha sonra gece 3:00’e kadar başka bir inşaatta çalışır. Bu tempo onu patlama noktasına getirene kadar çalışmaya devam eder. Ofiste çalıştığında doğrudan patronlarla olduğundan onların bakış açısını görme ve anlama fırsatını bulmuş.

Başar 1973 İzmir, Göztepe doğumlu. İzmir 60ncı yıl Anadolu Lisesini bitiriyor, 1991 yılında ODTÜ çevre mühendisliğini kazanıyor. Ailesinde girişimci yok, babası devlet memuru. 1997 yılında mezun olduktan sonra TTGV’de işe başlıyor, çevre projelerinde çalışıyor, genellikle araştırma geliştirme konusunda şirketlere gidiyor. Birçok orta ve büyük boy girişimci şirketi orada yakından araştırma fırsatı oluyor. Bu şirket gezilerinde küçük ama inanan firmaların neler başardığını görmek Başar’ı etkiler. Kurumsal büyük şirketleri gezmektense bu küçük şirket ziyaretleri daha çok ilgisini çeker. 2 projede dünya bankası kredileri konusunda kendisini geliştirir. İşten sonra evde dial-up internete bağlanıp sanal dünyadaki fırsatları da gözlemlemeye çalışır. Dağcılık kulübündeki okul arkadaşlarıyla düzensiz yaptıkları beraber iş yapma toplantılarında kendilerinin girişimci olabileceği ve bu işi başarabileceklerine güveni daha da artar. İş yaşamında Çankaya üniversitesinde İşletme Yüksek Lisansı yapar. Nokta.com’da finanstan sorumlu olur. Bunda hem TTGV hem de MBA yapmasının önemli etkisi vardır. Şirket küçükken finansman daha az zamanı alırken büyüdükçe ana işi bu olur.

Kahve, çay derken öğle yemeği zamanı gelmişti. Hem biraz dinlenelim hem de biriken işlere bir bakalım diyerek ara verdik. Güzel bir Ankara gününde mutfağa indik. Nokta’da çalışan tüm arkadaşlarda birer birer geliyorlardı. Ev yemeği yiyen herkes bahçedeki minderlerin üzerine geçiyorlardı. Sanki dinlence arasında çalışıyorlar gibiydiler. Orta kahveleri söyledik çimlerin üzerinde internet sohbetine devam ettik. Yeni projeler, internetin durumu, yabancı örnekler ve Türkiye’deki durum. İşte böyle birkaç saat yemek sonrasında geçirdik. Sonra Nokta.com ortaklarıyla bu sefer ön bahçede oturarak sohbete devam ettik.

2002 Kasım ayında alan adı işine yoğunlaştıktan sonra Nokta İnternet Teknolojileri AŞ’yi kurarlar. Bu yıl onların gelirler anlamında hızla büyüdükleri zamandır. İş modeli artık oturmuştur. “Direct Navigation” ve “Search Engine Marketing”. Doğrudan Yönlendirme modelinde doğru alan adlarını alarak hedef kitlenin ilgilenebileceği reklamları iniş sayfalarında gösteriyorlardı. Bu yıllarda bu iş modeli dünyada yeni yeni oluşmaya başlıyordu. 1995’lerden 2000’li yıllara kadar alan adları genellikle ikinci elde satılmak üzere veya daha sonra kullanılmak amacıyla satın alınıyordu. Metin tabanlı reklamların ve iş ortaklığı programlarının yaygınlaşmasıyla beraber alan adlarının ilk giriş sayfalarına alan adıyla ilgili reklamları koyarak doğrudan yönlendirme modeli ortaya çıktı. Arama motorları o yıllarda metin tabanlı reklamcılık işine girmeye de başlamışlardı. Diğer içerik siteleri de reklam gösterimi konusunda girişimler yapıyolardı. Verimli kampanyalar yürütenler aradaki arbitrajdan yararlanabilirdi. Yani düşük fiyata reklam verip bunu yüksek fiyatlı reklamlara yönlendirmek ve reklamları iş ortaklığı programlarında alışverişe çevirmek. Bunun için iyi bir analiz yapmak ve eğilimleri yakından takip etmek gereklidir. Bu iş modelleri günümüzde de çalışmakla birlikte yapan sayısının hızla artması karlılık oranlarını gitgide düşürmektedir.

Nokta.com’un %70 işi alan adları % 30 işi de reklamcılık konusunda olmaya başlar. Kimsenin düşünmediği alan adlarını satın almaya başlarlar. İş İngilizce ve diğer dillerdeki tüm alan adları içindir. Türkiye’de kurulu olmalarına rağmen hedefleri uluslararası bir şirket kurmak istemektedirler. Anahtar kelimeleri, deyimleri, kelime gruplarını analiz etmeye alınmamış alan adlarını keşfetmeye ve bu konudaki bilgi birikimlerini arttırmaya başlarlar. Doğrudan yönlendirme konusundaki birikimleri arama motoru pazarlaması konusunda onlara yardımcı olur. Tümay bu konuda yurtdışındaki toplulukla tanışır. Amerika’da da çok az sayıda girişimci bu işi yapmaktadır. Kapalı bir grup olan bu sektörde belki 40 belki 50 kişi vardı diyorlar o yıllarda. Teknolojiden anlayan, içlerine fazla kişi almayan bir toplulukmuşlar. İlk tanıştıkları bu sektör girişimcileri Nokta.com’a çok yardımcı olurlar. Snapnames.com kurucusu bugün alan adı işinden 100 milyonlar kazanan girişimcisi alan adları konusunda Nokta’yı şevklendirir yol gösterir. 2002 yılında 2000 – 3000’e yakın alan adına ulaşırlar. 2003 yılında bu rakamı hızla arttırlar, 10binlere ulaşırlar. 2004 – 2005 yılında alan adlarını artık yazılımlarla kontrol eder hale gelmişlerdir. İlk zamanlarda Excel dokümanlarıyla çalışırken alan adlarını bu basit teknolojiyle yönetmişler, tabi veri tabanları büyüdükçe bunları Tuna’nın akıllı yazılımlarıyla idare etmeye başlamışlar.

2002 yılında alan adları konusunda gelişmeler oldukça ve bu konuda yaptıkları yatırımları arttıkça yurtdışında ofis kurmaya ve 2003 Temmuz ayında Tümay’ın San Francisco’da şirket kurması için Amerika’ya gitmesi karar verirler. Eylül ayında Tümay bu ikinci ofislerinde çalışmaya başlar. Bu sırada Ankara’daki ofiste büyümeye başlamıştır. Ortaklar dışında ilk çalışanları idari müdürleri, mali müşavirleri ve muhasebe müdürleri olan Yalçın bey olur. Daha sonra Türk ofislerimizin vazgeçemediğimiz oyuncusu çaycısını ve diğer arkadaşları da yavaş yavaş takıma dâhil ederler. 2004 ve 2005 yıllarında agresif olarak büyümeye başlarlar. Bu yıllarda alan adı park etmesi konusunda Nokta “Applied Semantics” adlı firmayla çok yakın olarak çalışmaktadırlar. Firma Nisan 2003 yılında Google tarafından satın alınır. Birden kendilerini Google’un Premium ortağı olarak bulurlar. Gelirlerde artış olmaya başlar. Google’un büyümesiyle Nokta’da gelişir. Overture 2003 Haziranında Yahoo tarafından satın alınır. Metin tabanlı reklâmcılığa olan ilgi ve dolayısıyla doğrudan yönlendirme, alan adı park etme işi daha da önem kazanmaya başlar.

Kaliforniya’da şirketin olması Nokta’ya çok şey kazandırmaya başlamıştır. Endüstrinin geliştirildiği merkezde (State of Art) olduklarından konferanslara, toplantılara düzenli katılmaya ve sosyal çevrelerini geliştirmeye başlarlar. Tümay ve Başar Amerika’da yaşamaya Türkiye’ye gidip gelmeye başlarlar. Ofislerinde idari yöneticileri San Francisco’da sürekli bulunmaktadır. Bu açılımla beraber alan adı sektöründe büyümeye devam ederler. Rekabet hızla artar ve ikinci el piyasası oluşmaya başlar. Bugün 200.000 yakın alan adına ulaşan Nokta.com dünyada önemli bir oyuncu haline gelir. Yurtdışında elde ettikleri tecrübeleri Türkiye piyasasına uygulamak isterler. Web 2.0’la beraber ziyaretçilerin daha çok katılımcı oldukları iş modellerinin ülkemizde de uygulanmasını planlarlar. Nokta.com alan adı piyasasında olduğu için araştırmaları, arama motorları verilerini yakından inceleyebilmektedirler. Bunun sonucu olarak yükselen eğilimleri yakından takip etmektedirler. Youtube’un Türkiye’de hızlı ziyaretçi sayısının artması, delicious.com gibi sitelerinin fırsat olduğunu görürler. Ekipten Tuna bu konuda bir çalışma yapıp ortaklarına dağıtır. Daha sonra bu araştırmanın sunumunu yapar. 2004 yılı sonunda Türkiye’ye girmeyi daha ciddi düşünmeye başlarlar.

Alan adı işi bu sırada büyümeye devam etmektedir. Bir çok ülkenin alan adları konusunda yatırıma başlarlar. Almanya, İspanya, Meksika vb. ülkelerin alan adalarına yatırım yaparlar. Ülke temelli raporlardan hangi adları satın almaları gerektiklerini takip ederler. Bazı ülkelerde başarısız olup o ülkelerden çıkış yaparlar. 2005 yılında Türkiye’de neler yapacaklarını detaylı olarak karar verirler. 2004 yılında başlayan web 2.0 ateşi onları Türkiye’de proje yapmalarını hızlandırır. Ortaklar yeni proje üretme sorumluluğunu yüklenirler. Termometre, doviz.com ilk versiyonlar olarak ortaya çıkarlar. Çağatay sinemalar.com’u üstlenir.

Bu yeni projeler öğrenme sürecini başlatır. Enterprise 2.0 kavramı nokta ekibinin şirket içinde verimli olarak çalışabilecekleri yöntemleri geliştirmelerini sağlar. Firmada kullanacakları bir yazılım arayışı içine girerler. 5 – 6 ürünü detaylı olarak test ederler. Birçok proje yönetimi yazılımı olmasına rağmen nokta’nın isteklerine tam cevap vermemektedir. Şirket içi eposta gönderiminin devam etmesi, bu iletilerin düzgün depolanamaması, paylaşıma açık olmaması, ortak kullanım zorluğu gibi birçok faktör istedikleri yazılımı aramalarına kadar devam eder. En sonunda Jot.com’a karar verirler. 1 ay sona jot.com google tarafından satın alınır. 2006 baharında şirketin gelecek vizyonunu tespit etmek için nokta.com’daki herkesin aktif olarak katıldıkları bir çalışma başlatırlar. Bunun sonucunda yeni nesil teknolojilerde lider şirket olmasını amaçlayan, yatay hiyerarşik bir düzeni olan bir sonuç ortaya çıkar.

2006 sonunda küçük takımlar oluşturup sorumluluklar bu ekiplere verilmeye başlanır. Ortaklar yetkilerini bu oluşturulan proje gruplarına devretmeye başlarlar. Kurucular işin operasyonundan işin yönetimi ve geliştirilmesi kısımlarına çekilirler. Aynı yıl halka ilişkiler çabalarını arttırarak basında tanıtımlarını yaparlar. Bundan sonraki projeleri belirlemede kullanıcının içeriği geliştirdiği iş modellerine önem verirler. Türkiye’de kullanıcının ürettiği içerik projelerini incelerler. Fotokritik.com fotoğraf topluluğunun içerik ürettiği bir platform. Nokta’nın kullanıcıların geliştirdiği içerik modeline tam uyuyordu. Ozan Hazer bu siteyi 2004 yılında kurmuş. Nokta, Ozan’la iletişime geçerek fotokritik.com’u 2006 Eylül ayında bünyelerine katıyorlar ve ilk satın almalarını gerçekleştiriyorlar. 2006 Kasım ayında yine birkaç aydır görüşmeleri devam eden izlesene.com’u satın alırlar. Blogcu.com bu satın almaları takip eder. Bu yeni işleri almadan önce bir çok konuda tecrübeleri olmadığını fakat hızlı hareket ederek bu eksikliklerini tamamladıklarını anlarlar. Ekiplerin birçok konuda hata yapsalar da geliştirme ve sitelerin yönetimlerini öğrenebileceklerine yönelik güvenleri artar.

Ortaklar piyasayı inceleyip beraber karar alırlar. Hep beraber toplanıp önemli konularda birbirleriyle konuşarak oybirliğiyle karar veriyorlar. Aralarında bir anlaşmazlık olursa tüm fikirler konuşulduktan sonra ayrılık olan noktalarda kişilerin ikna edilmesine önem veriliyor. Bir bakıma Avrupa Birliği yönetimindeki gibi tüm ülkelerin kararlardaki oybirliği mekanizmasına çok benziyor. Bir işbirliği ve anlaşma kültürü oluşmuş.

Yatırımları yaparken ve Türkiye’deki projelere girerken hep güvendikleri interneti bildiklerine olan güven oluyor. 3 ana proje ortaya çıktıktan sonra ekiplere bölünerek yönetimi bu takımlara vermeleri gerçekleşiyor. Önemli stratejik kararları sadece 6 ortak alıyor, diğer tüm işler ve karar mekanizması bu takımlara devrediliyor. Projelerde anormal durumlar ortaya çıkmadıkça ortaklar sisteme müdahale etmiyorlar. Ortakların karar mekanizmaları aynı şekilde ekiplerde de uygulanıyor. Her projenin bir ekip lideri olmasına rağmen eğer takımda kararlara bir kişi bile itiraz etse onun ikna edilmesi ve inanması gerekiyor. Nokta proje tabanlı ekiplerin yanı sıra teknoloji, tasarım grubu gibi diğer yatay bölümlere de ayrılıyor. Matris bir yapıda bir organizasyon yapısının olduğunu söyleyebiliriz.

Hikaye burada sonlanmıyor, Nokta.com’un projeleri, gelecekte neler yapmak istedikleri ve ekipte bulunan diğer arkadaşların bakış açılarını ilerleyen aylarda yazmaya devam edeceğim.

(Not: Hikaye’de bazı noktalarda düzeltmeler olacaktır, Tumay, Burcin, Tuna, Başar, Çağatay ve Tolga’ya hikayelerini paylaştıkları ve bu kadar uzun süre bekledikleri için teşekkür ederim)

İnternet girişimlerine yatırım yapacak ilk 10 yatırımcı

Uyarı: Bu yazıda anlatacaklarımı sakın evde tek başınıza denemeyin. Uzman yardımı olmadan kesinlikle yazıda geçenleri uygulamayın. Aşağıda yazılanlar sadece bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Yazarın sorumsuzca uygulamalardan dolayı bir sorumluluğu yoktur.

Ne yapmak istiyorsunuz? Bunu çok açıklıkla anlatabilmelisiniz. 3 dk içinde ne yapacağını anlatamayan bir girişimci yatırımcı aramaya başlamamalıdır. 3 dakikalık sunum için tekrar tekrar çalışmalıdır. Peki bu adımı geçtiğinizi düşünelim. Niçin para arıyorsunuz? Bu sorununda çok ikna edici cevapları olmalıdır. Yok efendim benim belli bir maaş almam lazım, sabit giderlerimi karşılamam, hayat seviyemi korumam, borçlarım var felan filan gibi sebepleri sakın para istediğiniz kişiye saymayın. Size başlangıçta para verecek olan kişi bu başlangıç sermayesinin ne için harcanacağını çok basit ve açıklıkla anlaması lazım. Unutmayın “Niçin para arıyorsunuz?” sorusunu kendinize soracaksınız. Belki de sizin hiç başkasının parasına ihtiyacınız olmayabilir. Bunu bilebilmenizin çok basit bir yolu var, birinci soruya geri dönün: “Ne yapmak istiyorsunuz?” Örnek: İnternetten sandalye alıp satacağım. Nelere ihtiyacınız var? Bunları nasıl temin edebilirsiniz? Ne kadar harcamanız lazım? Ne kadar süre içinde bu harcamaları yapmanız lazım. Unutmayın işe giderken kiralık bir BMW’ye de binebilirsiniz veya Minibüsle de gidebilirsiniz. Arasında dağlar kadar “nelere ihtiyacınız var” farkı çıkar.

Bu yazı ne iş yapacağını bilen, bu yapacağı işin karlı, ölçeklenebilir ve doğru iş modeli olduğunu anlamış girişimciler için kaleme alınmıştır. Bu adımları geçmeden doğrudan sermaye aramaya kalkmayın. İşin ilginci işiniz için aradığınız maddiyat çok yakınlarınızda olabilir. Bu bakımdan ne kadar ihtiyacınız var? Ne kadar süre bu miktarla büyüyebilirsiniz bunu da çok iyi bilmeniz gerekiyor. İnternet şirketinizi kurarken “yatırımcı bulmak” kelime öbeği herkese çekici gelsede, aslında şirketinize dışardan gelen kimselere karşı yeni sorumluluklarınız doğacağından artık girişiminiz farklı bir aşamaya geçmiş olacaktır. Bu kişilere karşı sorumluluklarınız doğacaktır. Kısaca hesap vermek zorunda olacaksınız. Bunu başlangıçta bir yere not edin. İkincisi azınlıkta olsa çoğunlukta olsa yatırımcı bulduğunuzda sizden beklentiler yükselecektir. Stres katsayınız ve son tarihlerle çalışma zorunluluğunuz ortaya çıkacaktır. Bu girişiminizde başarısız olur, verdiğiniz sözleri yerine getiremezseniz bir sonraki girişiminizde bu tecrübe önünüze çıkabilir. Bu bakımdan şirketinizin erken aşamalarında dışardan yatırımcı aramak bence gerekli değildir. Ortaya çıkartacağınız versiyon hiçbir zaman hayallerinizdeki iş modeli olmayabilir, büyük düşünüp küçük adımlarla başlamalısınız. Bu anlamda fikir aşamasından sitenin belli bir kullanıcı veya belli gelir rakamlarına kadar yatırımcınız olabilecek kaynakları size yazmak istedim. Bunları büyük ihtimalle siz de biliyorsunuzdur. Zaten bildiklerimizi yazmışsın, biz de yatırımcıya nasıl ulaşacağımızı düşünerek yazıyı buraya kadar okuduk diyip bundan sonrasına devam etmeyebilirsiniz. O bakımdan burada kısa bir çay arası verelim, devam etmeyecekleri burada bırakalım. Okumaya karar verenlerle yazının diğer kısmına birazdan devam edeceğiz.

Bu Fringe ve Lost yapımcılarını buradan tebrik edeyim istedim. Basit bir öyküyü güzel bir anlatımla ne kadar çekici hale getiriyorlar. Bravo!.. Pazarları oturup DVD’lerini seyrediyoruz ailecek. Biraz önce “Home” belgeselini internetten indirdim, bunuda seyretmek istiyordum. Daha önce “Zeigest”i saatlerce televizyonun önünden kalkmadan izledim. Bayağı yorucu olmuştu. Yeni demli çaya kim hayır der ki. 20 dakika ocak üstünde bekleyen demliği mutlaka tazelemek lazım. Bayat demin kokusunu hemen alırım, damakta kötü tat bırakır. Evet, devam etmek isteyenlerle ara verdiğimiz yerden yazının kalan kısmına devam ediyoruz.

Sorumuz şu: “İnternet girişiminizin fikir aşamasından şirketin erken aşamalarına kadar ilk yatırımcılarınız kimler olabilir?

Tekrar uyarı: Yazının bu bölümünde başa yazdığım uyarıyı tekrar hatırlatmak istiyorum. Aşağıdakiler tamamen benim kişisel fikirlerimdir. Lütfen uygulamadan önce uzmanlarına danışın, kararlar tamamen sizin sorumluluğunuz altındadır. (Kaynakça 1 ve 2 yi mutlaka okuyun)

1. Kendiniz: İşin fikir aşamasından şirketin erken aşamalarına kadar kendiniz yatırım yapıp riske girerseniz bu önemli bir adım olacaktır. Sizin işe ne kadar inanmış olduğunuzun bir göstergesidir. Kişisel birikimlerinizi sermaye olarak koyabilirsiniz. Bunun az veya çok olması farketmez sizin bu yolda birikimlerinizi harcama fikrinizi uygulamanız bile önemlidir. Kişisel birikimler sünnette, düğünde gelen altınlar, arabanız, eviniz olabilir. Birikmiş vadeli hesabınız, hisse senetleriniz, fonlarınız diğer örnekler olabilir. Öğrenciyseniz biriktirdiğiniz veya biriktirmediğiniz burslarınız, harçlıklarınız bu maddeye örnek olabilir. (Lütfen bu maddeyi okuduktan sonra uyarımı hatırlayın)

2. Aile: Yapacağınız işi ilk önce anne, baba ve eşinize anlatırsınız. Onlar eğer bu dünyaya uzaksalar ikna etmeniz zor olabilir, ancak basit bir metodla ne yapacağınızı ve niçin yaptığınızı anlatırsanız hiç bir ebeveyn çocuğunu yanlız bırakmaz. Unutmayın bu büyük bir yükümlüküktür. Bundan sonra başarılı olmak için ağır sorumluluk altına girersiniz. Her anne ve baba olsun yavrum helali hoş olsun diyebilir ama onları işin içine kattığınız andan itibaren çok daha fazla enerji harcamalısınız.

3. Yakın akrabalarınız: Kuzenleriniz, yeğenleriniz, kardeşleriniz diğer kaynaklarınız olabilir. Anne, baba ve eşiniz kadar olmasada yakın akrabaların yüküde önemlidir. Omuzlarınıza çöküverirler. Sakın paralı diye işe sürekli karışabilecek bir akrabanızı dahil etmeyin. Çekirdekten uzaklaştıkça sizin işinizde zorlaşabilir. Örnek akrabalarınız size her ay hesap sormazlar, sizin başarılı ve mutlu olmanız için çabalarlar. Dışa doğru gittikçe buna ticari gözle bakarlar.

4. Yakın arkadaşlarınız: En yakın arkadaşınız size ilk yatırımcı olabilir. Burada dikkat edeceğiniz yakın arkadaşlarla bazen ticari işlerin yapılmayacağıdır. Yaşamınızda para haricinde çok yakın arkadaşlıklar ticari ilişki sırasında farklılaşabilirler. Bu bakımdan bunun değerlendirmesini çok sıkı yapın. En yakın arkadaşlar bazen yanlış seçimler olabilirler. Dostluklarınızı kaybetmektense işe başka bir yöntemle başlamak daha doğru olabilir.

5. Uzak arkadaşlarınız: Öğrencilik, askerlik veya işiniz sırasında arkadaş olduklarınız sizin fikrinize ilk sermayeyi veriyor olabilirler. Öğrencilik sırasında yakın olmadığınız fakat görüştüğünüz bir arkadaşınız belki fikrinizi en iyi anlayan birisi olabilir. Yakın bir arkadaşınız olmasa bile aynı öğretim hayatı sırasında benzeri vizyona sahip olduğunuzdan dolayı yakın arkadaşlarınızdan daha verimli bir ortaklık kuruyor olabilirsiniz. Bu arkadaşınız bir başkasını da işin içine çekmeye çalışıyorsa bu durumu dikkatli değerlendirin. Uzun vadede sorun yaratacak ortaklıkları başta kurmamak daha iyidir. İş arkadaşlarınız sizinle aynı sektörde çalıştığı için yine sizin bakış açınızı anlayabilirler. Yapacağınız işe başlangıç için ticari bir ortamda daha önceden çalıştığınız için başlangıç için uygun olabilir.

6. Patronunuz, yöneticiniz: Çalıştığınız iş yerinin patronu veya yöneticiniz sizinle beraber işe ilk sermaye koyabilirler. Yeni kurulacak iş yapısında alt-üst ilişkisini çok iyi düzenlemelisiniz. Eski işinizdeki düzeni yeni girişiminizde devam ettirmemelisiniz. Eskiden yöneticiniz olan birisiyle ortak olmanın sorumlukluklarını her iki tarafta çok yakından anlamaları gereklidir.

7. Bankalar: Gerçi bu son olarak düşenebileceğiniz bir seçenek olmalıdır. Bankalar kredi veren kuruluşlardır. Sizin gözünüzün yaşına veya yaptığınız işe bakmazlar. Kredi kartlarınızın limitini kullanabilirsiniz, bireysel kredi alabilirsiniz. Krediyle işinizi kurmak riskinizi daha da arttırır.

8. Diğer girişimciler: İnternet üzerinde başarılı olmuş girişimciler sizi en yakından anlayacak kişiler olabilirler. Eğer yaptığınız işi onlara anlatma fırsatınız olursa bu girişimciler size başlangıç sermayesi konusunda yatırımcı olabilirler. Aynı sektörde iş yapacağınızdan onların işbirliği yaptığı taraflarla tanışma, ortak kaynak kullanımı ve tecrübe paylaşımı gibi kolaylıklar olacaktır. İşiniz hızlanabilir.

9. Müşteriler, tedarikçiler: Başlangıç kısmını biraz geçirdiğiniz andan itibaren eğer tedarikçilerle çalışıyorsanız onlar sizin işinize ilgi duyabilirler. Yaptığınız iş modeli onların kolaylıkla anlayabileceği bir internet sitesi olacağı için tedarikçilerle konuşmak doğru olabilir. Bunun yanı sıra müşterilerinizde sizin ilk yatırımcılarınız olabilirler. Müşteriler arasında bu işe para koyabilecek hatta büyütebilecek varlıklı kişiler çıkabilirler.

10. Diğer kuruluşlar, profesörler, kuluçka merkezleri: Bu madde yurtdışında çok daha etkin çalışabiliyor. Üniversiteler kuluçka merkezleri gibi hareket ediyorlar. Kurdukları labaratuarlarla yeni girişimcilere destek veriyorlar, onların başlangıç aşamasından ileri gitmeleri için hızlandırıcı birçok destek sağlayabiliyorlar. Son yıllarda Türkiye’deki vakıf üniversiteleri başta olmak üzere bazı hocaların bu konuya ilgi duyduklarını gözlemleyebiliyoruz. Özyeğin Üniversitesinin kendisini girişimcilik konusunda konumlandırmak istediğini basından takip etmek mümkün. Kosgeb, Tübitak destekleri de unutulmaması gereken noktalar. (Kaynaklar: 1 ve 2)

Özetle: Kendi internet girişiminizi kuruyorsanız başlangıç aşamasından belli bir büyüklüğe gelene kadar profesyonel yatırımcı yerine kendi kaynaklarınızla finanse etmenizi öneririm. Bu yöntem verimli sermaye kullanma konusunda sizi eğitecektir.

Okunması gereken kaynakça:

1- Girişimcinin Kontrol Listesi
Orjinal isim: The Entrepreneur’s Book of Checklists
Robert Ashton
Optimist Yayın Dağıtım / İş – Yönetim Dizisi

2- Kendi İşini Kurmak İsteyen Girişimcinin El Kitabı
Orjinal isim: The Art Of The Start
Guy Kawasaki
MediaCat Kitapları / İş Kitabı Dizisi

Okurken kendi işinizi kurmanın 10 yolu

Bir üniversite veya yüksek okulda okumak birçok öğrencinin hayalidir. Yanlış bir eğitim ve öğrenim sistemi içinde bir üniversitede okumaya başladıysanız sistem sizi başından sonuna kadar şirketlerde bir çalışan olarak hazırlayacaktır. Mezun olduktan sonra yakın çevreniz sizin bir masa bir kartvizit sahibi olmanız için size baskı yapmaya başlayacaktır. Hele okul bittikten sonraki dönemde bu baskı daha da artar. İşsiz olduğunuzu söylememek için birçok yol bulmaya çalışmaya başlarsınız. Bu sebeple sevmediğiniz bir işte ve sektörde çalışmaya başlayabilirsiniz. Bu otoyoldan çıkış bazen oldukça uzak bir tabeladan sonra olabilir. Yani işin bir de alternatif maliyeti var. Yanlış bir iş bütün yaşamınızda sizi mutsuz edebilir.

Aslına bakacak olursanız herkesin istediği bir işte severek çalıştığı bir ekonomi çok daha verimli olur. Ülkenin toplam geliri çok daha hızlı artar. Yenilikçi birçok ürün ortaya çıkar, yabancı rakiplerinden üstün firmalar doğar. O zaman eğitim ve öğrenim sistemimizde öğrencileri verimli şekilde çalışabilecekleri hatta kendi işleri kurmaya özendirici yapıların kurulması şart.

Özellikle teknoparkların bir an önce büyük şirketlerin vergi kaçırdıkları alan olmasının önüne geçilmeli, küçük girişimcilere destek verecek, yeni birçok fikrin filizleneceği mekânlar haline getirilmesi için harekete geçilmelidir. Üniversitelerle sektörlerin yıllardan beri bitmeyen üniversite – sanayi işbirliği kavramı artık pratiğe dökülmelidir. Maalesef yurtdışında yakalanan bu işbirliği Türkiye’de istenilen seviyelere hiçbir zaman getirilmemiştir.

Ülkeyi kurtardık gelelim asıl meseleye. Bir okulda okurken kendi internet girişimini başlatmak isteyen öğrenciler neler yapmalı. İnternet girişimciliği konusunda birçok üniversitede panel, seminer ve toplantı sonucunda elde edindiğim izlenimleri 10 maddeye toparladım.

1. Çalışın: Staj yapın, yarı zamanlı çalışın, yaz tatillerinde tam zamanlı çalışın. İş dünyasındaki insanlarla tanışın: Okullara kapak atıldığında aslında eğlencenin dibine vurmak için uygun zaman aranır. Hatta sık sık bunun dozu kaçırılır. Eğer bu seviye optimumda tutulmazsa emin olunki sonu hayırlı olmayabilir. Yazın ve final sınavları aralarında hatta hafta sonları bile değerlendirebileceğiniz zamanlardır. Mutlaka okurken her yaz farklı bir sektörde staj yapın. Bu stajı uzun tutun. En az 2 ay mümkünse 3 ay staj yapın. Eğer yaz okuluna gidiyorsanız yarı zamanlı staja devam edin. İş dünyasına yakınlaşın. Size kitaplarda anlatılanlarla gerçek hayattakiler arasında bağ kurmaya çalışın. İş dünyasındaki insanlarla iletişim kurun onlarla sürekli temas halinde kalın. E-postayla periyodik olarak onları sıkmayacak şekilde bilgilerinizi güncelleyin. Ders zamanlarında onları ziyaret edin. Derslerinizi etkilemeyecek şekilde dönem içinde yapabileceğiniz küçük işler varsa onlara yardımcı olun. Eğer aile şirketi varsa küçükte olsa sorumluluk alın ve tüm ders yılında ailenizin işinde bilfiil yardımcı olun. En ucuz tecrübeler hep başkalarının yanında öğrenilir. Gözlerinizi, kulaklarınızı açık tutun. Çalışırken öğrenin. Bunları blogunuzda paylaşın.

2. Araştırma yapın: İhtiyaçları sadece öğrenciler çevresinde değil, tüm sektörlerde görmeye çalışın. İş fikirleri geliştirin ancak hepsini yapmaya çalışmayın. Genellikle okuldayken tüm öğrenciler ihtiyaçları eğitim hayatı içinden görürler. Sanki tüm dünya öğrenciler üzerine kurulmuştur. Okuldaki talebi görmek önemlidir. Belki çok yeni bir pazar keşfedebilirsiniz, ama unutmayın tüm ekonomi öğrenciler veya gençler üzerine kurulmamıştır. Üniversite veya yüksek okullar araştırma yöntemlerini size gösterirler. Bu araç elinizde olursa her türlü konuyu detaylı öğrenmek sizin elinizde olur. Hem gerçek dünyada hem de internette araştırma yapın. Ticaret odaları, sanayi odaları, meslek birliklerine, kütüphanelere gidin. Sayılarla ve istatistiklerle haşır neşir olun. İnterneti sadece gazete, eposta ve anlık mesajlaşma için kullanmayın. Her internet sitesine girdiğinizde yaptıklarını analiz edin. İş modellerini çizin. Nasıl yaptıklarını öğrenin. Öğrencilik sırasında yapmak istediğiniz onlarca fikir ortaya çıkabilir. Sırayla hepsini yapacağız yanılgısına düşmeyin. En önemli iş fikrini ortaya çıkardıktan sonra sadece onun üzerinde çalışın. Dikkatinizi dağıtmayın. Onlarca tavşanın peşinde koşarsanız hiçbirisini yakalayamazsınız. Beyaz tavşanın peşine düşün.

3. Sosyal çevre edinin. Arkadaşlarınızla ilişkinizi geliştirin: Okurken tüm arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmaya çalışın. (Bu cümle kötü niyetli olarak okunmasın, makalenin konusunun sadece okurken kendi işinizi nasıl kuracağınız olduğunu unutmayın) Mezuniyet sonrasında arkadaşlarınız sizin işbirliği yapacağınız şirketler haline gelecekler. Sadece kendi okunuzla kalmayın. Başka bölümlerdeki öğrencilerle, diğer şehirdekilerle tanışın. İşbirliği yapabileceğiniz noktaları ortaya koyun. Bu şekilde belki gelecekteki ortağınızı bile bulabilirsiniz. Sosyal çevre edinmeyi bir alışkanlık haline getirin. Fikirleriniz dünyanın en yaratıcı fikirleri bile olsa da unutmayın iş insanlarla yapılıyor. Sadece öğrencilerle değil staj yaptığınız veya partime çalıştığınız şirketlerde iş dünyasından insanlarla da tanışın ve iletişimi internet ortamında koparmadan devam ettirmeye çalışın.

4. Seminer, panel, konferanslara katılın. Kitap okuyun. Yanlış arkadaş çevresine takılırsanız bu tür etkinlikler aranızda küçük düşürücü aktiviteler gibi algılanabilir. Bir panele veya seminere gittiğinizde inek damgası bile yiyebilirsiniz. Unutmayın ekmek aslanın ağzında. Mezun olduğunuzda sizi büyük bir rekabet bekliyor olacak. Dozunda eğlenenin arkadaşlarla takılın ama iyi bir konferansı veya iş dünyasından birisiyle sohbeti kesinlikle kaçırmayın. Kulüplerin düzenlediği bu tür etkinliklere bazen taşıma su şeklinde zorla öğrencilerin getirildiğini görüyorum. Konuşma bitse de gitsek şeklinde bakıyor oluyorlar. Soru sorulmuyor, bittiğinde evli evine köylü köyüne dağılıyorlar. Her konferansa katılmak zorunda değilsiniz. Kendi işinizi kurmak istiyorsanız ilgi alanlarınıza göre bir seçim yapabilirsiniz. Önerim iş dünyasından gelen tüm çalışanların ve özellikle de kendi işini kurmuş olanlarla olan sohbetleri kaçırmamanız. Bunun yanı sıra işletme, yönetim, pazarlama, satış, muhasebe, ekonomi konularındaki seminerleri pas geçmeyin. Sadece okunuzdaki etkinliklerle kendinizi bağlı tutmayın. Büyük şehirde oturuyorsanız diğer seminer, konferans ve panel programlarını takip edin. Diğer üniversite kulüplerinin yaptığı etkinliklere katılın. Sertifika için değil öğrenmek için salonda oturun. Konuşma sonunda soru sorun, tanışmak istediğiniz bir konuşmacıysa kendinizi tanıtın ve kartvizitini isteyin. Tüm yapmak istediklerinizi anlatmaya çalışmayın. Daha sonra e-postayla iletişim kurabilirsiniz.

5. Kulüplerde etkin rol alın: Kulüpler küçük bir şirket simülasyonu gibidir. Yönetim kurulları vardır. Belli bir bütçeleri ve yıl içinde ulaşacakları hedefler bellidir. Belki bir kongre belki bir organizasyon yapacaklardır. Kendi bütçelerini kendileri belirlerler. Satış veya sponsorluk için kulüpteki öğrenciler etkin olarak çalışırlar. Bir şirkete gidip bir ürün satmanın, bir organizasyon düzenlemenin ne olduğunu bu süreç içinde öğrenebilirler. İş dünyasıyla bu etkinliklerde çok yakın çalışırlar. Arkadaşları onların çalışanları olmamasına rağmen bir hiyerarşi içinde insan yönetimi konusunda tecrübe sahibi olurlar. Her etkinliğin bir başlangıç ve bitişi olacağı için tarihlerle çalışmayı öğrenirler. Bazen bu çalışmalar dersleri aksatabilir. Bunun dengesini yine sizin kurmanız gerekmektedir. Bir kulüpte başkan olmak oldukça iyi bir deneyim kazandırır. Açılışlarda büyük bir topluluğa konuşma yapmanın ne olduğunu anlayabilirsiniz. Kulüp çalışmaları bazen size işbirliğini öğretebilir. Sadece girişimcilik değil bir dağcılık kulübü size ekip olarak nasıl çalışabileceğinizi ve ekip arkadaşlarınıza güvenmenin değerini öğretebilir. Tüm bu tür çalışmaların sizi gerçek yaşama çok daha erken hazırlayabileceğini düşünüyorum.

6. Küçük girişim denemeleri yapın. Etkinlik düzenleyin, yıllık basım işini alın, fotokopi satın: Mezun olmadan önce yıllık basım işi bazı üniversitelerde gerçekten karlı bir iş olabilir. Hem riskli hem de zor bir girişim olabilir. Talep yaklaşık bellidir ama bu işin tüm süreçlerini kısıtlı bütçe ve yine bir ekiple yapmak oldukça zor olabilir. Küçük bir işletme simülasyonu daha. Ben yapmadım ama şu anda görüyorum ki çok güzel bir tecrübe elde edebilirsiniz. İyi düşünün öyle karar verin. Bu yazıyı okuduktan sonra yapmayın, gerçekten yapabilme potansiyeliniz varsa girişin. Sorumluluk kabul etmem. Başka küçük girişimler yapabilirsiniz. Baskısı bitmiş bir kitabı (telif haklarına tecavüz etmeden) bastırıp veya çok iyi tutulmuş notlarınızı birleştirip pazarlayabilirsiniz ve / veya eski ders yılı sorularını düzenli bir şekilde satabilirsiniz. Yılbaşı partisi, yeni jargonlar “Spring break” “ilkbahar arası”, yaza merhaba partileri düzenleyebilirsiniz. Bu etkinliklerde risk almayı para kazanmayı öğrenebilirsiniz. Bu sırada belki internette küçük eşyalar satabilirsiniz. Gittigidiyor.com’dan bir dükkan açıp veya hazır elektronik ticaret altyapılarından birisini kullanıp ürünler satabilirsiniz. Fatura yazmayı, kdv ödemeyi, gelir vergisiyle tanışmayı öğrenirsiniz.

7. Derslerinizi önemseyin: Sadece geçmek için değil öğrenmek için çalışın: Zorla sadece dersleri geçmek için değil, daha sonra faydalanacağız bilgilerin öğrenmek için çalışın. Sınav öncesi yüklenip fotokopileri ezberlemeyin. Hergün daha az vakit harcayıp düzenli bir sistem kurun. Böylece hem kendinize vakit kalır hem de sınav öncesi haftalarda stres yapmazsınız. Her ders size bir şeyler öğretir bunu anlamaya çalışın. Temel dersler çok önemlidir, altyapınızı oluşturur. İntegral logaritma vb. nerede kullanacağım diye sakın düşünmeyin. Bu temel bilimler sizi tüm virüslerle mücadele etmenizi sağlayan aşılar gibidir. Her zaman kullanabilirsiniz. Küçük bir matematik bilgisinin finans dünyasında milyonlar ettiğine tanıklık edebilirsiniz. Yukarda bundan önceki maddeler size okul dışındaki birçok şeyi öneriyor olsa da sakın okulu boşlamayın. Size bundan sonraki yaşamınızda vereceği bakış açısını öğrenin. Okullar size pencereler açar, o pencereleri kullanmak size kalır.

8. Bilgisayar ve interneti sadece eğlence için değil, iş için kullanmayı öğrenin. Bilgisayar kurslarına katılın: Okuldan mezun olduktan sonra nasıl bir girişim yapacak olursanız olun bilgisayar bilgisi kritik önemde olacak. Bilgisayarı sadece oyun oynamak ve internette mesajlaşmak için kullanmayın. Okul hayatınız sırasında bilgisayar eğitimlerine katılın. Belediyeler ve meslek örgütleri bedava kursalar açıyorlar, bunları takip edin ve katılın. Bilgisayar bölümünde okumasanız bile temel yazılım bilgisini öğrenmeye çalışın. Programlama yapmayacak bile olsanız bu konudaki bilginiz size çok kapı açacaktır. Bunun yanı sıra işinizde yazılım ihtiyacı duyduğunuzda teknik insanların nelerden bahsettiğini çok yakından anlayacaksınız. Eğer internet üzerinde bir iş yapmak istiyorsanız bu söylediklerimin biraz daha ilerisine geçebilirsiniz. Sizin yerinizde olsam vaktimin önemli bir kısmını yazılım ve tasarım konusunda kendimi geliştirmeye harcardım. Mezun olduktan sonra bu kadar bol vaktiniz olmayacak. Mezun olduktan sonra programcı olmasanız da internet girişiminde teknoloji en önemli araçlarınızdan birisi olacak. Üniversitelerde yaptığımız panel ve sohbet toplantılarında öğrencilerin interneti sadece haber almak, eposta göndermek ve çoğunlukla da sosyalleşmek için kullandıklarını tespit ediyorum. Kendi işinizi kuracaksanız internet sizin için bulunmayacak bir kaynaktır. Bunu okurken çok verimli değerlendirin.

9. En az bir yabancı dil öğrenin: Bu bir klişedir. Yıllardır söylenir durur. Bir dil bir insan felan filan. Şunu açıklıkla söyleyeyim, beğensekte beğenmesekte kapitalist düzen ve network ekonomisi ülkeleri birbirine çok yaklaştırdı. Kurduğunuz işin rakipleri bir anda başka bir ülkedeki firma olabiliyor. Bunun yaı sıra şirketler işbirliği için sadece kendi ülkelerindeki sektörleri değil diğerlerini de erişiyorlar. Özellikle internet girişimleri global olmak için çok daha avantajlı oluyor. Bir konferansta projenizi anlatacaksanız, sosyal bir çevre edinecekseniz mutlaka aynı frekansta konuşuyor olmalısınız. İngilizce internet ekonomisi için nerdeyse şart, bunun yanına diğer diller sizin bonus puanlarınız olur. Şirketinizin değeri sizin onu nasıl temsil ettiğinizle de yakından bağlantılıdır. Bu bakımdan okul hayatınız süresinde yabancı bir dili çok iyi konuşun. Anlıyorum ama konuşmada sıkıntım var filan demeyin. Hem iyi anlayın hem de iyi konuşun. (Bu madde yanlış anlaşılmasın Türkçe’nin etkin olarak kullanılması konusu değil, iletişim kurmak, araştırma yapmak için yabancı bir dilin gerekliliğini belirtmek istedim. Yoksa tüm yazışmalarımızda güzel Türkçemizi kullanmaya teknolojik terimlerin Türkçe karşılıklarını kullanmaya dikkat etmeliyiz. En basit örnek email yerine eposta kullanıyorum. Bunun yanı sıra yazımdaki yanlışları bana iletebilirsiniz)

10. Soru sorun. Büyüklerin, öğretim üyelerinin, tecrübeli insanların fikirlerini dikkatle dinleyin, analiz edin, hem onları hem kendinizi sorgulayın: Nedensellik konusunda kafa yorun. Her yapılanı doğru kabul etmeyin. Sorgulayın. Soru sorduğunuzda emin olun ki ya gerçek sebebini öğrenirsiniz ya da bunun doğru yöntemi olmadığını anlarsınız. Öğrencilerde genellikle protest bir duruş vardır. Sorgulamaya başladıktan sonra dik kafalalılık, inatlaşma, doğru bildiğini sanma, araştırmadan eksik sallama, araştırma yöntemlerini bilmeme, istatistik kelimesine bile yaklaşmamışlık en sık rastlanana sıfatlardır. Öğrenciyseniz ilk olarak dinlemeyi ve dinlediklerinizi hazmetmeyi öğrenin. Bu emme basma tulumba gibi başınızı sallamanız anlamına gelmediği gibi sürekli itiraz etmek anlamında gelmiyor. Bu iki ucun arasında doğruyu bulacaksınız. İş dünyasından önemli kişilerle iletişimde olursanız onlar size önemli kararlarınızda koçluk yapabilirler. Öğretim görevlileriyle sadece ders notları konusunda değil öğrenmek istediğiniz temalarda konuşursanız size yol gösterirler. Bu tecrübeli insanları dileyin, size çoğu yardım etmek istiyor. Küçümseme, hor görme, suçlama, bahane üretmeyi unutun. Onları dinleyin, not alın, araştırın, öğrenin ve soru sorun. Bu döngü çok zordur. Bunu başarabilirseniz mezun olursunuz.

İki İzmir’li girişimciye açık mektup

Muhammed’den eposta aldım, epey uzundu. Gelen kutusunda uzun süredir cevaplanmayanlar arasında kaldı. Kendisine cevabı blogumdan yazacağımı ilettim. Çok güzel sorular sormuştu, bu noktaları diğer yeni başlayanlarında okumasını istedim. İşte gelen eposta ve benim açık cevabım:

from: M. YILDIRIM
to: Burak Buyukdemir
date: Mon, May 18, 2009 at 2:59 AM
subject: Girişimci olmak ya da olmamak!

Merhabalar Burak Bey,

Aslında Burak Bey’den ziyade Burak Abi demek istiyorum. Hem daha önce bir iki kez mail atmıştım hem de hemen hergün hakkınız da birşeyler görüp, duyup okuyorum. O yüzden artık tanışmışız sayılır :)

Neyse Burak Abi, biz iki girişimci genciz.. Aslında henüz girişmcimiyiz bilmiyorum ama bu konuda çok fazla istekliyiz. En büyük özelliğimiz yılmamak. Çok azimliyiz. Zaman zaman daraldığımız anlar olmuyor değil ama bu yola başkoyduk. Bu arada öğrenciyiz aynı zamanda. Ben Dokuz Eylül Elektrik Elektronik arkadaşım ise Dokuz Eylül Bilgisayar Mühendisliğinde. Amacımız birşeyler üretmek ya da geliştirmek. Ekonomik kaygılarımız olsa da bunlar daha geri planda. Soracağım bir kaç şey olacak. Fırsatın olursa eğer, gerçekten dört gözle cevabını bekliyor olacağız.

1 – Projeyi Duyurmak mı yoksa Gizlemek mi?
Burak Abi sanıyorum ki bu işe başlayan herkesin ilk takıldığı noktalardan biridir. Bizde ilk planda gizlemeye çalışıyorduk. Fikrin çalınmasından korkuyorduk. Daha sonra bunu biraz aştık. Hem insanların bizim fikrimizi çalmaktan daha iyi işleri olduğunu hem de projenin başkalara anlatarak gelişeceğini anladık. Nitekim başkalarına anlattıkça onların geri dönümleriyle fikirlerimiz daha da yerine oturdu. Fakat geçen gün değişik birşeyle karşılaştık. Kalkıştığımız işlerden birinin adı ejandam.com idi. Domainide kaydetmiştik. Geçen gün ejanda.com isimli siteyi gördük. Domain 15 gün önce kaydedilmiş ve İzmirden. Bizde İzmirdeyiz. Bu bir tesadüfde olabilir ama yinede bir garip hissettik. Sence fikirlerimizi başkalarına rahatlıkla anlatabilmelimiyiz yoksa nasıl bir yol izlemeliyiz?

2 – Nasıl finanse edilmeli?
Malesef projelerimizin teknik olarak altından kalkamamaktayız. Bu yüzden şu kararı vermemiz gerekti. Acaba kodlayacak kişileri ekibimize mi katacaktık, yoksa bir şekilde para ile mi yaptıractık. Eğer ekibe katacaksak hayalden başka birşey vaat edemiyoruz. Herkes bizim gibi bu işlere inanmadığı için biraz zorluk yaşıyoruz. Şuan kurduğumuz ekipler var ve nispeten kodlamalar başladı ama yeterli değiliz. Sonra para ile yaptırmayı düşündüğümüzde ise başka sorunlar ortaya çıkıyor. Kendi bütçemizle bunları yaptırmamız zor. Bir yatırımcıya sunmak fikrini düşündük. Ama sadece fikirle karşılarına çıkılabilir mi. Yani somut birşeyler de götürmemiz beklenmiyor mu? Kaldı ki yatırımcı bulduk desek bize sadece para mı vercekler yoksa onların teknik ekipleri ile mi çalışabileceğiz.

3- İstanbul’a uzağız
İzmir her ne kadar Türkiye’nin büyük şehirlerinden de olsa kalbi hala İstanbul. Ve malesef biz oraya uzağız. Bu da bize zorluk çıkarıyor. Danışabileceğimiz fazla insan bulamıyoruz. Birçok aktivite, seminer, organizasyon İstanbul’da oluyor. Tabiki İzmir’de de olmuyor değil ama bir adım geride başlıyoruz yinede.

Sonuç olarak Burak Abi iyi giden de birçok tarafımız var ama kötü gidenlerden birazını sana bahsetmek istedim. Şimdi bunlara dayanarak, fikrimizi kendimiz kodlayacamayacağımızı da bilerek nasıl bir yol izlemeliyiz. Tabiki sizden bir yol haritası istemiyoruz ama tecrübelerinize dayanarak bizi aydınlatıcak bir iki cümle paylaşırsanız çok seviniriz.

Ayrıca ben ve arkadaşım yazın staj için İstanbul’da olacağız. İstanbulda olduğumuz da sizinle tanışıp fikirlerimizi anlatmaktan zevk duyarız. Belki de sadece biz ve çevremizdekiler fikirlerin iyi olduğunu düşünmekte. Sizin yapıcağınız bir iki geri dönüm bizim ayaklarımızın daha sağlam yere basmasını sağlayabilir. Son olarak Burak Abi, şirket kurmanın gerekliliğine karar verdik. Aslında uzun zamna önce karar verdik. Ekim ayında bunu gerçekleştirmiş olacağız. Öncesinde bu konuda da fikirlerinizi duymak isteriz.

Teşekkür ederim.

Saygılarımla,
Muhammed YILDIRIM

from: Burak Buyukdemir
to: M. YILDIRIM
date: Sun, May 24, 2009 at 12:31 PM
subject: Girişimci olmak ya da olmamak!

Sevgili Muhammed ve ortağı,

Sizin gibi gençlerin girişimci olma isteğinize gerçekten seviniyorum. Türkiye’de okul sistemi genellikle kendi işini yapmak isteyenler için akıl açıcı yollar sunmaz. Üniversiteden mezun olduktan sonra aile çevresi, arkadaşlar, uzak akrabalar ve hatta sonradan tanıdıklarınız bile öğrencilerin büyük bir holding veya şirkete kapak atması için çabalar. Aile çevresinden yaşlıca olanların bu tür girişimci gençlere yönelik olarak;

“Vah vah oysa çok iyi üniversiteden mezun olmuştu, neden kendi işini kurdu?” sorusu yer bitirir. Kime ne dert anlatacaksın. Bu bakış açısına neyin hayalini anlatabilirsin? İşsiz kalmakla kendi işini açmak arasında nerdeyse bir parmak fark var. Her ikiside aynı anlama geliyor gibi davranırlar.

Bu cümle uzunca süren tekelci ekonomik kültürün sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor. Ülkemizin ekonomisi 1980′ler den itibaren farklı bir raya geçmiştir. 80′lerin sonunda konvertibiliteyle yurtdışı açılımı gerçekleşmiştir. Burada bu ekonomik kararların doğruluğunu yanlışlığını tartışmayacağım. Sadece 1990′lardan bu yana ülkemiz içe kapanıklıktan ticari olarak işbirliğine başlamıştır. Eskilerin deyimiyle “müteşebbislik” yani “girişimcilik” veya kendi işini kuranların sayısı oldukça artmıştır.

Tabi şimdi bu söylediklerimden şu çıkarılmasın. Mezun olduk hemen kendi işimizi kuralım veya okumaya gerek yok kendi işimize başlayalım. Üniversite eğitiminin girişimci olacakları orta ve uzun vade de rekabette üstün tutacağını, bunun yanı sıra iş tecrübesi olanların kendi işlerinde daha hızlı yol alacaklarını düşünüyorum.

1 – Projeyi Duyurmak mı yoksa Gizlemek mi?
Fikir konusunda bir önceki gün bir yazı yazdım, oraya yönlendireyim ve özetle şunu ekleyeyim. Bir işi başlamadan önce ciddi bir araştırma sürecine girin. Hızlı olun, odaklanın tüm gücünüzü fikrinizin başarılı olup olmayacağı konusunda analize harcayın. Gelecekte bu işin başında olmak isteyip istemediğinizi sorun kendinize. Eğer cevap benim yapmak istediğim 10 proje daha var bu sadece başlayacağımız proje olursa, bırakın bu hayalleri dışarı çıkın arkadaşlarınızla zaman geçirin. Eğer siz bu projenin gelecekte sizin yapmak istediğiniz bir iş olmadığını düşünüyorsanız ve sadece işi satmak için yapıyorsanız emin olun ki, başarısız olursunuz. O işten gelir kazanmak ve işin içinde bulunmaktan dolayı mutlu olacağınız için yapın. Fikrinizin çalınmasından korkmayın. Türkiye’de 70 küsur milyon insan var ve herkes fırsatları kaçırmamaya çalışıyor. Hızlı olacaksınız ve düşündüğünüz işi yapmaya başlayacaksınız, hergün bir önceki güncen daha iyisi olmak için çalışacaksınız. Siz önemlisiniz, sizin o girişimcilik ruhunuz işin parçası değilse fikirler 5 para etmezler. Özetle fikir aşamasını geçin yapmaya başlayın. Yağmurdan bahsetmeyin.

2 – Nasıl finanse edilmeli?
Birincisi işinizde büyük hedefleriniz olsun ama küçük başlayın. Herşeyi yapmak için uğraşmayın. Yazılım, teknoloji işin sadece bir parçasıdır. Esas siz bana satış ve pazarlama için ne düşünüyorsunuz onu anlatın. Yazılım internet projeleri için çok önemli bir parça olmasına rağmen, basit internet projeleri oldukça karlı olabilirler. Kodlayan arkadaşlarınızda sizin isteğiniz ve girişimci ruhu yoksa kimseyi işinize katmayın. Eğer onlarda da bu heyecanı görüyorsanız o zaman ekip olarak karar vermeniz gereklidir. Sadece zorunluluktan dolayı buna karar verdiyseniz o zaman başka yollar arayın. Başlangıçta siz yatırım yapmazsanız size hiç bir yatırımcının inanmasını beklemeyin. Elde tutulan bir örneğiniz, demonuz yoksa yani siz işe inanmadıysanız yatırımcıları bulma, onlara sunum yapmak için zaman kaybetmeyin. Tüm enerjinizi işinize odaklayın. Siz ortaya güzel işler çıkarırsanız zaten sizi herkes bulacaktır.

3- İstanbul’a uzağız
Bu hem avantaj hem de dezavantaj. İşin olumlu yönleri İzmir İstanbul’dan daha ucuz. Maliyetlerinizi oldukça düşürebilirsiniz. Ofis kiraları, çalışan maaşları, yol giderleri vb. İstanbul’dan % 30 – 40 daha az. Bunun yanı sıra iklim çok daha elverişli. İstanbul’a uçakla 50-60 dk. Yazın plajlara, eğlenceye ve dinlenceye çok yakın. İzmir’de bir çok üniversite var, işbirliği için çok elverişli. Yakında Urla’da da bir teknopark açılırsa o zaman deyme gitsin. Bunlar için güzel yönleri, diğer taraftan bütün şirketler İstanbul’da. Reklam dünyasından, internet şirketlerine kadar hepsi burada yerleşikler. Sektörün burada olması iletişimi dolayısyla işbirliği fırsatlarını İstanbul’da olan şirketler lehine çeviriyor. Sosyal ilişkiler İstanbul’da olduça yüksek. Sadece internet şirketleri değil, büyük holdingler ve yatırımcılarda burada yer alıyorlar. Bir de Boğazın muhteşem güzelliği var tabi ki. İşin kısacası İzmir’in pozitif yönlerini kullanıp internet işinizi oradan başlatmanızda hiç sakınca yok. Benim bildiğim pilli network‘ün, cvyolla.com‘un, ortakları İzmir’de yerleşikler. Bunun yanı sıra pabbuc.com İzmir’de kurulmuş bir internet şirketi. Şehir için bahane bulmadan işe odaklanmanız lazım.

Bir işin başarılı olması için binlerce yol olabilir. Benim önem verdiğim 3 nokta var. İşinize, sektöre ve müşterilerinize odaklanın. Ne demek istiyorum. Tek işiniz bu yaptığınız iş olsun. Tencere satarken, sigortada satmayın. İnternet şirketiniz sizin yaptığınız tek iş olsun. Bir sektöre odaklanın. İçerik üretiyorsanız bunu yapın, elektronik ticaret yaparken, trafik sağlayalım hem bu işte tutabilir diye başka bir site açmaya kalkışmayın. O sebeple fikrinizi seçereken vakit harcayın. Son odak noktanız müşteriler. Onları dinleyin, onların memnuniyetini hep ön planda tutun. Sizi başkalarına onlar anlatacaklar. Her bir müşterinizi sizin avukatınız haline çevirin. Ağızdan ağıza böyle yayılacaksınız.

Herkese kapımız açık. Etohum toplantılarımıza katılırsanız sizlerle tanışmaktan mutluluk duyarım. Şirketi niçin kurmanız gerektiğini tekrar düşünün. Gerçekten iş yapıyorsanız şirket kurmak 1-2 haftalık bir işlem. Kafanızda bunu büyütmeyin. İnternet üzerinde katma değerli bir iş yapıyor musunuz veya yapacak mısınız? buna cevap aramaya çalışın. Size tüm girişimcilik serüveninizde başarılar diliyorum.

Selamlar, sevgiler
Burak Buyukdemir

Senin fikrin kaç milyon dolar eder?

Fikir konusu sık sık konuşmalarımızda soruluyor. Özellikle internet üzerinde iş kurmak isteyen arkadaşlar bir fikir bulduklarını ve bunun çok değerli olduğunu iddia ediyorlar. Belki doğrudur, bence fikirler harekete geçmezlerse beş para etmezler. Ya da başka türlü ifade edeyim şimdiye kadar sadece fikrini milyon dolara satmış birine rastlamadım. Dağın tepesindeki kayanın ne kadar enerjisi vardır? Orada sadece duruyorsa potansiyel enerjisi yüksektir ama taş aşağıya doğru itilmedikçe enerji açığa çıkmaz.

(Dağ, taş ve enerji örneğini tartışılması için değil bir benzerlik gördüğüm için yazıyorum, çünkü bazen bu benzerlik üzerinden tartışmaya doğru yelken kalkabiliyor, yok efendim, dağın tepesindeki taş ne kadar büyüklükte olurmuş, ya taş elmassa bu satılabilir değerde olursa o zaman ne dermişim, ya taşı aşağıya itecek gücümüz yoksa ne yaparmışık vb. sadece analoji. Başka hiç bir amacı yok)

Bir internet şirketini kurmadan önce iş modelini veya iş fikrini ortaya çıkarmak oldukça önemlidir. Belki senelerce bu işin içinde çalışacağınız düşünülürse, yanlış bir başlangıcın maliyeti size oldukça yüksek olabilir. Bu bakımdan bulacağınız iş fikrini ince eleyip, sık dokumanız gerekebilir. Fikirler biranda kafanıza yağmurla beraber düşmezler. Sizin uzunca birikiminizin eseridir. Birikim bazen yeterli olmayabilir. Yaratıcı iş fikirlerinin ortaya çıkması için düzenli bir sistematiğe de ihtiyaç duyulabilir.

Bulduğunuz fikirleri kimseyle paylaşmak istemiyorsanız, lütfen onları hayata geçirin. Kimseye “ Bu fikir çok gizli, Türkiye’de bir ilk hatta dünyada örneği bile olmayabilir ama anlatamam „ demeyin, yapın. Yağmurdan bahsetmeyin, su olun yağın. Fikri haklar konusunda endişe etmeyin. Sadece sözcüklerle ifade edilebilen fikirleri patentle korumak henüz mümkün değil. Onları bir sürece, bir cihaza, yararlı bir modele çevirmeniz gereklidir. Böyle bir fikriniz varsa zaten hiç vakit kaybetmeyin patentini alın. Birikmiş paranızı bunun için riske etmeyi düşünmüyorsanız, o zaman zaten hiç bir yatırımcı size inanmayacaktır. Ne kendinizi sıkın ne de kapı kapı dolaşarak başkalarını.

Bir fikrin başarılı olup olmayacağını sadece onun kulağa hoş gelmesi veya ilginç olması belirlemez. Hatta daha önce yapılmamış olması bile önemli bir değişken olmayabilir. Çok iyi bir fikir kötü bir pilotla yere çakılabilir veya basit bir fikri başarılı girişimciler dünyanın en güzel elmasına çevirebilir. O sebeple başlangıç fikriniz önemli olduğu kadar esas kahraman sizsiniz. Bunu yapabilecek hatta daha ilerisine geçebilecek misiniz? Buna karar verin.

Fikir bulmanın belki yüzlerce yolu olabilir. Okuduğum kaynaklar, kendi deneyimlerim, bu konuda konuştuğum tecrübeli internet girişimcilerinden yeni bir fikir adım adım nasıl ortaya çıkar onu özetledim.

1. Not defteri alın, yanınızdan ayırmayın.
Bir kurşun kalem ve kağıt çok önemlidir. Söz uçar yazı kalır. Başucunuza koyun. Uykunuzda bile bir fikir aklınıza gelebilir. Not alın. Hiç tanımadığınız biri anlatırken sizin kafanızda ışık yanabilir. Dolaşırken bir şey bulabilirsiniz, yazmazsanız çoğunlukla bu küçük fikirler uçar gider. Ya aklımdaydı bir şey bulmuştum neydi dersiniz, sonra canınızı sıkmamak için unuttuğunuzu unutmak istersiniz. Unutmak her ne kadar yaşla bağlantılı gibi gözüksede gençlerde unutabilir. Kendinize bu konuda çok güveniyor olabilirsiniz. İnanılmaz bir akla sahibim, bir şey duysam, görsem hayatta unutmam demeyin. Bir kağıt bir kalem yanınızda bulundurun. Diğer maddelere geçmeden önce bu basit maddeyi mutlaka hayata geçirin.

2. Soru sorun, problemleri ortaya koyun, sorunları yeniden analiz edin.
Sorgulayıcı olun. Daha önceden yapılmış süregelen bir iş modelini sorgulayın. Emin olun ki her işin, her ürünün daha iyisi olabilir. Halihazırda uygulanan sistem geçmişten iyi olabilir ama gelecekten değil. “Adamlar en iyisini düşünmüşler, zaten bu işin uzmanlarından daha iyi mi bileceğim” demeyin. Sizin kullanımınız sırasında çok yeni bir ihtiyacı bulmuş olabilirsiniz. “Neden böyle yapıyoruz” diye sorun. Sadece soru sormanız hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.

Bazen soruları, sorunları yeniden değerlendirin. Süren bir sorunu yeniden biçimlendirin. Herkesin sorduğu aynı soruyu farklı gözlükten tekrar sorun Örnek: “Atlar daha hızlı nasıl gidebilir?” yerine “Daha hızlı ulaşım aracı nasıl yapabiliriz?” diye sorun. Daha sonra bu yeni sorulara cevaplar bulmanız gereklidir. İlk önce sormanız gerekli olduğunu belirteyim istedim. Bir sonraki adımlarda bunlara cevap arayacaksınız.

3. Fiziksel hayatta araştırma yapın.
İnternet üzerinde iş yapmak isteyenlerin hep yapmayı ihmal ettiği konu fiziksel yaşamda oluşturdukları iş modelinin nasıl uygulanabileceğidir. İnternet önlerinde olduğu ve belki de saha araştırması daha zor olduğu için hiçbir zaman böyle bir araştırma yapmazlar. Sektördeki oyuncularla konuşmazlar. Eğer o işin içindeyseniz, uzun süredir sektörde çalışıyorsanız zaten bu araştırmayı yapıyorsunuzdur. Örnek Otomobil piyasasında tedarikçilerin, müşterilerin ve üreticilerin neye ihtiyacı olduğunu çok yakından biliyorsunuzdur. Rakiplerinizin neler yapıp yapmadığını da görüyorsunuzdur. Bu işinizin bir parçasıdır. Pazarda neye talep olabileceğini çok yakından analiz edebilirsiniz. Eğer bu işin içinde değilseniz sadece internette gördüğünüz bir iş modelinin uygulanabileceğini düşünüyorsanız büyük ihtimalle yanılıyor olabilirsiniz.

Yurtdışında gördüğünüz birçok iş modeli oranın ihtiyaçlarından ortaya çıkmıştır. Yerel faktörleri göz önüne almadan sadece kopyala yapıştır yapmaya çalışırsanız emin olun ki başarısızlık kapı arkasındadır. Örnek: Çimenin futbol oynamaya elverişli olup olmadığını görmek için sahaya girip incelemeniz, sulayan görevliyle, çim konusunda uzman birisiyle belki hakemle konuşmanız gereklidir. İlk defa bir stada gittiyseniz tüm çimler yeşildir. Büyük stad sizi büyüler çimlerin farkını anlamazsınız.

İş yapmaya çalıştığınız sektörle ilgili araştırma yapın. İstatistikleri okuyun. Veriyi bilgiye çevirin. Pazarın oyuncularıyla, müşterilerle konuşun. Meslek birliklerine gidin, ticaret veya sanayi odalarına gidin. Araştırma şirketlerinin raporlarına ulaşın. Kitap okuyun. Reklamcılarla konuşun. Eğer işin içinde değilseniz kısaca işi yakından öğrenin.

4. İnternette araştırma yapın
Bir iş fikri bulacaksanız bol bol internet üzerindeki kaynakları okuyun. Okumak zordur, hele bilgisayar ekranından okumak daha zordur. Trendleri, iş modellerini yazan sektörün en önemli yayınlarını çıkarın. Bunları düzenli takip edin. Bunun yanı sıra geçmişte neler yapılmış olduğunu da araştırın. En kolayı internette araştırma yapmak gibi gözükse de birçok girişimci buldukları bir fikir de sadece işi en iyi yapan veya pazar liderinin iş modeline odaklanır. Başka siteleri gezmez. Rekabeti çok iyi analiz etmez. Başarısız girişimci örneklerini okuyun. Arama motorlarında gelişmiş arama yapabilmenin yöntemlerini öğrenin. Ağacın dibine bir iş fikri hemen düşmez. İnsanlarla konuşun, forumları, grupları takip edin.

5. İletişimizi kapatın
Bazen her şeyi biliyor olsanız da sizi arkadaşlarınız veya işiniz yalnız bırakmaz. Özellikle gelişen teknolojilerle beraber araya giren bölen cihaz sayısı hızla artıyor. Cep telefonunuz, açık internet siteleri, e-posta programınız, haber sitelerinin uyarı sistemleri, çevirimiçi iletişim araçları, birden fazla açık olanları, sosyal ağ siteleri ve aklınıza gelebilecek tüm diğerleri. Sürekli sizi bölmek üzere önünüzde dururlar. Onlar olmadan hayatın durduğunu düşünürsünüz. Friendfeed, facebook, twitter, MSN, gtalk, skype olmadan nasıl haber alırsınız. Belki eski tek yönlü iletişim araçlarınızda bilgisayar kullanırken açık olabilir Örnek:Televizyon, radyo, video, ev telefonu, düofon, kaset / cd çalar vb. Yeni bir fikir bulabilmek için bazen iletişiminizi kısıtlayın hatta mümkünse tellerinizi kopartın. Dikkatinizi ve düşüncenizi odaklanmaktan uzaklaştıracak bir çok araçtan uzak durun. Belki duş alırken, internetsiz bir tuvalette veya uçak yolculuğu sırasında en verimli zamanlarınız olabilir. Çünkü bu mekanlarda sizi bölen, düşünmenizi engelleyen bir çok dış faktör olmayacaktır. Belki Arşimet de hamamda yıkanırken bu sebeple suyun kaldırma gücünü bulmuş olabilir.

6. Farklı düşünün
Kapalı çarşıya gidin, seyahat yapın, parkta dolaşın, müzeye, sinemaya, tiyatroya gidin. Daha önce az yaptığınız belki hiç yapmadığınız işler yapın. Düşünce şeklinizi değiştirin. Farklı gözle bakmaya çalışın. Tersten düşünün. Eve giderken hep kullandığınız yolu kullanmayın farklı bilmediğiniz bir sokağa girin. İşe sürekli metroyla gidiyorsanız otobüsle gitmeyi deneyin. Kravat ceket yerine daha farklı kıyafetler takın. Yeni insanlarla tanışın, farklı ortamlara girin. Sosyal toplantılara katılın. Konuşun. Sabahları koşun. Erken kalkın. Gecenin bir vaktinde kalkın sokakta dolaşın. Yağmur altında hasta olmadan yürüyün. Denize elbiselerinizle girin. Çok eski bir arkadaşınızı arayın, konuşun. Havaalanına gidin içerde dolaşın, gidenleri izleyin, gözlemleyin. Resim yapın, bilmediğiniz bir müzik aleti çalmaya çalışın. Duvar boyayın. Futbol oynayın. Şehir içince uzunca bir yürüyüş yapın, hiçbir aracı kullanmayın. Eğer imkânınız varsa başka bir ülkeye gidin. Elinize sadece bir harita alın ve dolaşın. Susun uzun süre konuşmamaya çalışın. Kumda çıplak ayakla yürüyün. Soğuk duş alın. Tüm bunları şimdiye kadar kendi yaşamınız için çizdiğiniz o karenin dışına çıkabilmeniz için yazıldı. Kısaca farklı düşünmek ve yaratıcılığınızı ortaya çıkarmak için farklı olun.

Tüm bunları yaptığınızda dünyanın en iyi fikrini bulamayabilirsiniz, ancak iyi bir iş modeli veya fikir bulmak için sistematik olarak çalışmalısınız. Bazen birden kafanıza bir kuş pisleyebilir, bu olasılık her zaman var. Eğer martıların nerede toplandığını biliyorsanız ve düzenli olarak onlara yakın dolaşırsanız emin olun ki çok daha hızlı kirlenirsiniz.

Not: Alternatif başlık olarak “Fikrin beş para etmez” düşünmüştüm.

İnternet girişimcisinin seyretmesi gereken 10 film

İnternet girişimcilerinin seyretmesi gereken filmleri kendi araştırmalarım ve seyrettiklerim üzerine çıkardım. Bunlar için Cevahir AVM’le beraber özel etohum gösterimleri ve film sonrası etohum toplantıları planlıyoruz. Eğer film gösterimleri için izinleri alırsak etohum toplantıları sonrasında bu filmleri hep beraber seyretme fırsatımız olacak. Sizlerinde bu listeye eklemek istediğiniz filmler olursa lütfen bildirin beraber bu listeyi güncelleyelim

1. The Pursuit of Happyness
Christopher Gardner alternatiflerinden 2 kat pahalı ve eski bir teknolojiye sahip röntgen cihazı (kemik yoğunluk tarayıcısı) satıcısıdır. Bu cihazı adete kendi üretmişçesine pazarlar. Karısı onu terkettiğinde oğluyla beraber kalır, evlerinden atılırlar, banka hesapları kredi kartları kapanır, sokakta yaşamaya mahkum kalırlar. Bu ümitsiz durumda, kendisinin büyük çabasıyla borsacı olması için bir iş umudu doğar. İşe alınması için 6 ay boyunca ücretsiz staj yapması ve seçilenler arasından sıyrılması gerekmektedir. Bu geçen acı günlerinden sonra milyoner bir girişimci olan Christopher Gardner’ın gerçek hayat hikayesini anlatan bu film sadece internet girişimcileri için değil, tüm zor zamanlardan geçenler içinde ilham verici olacaktır.

2. e-dreams
90′ların sonlarında Amerika’da heryerde dot.com fırtınası eserken, iki Amerikan Koreli genç girişimci, Joseph Park and Yong Kang yatırım bankacılığı yaparken, atıştırmalık yiyecekleri, video ve benzeri yiyecek içecekleri 30 dk gibi kısa sürede dağıtımını sağlamak için kozmo.com’u kurarlar. 1998 de boş mobilyasız bir depoda başlattıkları işi büyütürler. Bisikletli dağıtıcılarını, internet sitelerini ve iş modellerini başarılı şekilde tüm şehirlere yaymaya başlarlar. 10 kişilik küçük bir şirketten 3.000 kişiye ve 11 şehirde hizmet veren dev bir şirkete dönüşürler. O güne kadar eşi görülmemiş bir büyümeyi başarılar. 250 milyon USD’dan fazla sermaye bulurlar. Starbucks ve Amazon.com’un ilgisini çekerler. Nisan 2000′den sonra onları zor zamanlar beklemektedir. Dot.com balonu patladığında diğer internet şirketleri gibi onlarda ellerinde büyük  karsız bir .com bulurlar.  Operasyonları tehlikeye girer, kavuniçi kıyafetli bisikletli dağıtıcıları işsiz kalırlar. e-dreams, dot.com çılgınlığı yıllarındaki birçok benzer şirketin başından geçenleri anlatan kaçırılmaması gereken bir belgesel.

3. Startup.com
Startup.com iki genç girişimci Kaleil Isaza Tuzman ve Tom Herman’ın 1998 – 2000 yılları arasında Amerika’da devlet dairelerinin sözleşme ve satınalmalarında kullacakları bir yazılım üretmek üzere kurulan govworks.com’un belgeseli. 1998′de Public Data Systems olarak kurulan şirket internetin patladığı yıllarda kendisini internet portalı olarak değiştirmeye çalışır. Ocak 2001 yılında kurucuları şirketi First Data Corporation’a satarlar. Bu satış büyük bir zararla gerçekleşir. Hayatta oldukları 3 yıl boyunca 60 milyon USD harcadıkları tahmin edilmektedir. Bu filmin yapımcılığını Jehane Noujaim ve Chris Hegedus üstlenmiştir. Kaleil Isaza Tuzman’ın Harvard’daki sınıf arkadaşı Noujaim, Goldman Sachs’daki işinden ayrıldıktan sonra govWorks’u filme almaya başlamıştır. Bu filmin çekilmesinden sonra Tom Herman ve Kaleil Isaza Tuzman Recognition Group ve JumpTV.com’da çalışmışlardır.

4. The Triumph of the Nerds: The Rise of Accidental Empires
İnek öğrecilerin başarısı: Tesadüfi imparatorlukların yükselişi. 1996 yapımlı belgeselin tüm senaryosunu internetten okumak mümkün. Film kronolojik olarak kişisel bilgisayarların 1970′lerden başlayarak Altair 8800, Apple I, Apple II ve VisiCalc’in yükselişini, daha sonra IBM PC ve Apple Macintosh devriminin 1980 ve 90′ların ortasına kadar olan gelişimlerinin hikayesini anlatıyor. Apple’in kurucusu Steve Jobs ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates’le röportajlarında yapıldığı belgesel önemli filmlerden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Filmin yazarı Robert X. Cringely internet balonun patlamadan önce 1998′de İnek öğrenciler 2.0.1: Internetin kısa tarihçesi adlı belgesel filmi de çekmiştir. Önemli kişilerle röportajları içeren ikinci belgeseli de seyretmekte fayda var.

5. Pirates of Silicon Valley
1999 yapımı olan “Pirates of Sillicon Valley” (Silikon vadisinin korsanları) Paul Freiberger’ın “Fire in the Valley: The Making of The Personal Computer” (Vadide ateş: Kişisel bilgisayarların yapılması) adlı kitabından uyarlanmış. Televizyon için yapılmış olan bu yarı belgesel kişisel bilgisayarların yükselişi sırasında Apple ve Micrososft arasındaki rekabeti konu alıyor. İki şirketin kuruluş aşamasındaki günlerini biyografik olarak ele alan film iki şirketi kurucularının bakış açılarını ve operasyonlarını kıyaslıyor.

6. Secret History of Hacking : Full Discovery Channel Documentary
Bilgisayar korsanlarının bilinmeyen tarihi. Hacker’lar veya bilgisayar korsanları IT sistemlerine para veya politik casusuluk için dolambaçlı yollardan zekice giren suçlular olarak bilinirler. Geçmiş tüm haberleri ve gazeteleri okuyacak olursanız bunu destekleyen birçok yazıya rastlayabilirsiniz. Gerçekler ise çok farklı olabilir. Bu belgesel Amerikayı yöneten şirketlere karşı kültürün bilinmeyen hikayesini anlatıyor.

7. Revolution OS
2001 yapımı J. T. S. Moore tarafından yönetilen belgesel film Revolution OS (İşletim Sistemi Devrimi) son 20 yılda GNU, Linux, açık kaynak ve bedava yazılımın tarihçesini inceliyor. Filmde birçok girişimci ve internet dünyasının önde gelen ismiyle yapılmış röportajlar yer alıyor.

8. The Code (film – documentary)
Fillandiya yapımı olan belgeselde 2001′den bu yana Linux’un gelişimi, dot.com yılları, internet şirketlerinin çöküşü, açık kaynak ve ücretsiz yazılım hareketinin gelişimi anlatılıyor. Belgeselde sektörde etkili insanlarla yapılan röportajlara yer veriliyor. Film hernekadar Fillandiya’da bir televizyon için hazırlanmış olsa da İngilizce çekilmiş.

9. Google documentary
Peki Google nasıl çalışıyor, ofisler neye benziyor diye merak ettiniz mi? Bu belgesel diğerlerinden farklı olarak arama sektörü liderinin görüntülerini ve çalışma koşullarını gösteriyor.

10. Steve Jobs Stanford Commencement Speech 2005
Sevgili Tunç Kılınç‘ın Türkçe’ye çevirdiği ünlü konuşma. (Türkçe altyazıyla izleyebilirsiniz.) Steve Jobs “Aç kal, budala kal” diyor gençlere. “Stay Hungry. Stay Foolish.” Başarı ve tükenişi uç noktalarda yaşamış biri olarak gerekirse dünyanın sana sunduklarından vazgeç, hatta okula bile gitmeyebilirsin ancak asla maceracı ruhundan taviz verme önerisinde bulunuyor.”Yüreğinin ve sezgilerinin sesini dinle; onlar seni yanıltmaz. Neyi sevdiğini bul.” Aşık olacağın, büyük bir tutkuyla inanacağın işin sana zaten istediğin başarıları getirecek. Kaynak: Fikiratölyesi

10 adımda internet girişimcisi olmak

1. Ortaklarınızı iyi seçin
Şirketinizi kurarken insan kaynağı sizin en önemli sermayeniz olacaktır. Güvenilir, uyumlu çalışabileceğiniz kişileri seçin. En iyi arkadaşlarınız en iyi iş ortağınız olmayabilir. Çok güzel vakit geçirdiğiniz arkadaşlarınızla ticari iş ilişkisi kuramayabilirsiniz. Bu bakımdan İnternet şirketinizin kurulum aşamasında fikren anlaşabileceğiniz, uzun süre beraber çalışmayı düşünebileceğiniz A takımınızı kurun. Eğer kendinize güveniyor ve işi tek başınıza yapacağınıza inanıyorsanız ortaklık kurmadan profesyonel yöneticiler alabilirsiniz.

2. Doğru fikir
Ortaya fayda koyun. Fikrin çok ilginç olması önemli değildir. Müşterinize sağladınız faydayı açıklıkla anlatabilmelisiniz. Gelir modeli olmayan fikirler üzerinde çok zaman kaybetmeyin. Gelir modeli sadece reklâma dayanan modelleri dikkatlice değerlendirin. Birden fazla gelir kalemi olmasına önem gösterin. Fikri bulduktan sonra ilgili pazarı analiz edin veya bildiğiniz bir sektör hakkında fikir geliştirin. Bu sektörde geliştirdiğiniz iş fikrine yakın modelleri analiz edin, başarılı ve başarız örnekleri inceleyin. Fikrinizin avantajlarını ortaya koyun.

3. Hızlı hareket edin
Sanal dünyada kurallar çok hızlı değişmektedir. Yeni şirketlerin kurulması ve pazarda pay kapmaları eski ekonomiden çok farklı olarak daha hızlı olabilmektedir. Fikrinizi hayata geçirmek için hızlı davranın, aylarca iş planı yapmakla uğraşmayın. Girişiminizin ilk aylarında çok uzun saatler çalışmanız gerekebilir. Ekibinizdeki arkadaşlarınızı bu tempo konusunda bilgilendirin. İlk günlerde az kişi çok verimli çalışmak zorunda kalabilirsiniz. Küçük bir ekip olarak hem hızlı hareket etmelisiniz hem de bir çok işi eş zamanlı yapmalısınız. Planınızı bölümlere ayırın ve yazılımlarınızı sürümlerle hayata geçirin, küçük ama internet üzerinde geliştirmeler yapın. Tüm her şeyi birlikte bitirmeye çalışmayın.

4. Fikrinizi gerçekleştirin, gerçekleştirin, gerçekleştirin
Fikir ne kadar güzel, yeni veya bulunmaz olsa da siz onu hayata geçirmedikçe hiç bir değeri yoktur. Fikir üzerinde belli bir süre kafa yorduktan sonra internet fikrinizi gelir modelini de içine alacak şekilde hayata geçirmek için adım atın. Fikir toplantılarını uzatmayın. Dünyanın en yeni teknolojisini bulduğunuzu düşünseniz de bunun ön araştırmasını yapın, daha önce deneyenlerin tecrübelerini okuyun veya pazar araştırması yapın. Mutlaka taşın altına elinizi koyun ve etkinliğe geçin.

5. Müşterinizi dinleyin, anlayın, dinleyin, anlayın
İnternet girişiminizi kurduğunuzda ilk müşterileriniz çok önemlidir. Sizlerin büyümesine ve ağızdan ağza yayılmasına bu ilk öncü kullanıcılar karar vereceklerdir. Onlar arkadaşlarına tavsiye ederlerse girişiminiz hızlı büyüyebilir. Onların geri beslemelerini dikkate alın ve uygulamalarınızda onlara mutlaka kulak verin. Geliştirmelerinizi onlara danışın. İlk müşterilerinizden grup oluşturun, testlerinizi mutlaka onlara açın. Bunun yanı sıra müşterilerinizin memnun kalmaları için hizmet seviyenizi elinizden geldiğince yüksek tutun. İlk 6 ay içinde bu kültürü oluşturursanız tüm şirket hayatı bu başlangıç evresinden etkilenecektir.

6. Size aşık kullanıcılar oluşturun
Sıradan marka olmayın. Sizin yerinize sizi anlatacak tanıtacak, markanıza âşık müşteriler oluşturun. Koluna Harley Davidson dövmesi yapacak bir müşteri markasına ne kadar bağımlıysa, sizde müşterilerinize bu bağımlılığı sağlayacak ürünler hizmetler vermeye çalışın.

7. Odaklanın, odaklanın, odaklanın
Belli bir pazara odaklanın. Ölçeklenebilir büyüyen bir pazarda hizmet verecek bir ürün seçin. Tek işiniz bu olsun yan işlerle uğraşmayın. Hem dışardan çalışır hem de akşamları internet işini yaparım diye düşünmeyin. 24 saatinizi sadece bu işe adayın. Başka işle uğraşmayın. Risk alınması gerekiyorsa alın. Müşterilerinizi dinleyin onlara en iyi hizmeti vermeye odaklanın. Şirketin başlangıç döneminde olduğu gibi diğer aşamalarda da müşteri odaklı olun.

8. Kaynaklarınızı verimli kullanın
İnternet girişimlerinin başlangıç günlerinde kısıtlı sermayenizi çok düşünceli harcayın. Büyük sermayeli grupların sizi yenebileceğini düşünmeyin, eğer işinize odaklanıyorsanız sizden başkası bu konuda daha iyi hizmet veremez. Başlangıçta sermaye olarak koyduğunuz her kuruşun hesabını yapın. En ucuz yolları bulun. Şirketinize yeni elemanlar almak yerine dış kullanıma yönelim. Birçok işinizi serbest çalışanlara yaptırabilirsiniz. Diğer internet siteleri ve şirketlerle işbirlikleri yapın. Her iş için para harcamaya çalışmayın. Ofis masraflarınızı kısın. Kirası düşün bölgelerde ofis tutmaya çalışın. Sizin yarattığınız değer ilk aşamada mobilyalardan daha önemlidir. İlk aylarda görselliğe önem vermeyin, sorun yapmayın. Pazarlama ve reklâm için yaratıcı gerilla pazarlama yöntemleri kullanın, arkadaşlarınızı sizi anlatmaları için ikna edin.

9. Yaptıklarınızı ölçün
Her aşamada nerede olduğunuzu analiz edin. Planlamaya bir holding şirketi kadar uzun zaman ayırmayacak olsanız da başlangıç aşamasında ve diğer dönemlerde nerede olduğunuzu ve nereye gitmek istediğinizi yazın. Bunları her ay kontrol edin değerlendirin. Ölçümsüzlük ve plansızlık sis içinde hedefinizi bulmaya benzer.

10. Moralinizi yüksek tutun, korkmayın, sabredin, vazgeçmeyin, tekrar deneyin
Başarısızlıktan korkmayın, tekrar deneyin. Bazen çevrenize kulaklarınızı tıkayın. Sizi ümitsizliğe sevk eden, yapıcı olmayan, desteksiz eleştiriler yapanları çevrenizden uzakta turun. Sizin enerjinizi emerler. İnternet girişimciliğinin her aşamasında olaylara objektif, yapıcı ve çözüm odaklı insanları yanınızda bulundurun. Yaptığınız işin önemini anlamayan, internet konusunda bilgisi olmayanların söylediklerine kulaklarınızı tıkayabilirsiniz. Ben demiştim, diyenleri uzaklaştırın. Sabırlı olun. Unutmayın Roma bir günde kurulmadı. Tekrar tekrar deneyin. Her sabah heyecanla işe başlayın. İşinize aşık olun.

Günde 15 saat çalışmaya kaç yıl dayanırsın?

İstanbul’a dönüyor ama burada onu bir lüks beklemiyor. Bir başka otelde iş arıyor ve Sultanahmet’te Sokullu Paşa Otel’de işe giriyor. 1990’ların başında İstanbul ve turizm işine tam zamanlı olarak başlamış oluyor. Alanya’daki tecrübesinin mutlaka katkısı oluyor ama artık lise zamanları değil, gerçek hayata gelmiştir. Yanında dayısı da yoktur. İstanbul’da akraba tanıdık da yok, bildiğimiz bekar evlerinde kalıyor. Günde 14-15 saat çalışıyor bu otelde aynı tempoda 7 sene geçiriyor burada. Otelciğin her noktasını öğreniyor. Her sene oteldeki yetkisi artıyor. Ön büro, pazarlama, rezervasyon tüm bölümleri yönetiyor. Bir otel nasıl işletilir tüm detaylarıyla görüyor. Hatta Best Western Otel zincirleriyle iletişime geçiyor ve Sokullu Paşa oteli İstanbul’da ilklerden olarak Best Western zincirlerine dahil ettirmeyi başarıyor. Kısa sürede otelin satışları artıyor ve kapasitelerini dolduruyorlar.

Müslim’in hikayesi

Etohum Kampi – 10 Temmuz 2010 from Burak Buyukdemir on Vimeo.

Kapalı bir odada akşam saatlerinde masa başındayım. Sıkıcı bir gün daha geçmişti. Sadece 2 aylık bir danışmanlık için burada bulunuyordum. Çalıştığım mekânın dışında bina ve çevre aslında muhteşemdi, ama iş ortamı gerginleşmişti. Neden bu danışmanlığı verdiğim konusunda artık en ufak fikrim bile kalmamıştı. Tam bu sırada ofisi temizleyen görevli geldi, masanın altındaki çöpü aldı, büyük poşetine boşalttı ve gülen bir ifadeyle iyi akşamlar diledi. Adı Müslim’di. Hollanda başkonsolosluğunun temizlik işlerini yapıyordu. Bana ne yaptığımı sordu, anlattım. Aslına bakacak olursanız bildiğimiz bir temizlikçiye hiç mi hiç benzemiyordu. Öğrenmeye açtı ben internetten bahsediyordum, o da dakikalarca sorular sorup dinliyordu.

Danışmanlığımı verdiğim süre içinde Müslim’le daha sık konuşur olduk, iş aralarında gelir, sohbet ederdik. Hollanda Başkonsolosluğunda başıma gelen en güzel şey aslında Müslim’le tanışmam oldu. Bir de oradan hatırladığım Başkonsolos Marco Hennis’ti. Sıra dışı birisiydi. Bana sanki onun uzun süredir görmediği arkadaşıymışım gibi tüm konsolosluğu gezdirdi. Herkesle tanıştırdı, kendi hobilerinden bahsetti, Afganistan’dan getirdiği eşyaları, resimlerini gösterdi, hayatından bahsetti. Gerçekten çizginin dışında birisiydi. Hayat bazen size birkaç armağan verir, siz onu o zor alandan çıkartıp alırken bunların ne olduğunu anlamazsınız. Demlendikten sonra alırsınız tadını.

Müslim’le tanıştığımız sıralarda “Kümesteki kartal neden uçamaz” ın baskıya hazırlandığı sıralardı. Bir gün konuşmalarımız sırasında kadrolu olarak çalışırken onu işinden çıkartmak istediklerini, dışardan şahıs firması kurmaları gerektiğini istediklerini söyledi. Bunu ilk başta kendisine yedirememişti. İtiraz etmiş, bunun olmaması gerektiğini çalıştığı kişilere anlatmaya çalışmış. Ne ettiyse başaramamıştı. Kendisi zorunlu olarak şahıs şirketi kurup dışardan konsolosluğa hizmet etmeye devam etmeye ben danışmanlığı bıraktığımda devam etti. Bunun bir fırsat olduğunu yıllar sonra tekrar buluştuğumuzda anlattı. Kafamda bir ışık yandı diyor. O gün çok kızmıştım ama bu benim hayatımı değiştirdi, dedi.

Hiç bağı hiç kopartmadık. Müslim her bayramda beni aradı. Kitap bittiğinde haber verdim. Kitabı bir çırpıda okumuş. Kendine oradan dersler almış, hatta çevresindekilere kitabın belli bölümlerini anlatmış, okumuş. Üzerinden 1 yıla yakın zaman geçtikten sonra Müslim beni tekrar aradı. Yeni bir ofise taşındığını söyledi. Çekingenlikle beni davet etti. Çok güzel değil ama gelirseniz çok sevinirim dedi. Girişimcilerin ofislerini görmeyi aslında çok seviyorum, ancak hemen ziyaretine gidemediğimi hatırlıyorum. Buluşmamız ve benim onu ziyaretim birkaç haftayı buldu. Araya işler girmiş olabilir. Şimdi geriye dönüp neden bunun bu kadar uzadığını hatırlamıyorum. Belki bir internet şirketi değildi onun için acele etmemiş olabilirim. Müslim bir temizlik şirketi kurmuştu.

Okmeydanı’nda bir hanın ikinci katında 30-40 m2 lik iki masa 3-4 sandalyeden oluşan bir ofisti. Asansörü olmayan Anadolu’daki muhasebecilerin ve avukatların toplandığı o bildiğimiz hanlara benziyordu. Hiçbir üniversite öğrencisinin hayal edemeyeceği kadar güzel bir ofisti burası. Müslim çekiniyordu. İşte mütevazi ofisimiz burası diyordu. Belki de benim küçümseyeceğimi düşünüyordu. Dışardan çaycı geldi. Hani düofonlarla ısmarlanan çaylardan bu. Markayla alınan çaylardan. Büyük holdinglerde bulamayacağınız kadar lezzetli çaylardan. Sallama olmayan yeni demlenmiş çaylardan.

Müslim çok iyi hatırlıyorum o zaman bana şirketlerini nasıl kuruduğunu ve internet sitelerini nasıl kurduğunu çok açık gönüllükle anlatmıştı. 2006 olması lazım. Şirketi eşiyle beraber kurmuşlar. İlk bilgisayarını kredi kartına taksitle almıştı. Cebinde birikmiş hiç parası yoktu. Hollanda başkonsolosluğunda temizlik işleri yaparken dışarıda araba alım satımından belli bir para kazanmış ve bunu da şirketi kurduktan sonra bırakmaya karar vermişti.

Müslim’in ofisinde 1-2 saat geçirdim. Neler anlattığımı açıkçası hatırlamıyorum. Müslim dün bana o ziyaretin ne kadar çok önemli olduğundan bahsedene kadar genel konuştuğumuzu düşünüyordum.

“Bizim ofisimizi ziyaret etmeniz bize motivasyon vermeniz bizi çok etkiledi” dedi.

1970 Sivas doğumlu. 5 kardeşler. 3 erkek 2 kız. Müslim en küçükleri. Liseyi okurken babasının hayvancılık işlerine yardım ediyor. 15 yaşında ticarete başlamış.

“Sivas’ta bizim belirlediğimiz fiyat piyasa olurdu, o yaşta hayvan alıp satımına başlamıştım, babama yardım ediyordum. Girişimcilik belki o günlerde bende doğdu” diyor

18 yaşına kadar Sivas – İstanbul arasında gidip geliyor. Akrabalarının yarısı İstanbul’daymış. Liseyi bitirince İstanbul’a gelmiş. Ona Hilton’a girmelerinde yardımcı olmuşlar. Hilton’a bulaşıkçı olarak girmiş 9 ay boyunca çalışmış. Bulaşıkhane’den kurtulma yollarını aramış. Lisede elektronik elektrikle de uğraştığı için otelin teknik bölümüne girmeyi başarmış. Sivas’ta hayvan ticareti yaparken elektrik elektronikçilerde de çalışmış aslında. Orada tamir işlerini öğrenmiş. Hilton’da teknik bölümde çalışırken dışarıda Alman bir firmanın elektrik ürünlerini satmak istemiş. Onu 6 boyunca eğitime almışlar. Eğitim sonunda bu firmanın santrallerini kurmaya başlamış. Saat 3’e kadar otelde çalışıyordum sonra bu işe gidiyordum diyor.

Otelin teknik bölümünde çalışırken kat hizmetlerinde çalışanların onlardan daha iyi maaş aldığını fark eder. Kat hizmetlerine geçmeye karar verir. Katlarda çalışanlar 1500 – 2000 YTL gibi maaş alıyorlardı. Burada fırsat olduğunu düşündüm diyor. Teknik bölümde 2 sene kat hizmetlerinde de 3 sene çalışmış. Bu sırada temizliğin ince noktalarını öğrenmiş. Aslına bakacak olursanız yaşımdaki akış içinde teorik terimlerle satış, pazarlama ve operasyonu birebir uygulamış. Buradan nereye geleceğim takip edin.

Hilton’dan ayrılmaya karar vermiş ve ilk girişimcilik deneyimini kayınbiraderiyle yapmış. Bir mobilya atölyesi kurmuşlar. Onun düşüncesi kataloglar oluşturup büyük firmalara ve diğer mobilya dükkanlarına bu katalogları bırakıp aktif satış yapmak ve standart ürünler yaparak büyümekmiş. Olmamış ortağı ile anlaşamamışlar. Bu işten ayrılmış. Biriktirdiği tüm parasını bu girişimcilik deneyiminde harcamış. Daha sonra Hilton’dan tanıdığı yöneticisinin yardımı ile Hollanda başkonsolosluğuna girmiş. Orada temizlik, bahçıvanlık hatta teknik işleri yapmaya başlamış. Hollanda başkonsolosluğunda tam 5 yıl çalışmış. Bu sırada hafta sonları açık araba pazarlarında araba alıp satmaya başlamış. Bu işi bırakana kadar 1200 araba satmış. Araba alıp satmak çok karlı işti ama ticari ahlak çok bozulmuştu artık buna dayanamayıp bıraktım dedi.

Konsoloslukta çalışırken bir gün kadrodan çıkartılıp dışardan şahıs firması olarak hizmet vermeleri istenince aslında tüm hayatı değişmiş. İlk başta buna çok kızıp itiraz etse de bunu bir fırsat olarak değerlendirmiş.

“Kendi temizlik işimi kuracaktım ve ilk referansım Hollanda Başkonsolosluğu olacaktı.” diyor Müslim.

Olaya diğer bir gözlükle bakarsanız aslında bu resmen işten kovulmasıydı. Bardağın dolu kısmını görmek bu olsa gerek. Şahıs şirketini kurduğunda ne yapacağını nasıl müşteri bulacağını hiç bilmiyormuş. Bu sırada bir film prodüksiyon şirketinin temizlik işi gelmiş ama hiçbir malzemesi yokmuş. Arkadaşlarını tanıdıklarını toplamış, bir taksi tutmuş, biraderinin arabasını da almış ve temizlik yapacakları yere gitmişler. “Sadece çek çeklerimiz vardı. Elimizde doğru dürüst temizlik malzememiz bile yoktu, bu işten 1.700 YTL para kazandık, 700 YTL si masraflara gitti, kalan 1.000 YTL ile ilk elektrikli süpürgemi aldım” diye anlattı. O zaman bu işi daha da büyüteceğine olan güveni gelmiş. İlk kazandığı bu parayı hala aynı heyecanı yaşayarak anlatıyor.

Böylece kendi işini kurmuş, hatta şahıs firmasını birkaç sene sonra limited şirketine değiştirmiş. Hatta muhasebecisi yeni bir firma kurdurmayıp geçmişi temiz bir firmayı satın almalarını önermiş. Öyle yapmışlar. Kurulum masraflarına eski bir firmayı satın almış. Müslim’in yaptığı iş Çevre Grup Temizlik için bir internet sitesi yaptırmak olmuş. Perpa’dan bir yazılım şirketine ilk sitelerini yaptırmış.

“Google’da “temizlik şirketleri” kelimesini arattıklarında ikinci sayfada geliyorduk, bunu daha yukarılara çekmek için daha sonra başka bir firmayla da çalıştım, nerdeyse tüm işlerimizi internetten bulduk” diye anlattı.

Siteyi açtıktan sonra ilk müşterisi Ankara’dan bir şirket oluyor. İnternetin gücünü böylece daha fazla anlıyor Müslim. İlerleyen zamanlarda internet sitesini daha da geliştiriyor. Bizim onunla görüşmediğimiz zaman sürecinde temizlik şirketini adım adım geliştiriyor. Hatta bu süre içinde kendisi de işin inceliklerini teklif vermeyi işi bağlamayı, satışı, operasyonu vb. birçok şey öğreniyor. En son buluştuğumuzda yeni bir yere taşınacağından bahsetmişti. Okmeydanı’ndaki ofis onlara dar gelmeye başlamış ve daha iyi işler almaları için ofis değiştirmelerinin gerekliliğini görmüş.

Dün Müslim’le tekrar buluştuk. Ofisi değiştirmişti. 60’a yakın çalışanı olmuştu. Yılda toplam 200.000 m2 lik bir alanı temizlemeye, 40 şirkete sözleşmeli hizmet vermeye ve aylık 60 şirkete geçici temizlik yapmayı başarmışlardı. Şirketini üç bölüme ayırmıştı, peyzaj, ilaçlama ve temizlik. Peyzaj için yanında ziraat mühendisi çalıştırmaya başlamış. ISO belgesi almış. Kurumsallaşmak için şirketini yapılandırmaya girişmiş. Toplam cirosu geçen sene 500.000 YTL ‘ye yaklaşmış bu sene 1.000.000 YTL yi geçeceğini söyledi. Bir düğünde tanıştıkları ve şirketi birlikte kurdukları eşi yeni doğan bebeklerine baktığı için tüm iş Müslim’in omuzlarında. Filmlerin sonundaki gibi oldu ama Hollanda başkonsolosluğunda onu işte çıkaran memurlar büyük ihtimalle ya emekli olmuşlardır veya hala EU ile aldıkları maaşlarıyla işlerine devam ediyorlardır.

Hürtürk kardeşlerin dikkatle izlemeye devam edeceğimiz hikayesi

Cem 1979 Mert 1982 doğumlu iki kardeş. Amiga, Commodore, Sinclair nesli iki genç girişimci. İlk paralarını ilkokulda kazanmaya başlıyorlar. Anneleri Yeşilyurt’ta kırtasiye – oyuncakçı dükkanı açınca iki kardeş burayı kendi programlarını satmak üzere kullanmaya ortaokul ve lise yıllarında başlıyorlar. Babaları ilk bilgisayarları olan Sinclair’i aldığında onlarda kitaptan gördükleri kodları bu ilk nesil bilgisayara girip yazılım işine o yıllarda adım atıyorlar. Çocukluk yıllarından itibaren kendi şirketlerini kuracakmışçasına çalışmaya başlıyorlar. Hatta Cem ortaokulda annesinden habersiz kendisine Hürtürk yazılım şirketi olarak kartvizit bastırıyor. Annesi bu duruma oldukça sinirleniyor ama ne Mert ne de Cem bu hayallerinden vazgeçmiyorlar. Okul yıllarında ilk yazılım programlarını satıyorlar. Annesinin arkadaşı olan zayıflama merkezine müşteri yönetim programı yazıyorlar. Daha sonra veri tabanı ve kütüphane programlarını geliştirerek dükkânlarının penceresine “yeni kütüphane programı geldi” yazarak ilk pazarlama denemelerini yapıyorlar.

Cem kendisini tembel bir öğrenci olarak nitelendiriyor hatta lise sırasında bilgisayarlara ve yazılım işine ilgisinden dolayı ilk sene üniversite sınavını kazanamamış. Mert ile birlikte bu yıllarda kuzenlerinin şirketi Turkline’da çalışmaya başlıyorlar. Mert tasarımla Cem ise daha çok yazılımla ilgileniyor. Turkline firmasında çalışırken eposta gönderim programı üzerinde çalışmaya başlıyorlar. Diğer firmalara geliştirdikleri bu yazılıma oldukça ilgi duyuyorlar ve kendilerinin de buna benzer bir program yapabileceklerini düşünüyorlar.

Cem Hürtürk - Mert Hürtürk

Cem Hürtürk - Mert Hürtürk

Altavista’dan 20 ye yakın eposta toplayıp bu adreslere kendilerini tanıtan ileti göndermişler. Bir bakıma istenmeyen eposta yani spam yapmışlar. Bu durumdan şimdi hiç hoşnut değiller, çünkü o zaman bu yaptıklarının spam olduğunu düşünmemişler. Attıkları bu tanıtım iletisine birkaç gün sonra Hong Kong’dan cevap gelmiş. İlk müşterileri ve onların ilerleyen zamanlarda ana ürünleri olacak oempro’nun geliştirilmesine sebep olacak bu müşteri onlardan ilk olarak Dmoz’un benzerini kodlamalarını istemiş. Aynı müşteriye 6-7 ay boyunca farklı programlar yazmışlar. Fakat bu yazdıkları programları sadece bu müşteriye özel yazdıkları için başkalarına satmaları mümkün değilmiş. Hong Kong’lu müşteri en son olarak bu kurdukları sitelerdeki üyelere eposta gönderebileceği bir sistemin olup olmadığını sormuş. Mert ve Cem’de hazır paketleri olduğunu söyleyivermişler. Böylece yazdıkları taktirde bu programı başkalarına da satabilmeyi hedeflemişler ama işin kötü tarafı, müşteriye hazır demelerine rağmen program ellerinde yoktur. 2 gün geceli gündüzlü çalışarak “octeth email marketing” programını yani şu anda sattıkları “oempro” ‘nun ilk versiyonu ortaya çıkarmışlar.

Yazdıkları bu program onlara cesaret vermiş ve octeth.com sitesine henüz hazır olmayan diğer yazılımları da koymaya başlamışlar. Satıldığında kısa sürede yazacaklarını düşünerek bunu yapmışlar. Hong Kong’lu ilk müşterilerinden sonra hazır eposta gönderim programını Almanya’dan Michael adlı ikinci müşterileri 75 USD ödeyerek satın aldığında iki kardeşin bu işi başaracaklarına güvenleri daha da artmış. Cem bu sırada üniversitede okurken Mert lisedeymiş. İnternet’ten satış yaptıklarında parayı nasıl alacaklarını o zaman henüz çözememişlerdir. Digibuy hizmetini bulurlar bu ödeme sistemi ödemeleri çek olarak göndermektedir. İlk 75 USD lık satış bedeli çek olarak gelir. Cem bankaya gider, banka bu çekin bozdurulması bedelinin 35 USD olduğunu söyler. Kalan 40 USD tam 25 gün sonra alırlar işte bu 40 USD onları çok sevindirmiştir.

Cem Kültür üniversitesi bilgisayar bölümünde okurken büyümeye devam eder. Mert bu sırada Bilgi üniversitesi görsel iletişim ve tasarım bölümüne girer. İki kardeş işlerini evden yapmaktadırlar. Henüz bir şirket kurmamışlardır. Faturaları anne ve babalarının şirketlerinden kesmektedirler. Her ikisi de kuzenlerinin turkline şirketinde çalışması onlara iş konusunda tecrübe kazandırır. Turkline Türkiye’deki bir çok büyük şirkete internet yazılım ve tasarım konusunda hizmet vermektedir.

Octeth sitesi

Octeth sitesi görüntsü

Büyük kardeş Cem askere gitmeden önce evlenir, askere gittiğinde 3000’e yakın müşterileri vardır. Mert bu süre içinde tüm müşterilerle ilgilenir. O günler tek başına kaldığı için oldukça zorlu geçmiştir. Geliştirdikleri “oempro” ürünü rakiplerine göre bu süre içinde güncellenmediği için geride kalmıştır. Döner dönmez dört elle tekrar işe başlarlar ve bu sefer kendilerine ofis ararlar. Bakırköy’de şu anda çalıştıkları ofise yerleşirler ve şirketlerini kurarlar. İki kardeş bu aşamadan sonra daha hızlı büyümeye başlar. Kurulduklarından itibaren geliştirdikleri yazılımları yurtdışına satma amaçlı olarak kendilerini organize ederler. Octeth.com siteleri İngilizce’dir ve tüm müşterileri yabancı ülkelerdendir.

Cem Hürtürk - Mert Hürtürk Etohum toplantısında

Cem Hürtürk - Mert Hürtürk Etohum toplantısında

Geliştirme süreci hızlanırken satışlarını ve ürünleri arttırmak için yeni elemanlar alırlar. Birden 2 kişi olarak başladıkları şirketleri 10 kişiye kadar büyür. Bu sefer farklı problemlerle karşılaştıklarını fark ederler. İlk günlerde sadece ürüne odaklanırken artık şirketin iç işleri de önlerine sorun olarak çıkmaya başlar. Çalışanları organize etmek, yazılım, satış ve desteği müşteriler büyürken aynı kalitede tutmak oldukça zorlaşır. Büyürken satış ve destek ekiplerini Hindistan’daki bir şirkete yaptırmaya başlarlar. Bu çark kontrol edilemez bir şekilde büyürken müşterilerden koptuklarını, yazılımda istedikleri geliştirmeyi yapamadıklarının farkına varırlar. Bu süreç içinde müşteri sorunları artar. Şikâyetler ve memnuniyetsizlik problem haline gelir. Şirketi bu süreç içinde küçültmeye ve kendi ana işleri olan satış ve destek bölümünü bundan sonra dışarıdaki firmalara vermemeye karar verirler. Satış ve yazılımı Cem kendisi üstlenir. Desteği ve yazılımdaki düzeltmeleri okuldan da arkadaşları olan Aykut yapmaya başlar. Böylece şirketi tekrar organize ederler.

“Oempro” ürünü şirketlerinin motorudur. Cirolarının çoğu bu ürün üzerinden yapılmaktadır. Babaları her ne kadar yaptıkları iş konusunda uzman değilse de yumurtaların farklı sepete konulması gerektiği konusunda Cem ve Mert’i uyarır. Yeni ürünler oluşturmaları gerektiklerini Arda Kutsal’da anlatır. Bundan sonra eposta gönderim programının yanına “sendloop” adında sunucu tabanlı eposta gönderim hizmetini eklerler. Rakiplerinde gördükleri iletilerin farklı eposta programlarında nasıl gözüktüğünü kontrol etmeye yarayan yazılımı başka bir firmadan satın almaya karar verirler. Hatta anlaşmayı bile yaparlar. O sırada Cem’in programcı kayınbiraderi Gökhan Özbarut bu yazılımı kendilerinin de yapabileceklerini anlatır. Anlaşmayı feshederek 1 ay içinde bu yazılımı yaparlar. Böylece sadece birkaç firmanın üretici olduğu pazarda octeth’e yeni satabilecek bir hizmet daha ortaya çıkarmışlardır.

Mert şirketi kurduklarından bu yana aklına gelen fikirleri not alabileceği bir program hayal etmektedir. Bunun için kendisi yazılımı da öğrenmeye başlamıştır. Fikirleri organize edebilen wridea.com sitesinin temellerini bu şekilde atmış olurlar. Bu fikri 2006 yılında internete taşırlar. Site yayına alındıktan belli bir süre sonra söz sahibi yabancı bloglarda yayınlanır. Bu yazıların etkisi yüksek olur. Bir akşam sitelerinin çöktüğünü görürler fakat anlam veremezler. Daha sonra wridea hakkında olumlu blog yazılarının olduğunu okurlar. Wridea.com’da yeni yumurtaları olarak sepete eklenmiştir. Wridea.com’un henüz gelir modeli yoktur, ancak İngilizce açılan siteye üye 30.000 kişi vardır. İki kardeş İlerleyen zamanlarda bu hizmeti kurumlara satabilmek için planlar geliştirirler.

Wridea.com site görüntüsü

Wridea.com site görüntüsü

Oempro ürününü satmaya çalıştıkları ilk yıllarda internete ve yabancı dergilere reklam verirler. Büyüme hızları ve memnun müşteri sayıları arttıkça reklam harcamalarının yerini ağızdan ağza büyüme modeli alır. Artık satışlarının çoğu tavsiye üzerine gelmektedir. Cem ve Mert yurtdışında ana iki rakipleri olduğunu ve onları geçmek için çalışırlar. Bakırköy’deki ofislerinde 3 kişi, 1 satış ve destek elamanı Amerika’da ve diğeri Hindistan’da olmak üzere şirketleri bugün 5 kişi. Müşterilerle birebir ilişki kurdukları için geliştirme süreçlerinin daha hızlı olduğunu ve memnuniyetin arttığını düşünüyorlar. Gelişim süreçleri içinde yurtdışından pazarlama konusunda danışmanlık aldıkları uzman kendilerine geri iade politikaları konusunda yeni fikirler verir. Daha önceleri 15 gün ve sıkı şartlara bağlı olan geri iade koşullarını değiştirirler. Yabancı danışmanları Larry bu geri iade şartını 60 güne çekmelerini ve koşulları kaldırmalarını söyler. Bu radikal düşünceyi ilk başlarda onaylamakta güçlük çekseler de geri iade oranları % 4’lerden %1’lere düşer. Müşteriler kendilerini sıkıştırılmış hissettiklerinde kafeslerini kırmak için her türlü yola başvurduklarını böylece öğrenirler.

Cem ile Mert’in yaptığı iş gelişen internet sektörü için bilenen bir kol olmasına rağmen, özellikle ülkemizde teknolojik işlerin anlaşılmadığı düşünüldüğünde anlatılması oldukça güç kategorisi içinde yer alıyor. Her ikisi de yaptıkları işi soranlara tam olarak açıklayamıyor. Soruyu soranlarda cevap karşısında ne yaptıklarını anlamıyorlar. 386 işlemci 14 inch ekranlı bir bilgisayarla kurdukları şirket bugüne kadar 15.000 yabancı şirkete oempro ve 10.000 müşteriye sendloop hizmetini satmış. Son 3 sene içinde yıllık büyüme hızları %100’ü geçmiş. Ana pazarları Amerika, İngiltere, Avustralya. Son yıllarda Avrupa ülkelerinden talep artmaya başlamış. Uluslararası pazarda yabancı şirketlere ürün satan hizmet veren Octeth Türkiye pazarında bilinmemesine rağmen güçlü adımlarla büyümeye devam ediyor. Global oyunda bu iki kardeşin heyecanı onları mutlaka daha büyük limanlara götürecek.

Yazıları RSS beslemesi olarak almak için tıklayın

Yazıları epostanızda okumak için üye olun

Eposta adresinizi girin:

Feedburner tarafından ulaştırılıyor