Ey internet girişimcisi bir düşün: “Kız istemeye gittiğinizde baban ne iş yaptığını nasıl anlatacak?”

Hava sıcaktı, insan durduğu yerde yapış yapış oluyordu. Yürümeye devam etti, asfalt ortamı daha da sıcaklaştırıyordu. Işıklarda bekleyen arabaların oluşturduğu trafik stresi iyice arttırıyordu. Saatine baktı, 2-3 dk önce gelmişti toplantısına. Kapısında iş merkezi yazan yerden girdi, güvenlik yazan yüksek masaya yaklaştı, kimliğini verdi, kiminle görüşeceğini söyledi. Mavi gömlekli omuzlarında kartal amblemi olan genç beyaz plastik bir kart verdi. Yan tarafları açık olan turnikelerden geçti. Üstündeki bozuk kırmızı ışıkların katları gösterdiği asansörlerin önünde beklemeye başladı. Sırtında ince ince ter damlalarının aktığını hisseti. Yanında bekleyen birkaç kişi daha vardı.

Ne iş yaptığınızı anlatamadığınız durumlar oluyor mu? Peki, aileniz sizin neyle uğraştığınızı anlıyorlar mı? Arkadaşlarınıza bile bunları anlatırken zorlanıyor musunuz?

- Nasıl yani, internet sitesi mi yapıyorsunuz?
- Bilgisayar malzemesi mi satıyorsunuz?
- Hah bak sen dedin aklıma geldi, geçenlerde yeni bir bilgisayar aldık XP’ye girdim ama yazıcıyı tanıtamadık, sen bilirsin…
- Yaa, aa bak bir arkadaşımda internet’le uğraşıyor onlarda site felan yapıyorlarmış.
- Nasıl oluyor bu iş, para var mı?
- Neyle geçiniyorsun şimdi?
- İnsanlar internet’te neden böyle bir şey yapsın abi?

Sorunlardan ilki yakın çevrenize iş modelinizi anlatmaktaki sıkıntıdır. “İnternet” konusu hala muammayken siz onun üzerinde bir işler yapıyorsanız veya yapmaya çalışıyorsanız gelişmiş bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. İnternet dünyasının insanlarına yaptıklarınızı anlatmak ve inandırmanın yanı sıra “internet” kelimesini sadece gazete ve televizyonda duymuş yakın çevrenize geleceğe yönelik açıklamalarda bulunmak zorunda bulursunuz kendinizi.

İnternet camiası, özellikle Türkiye’de, eleştiri konusunda eli boldur. Bir şey yapmaya kalkışırsanız sizi yerden yere vururlar. Olayın negatif yönlerini çuval çuval önünüze dökerler. İnsanda ne şevk ne istek bırakırlar. Onları ikna etmek çok güçtür. Önünde klavyesi olan, fikri olduğunu düşünen, olaylara kapalı pencerelerden bakan, kendini guru sanan hotmail, msn, online gazete müdevami birçok internet gezgini sizin fikriniz üzerine martaval okumaya başlarlar. Ciddi eleştiriler olsa size gerçekten fikir verse, dünyadaki birçok örneği inceleyip sizin yaptıklarınızla kıyaslasalar ve katma değer sağlasalar eyvallah. Durum genellikle böyle olmaz, maça hep 1-0 bazı durumlarda 2-0 yenik başlarsınız. Maçın bu dakikalarındaki umutsuzluk daha başlangıçtır. 8’e kadar yolu vardır bu eleme gruplarındaki sonuçların. Dikkatli olacaksınız. Bazen kulaklarınızı hem seyircilere hem de rakiplerinize tıkayacaksınız.

Bugün Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Ayşe Arman’nın Bodrum’lu ayakkabı ustası Ali Güven’le yapmış olduğu röportajda ilkokul terk olan bu ustanın bir sözü dikkatimi çekti.

“Yaptığım sandaletleri yurt dışından meşhur insanlar gördü, onlar beğendi, ayağına giydi. Kimi kendi kalkıp gelmişti, kimi rahmetli Ahmet Ertegün’ün misafiri. Ben tabii bilmiyorum Mick Jagger kim, Donna Karan, Bette Midler kim? Bunlar benim sandaletlerden birer ikişer aldı. Herkes bana soruyor: “Sen biliyor musun bu insanlar kim?” “Ben ne bileyim kardeşim” diyorum, “Ben hayatta sadece sandalet yapmayı biliyorum, onu da yapabileceğim en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum o kadar.”

Siz de sadece en iyi sandaletinizi yapın.

İnternet camiası daha başlangıçtır, hadi onlarla aynı dili konuşuyorsunuz, onlara anlayacakları dilden cevaplar verebilirsiniz. Peki ya bu internet gezegeninin dışındaki dünyalarda yaşayanlara ne cevaplar vereceksiniz. Düşünsenize Mars’ın adını sadece gazetelerden okuyoruz, bir de orada “çok uzaktan kumandalı” bir aracımız var, Mars üzerindeki iş modelleri hakkında buradan martaval okuyoruz. Durumun kısa özeti budur. “İnternet ve site” kelimelerinin ilerisine geçmemiş, site denilince de göze hoş gelen, atlayan zıplayan bir şeyler düşünen bir kitleye ne yaptığınızı anlatacaksınız. Çenesi düşük bir taksi şoförüne ne yaptığınızı anlatma başarısını gösterebilirseniz bu testin belki bir seviyesini geçebilirsiniz. Sonra arkadaş toplantılarında sıra size geldiğinde sizin kaç holding kuruduğunuzu dinlemeyi bekleyen gözlere dönüp tek tek yaratıcı internet fikrinizi anlatın. Size nasıl bakacaklarını bir düşünün. Bir de bu bilgi ve fikir seviyeleriyle sizi sorgulamalarına izin verin. Ne acı yemekli toplantıdır bu değil mi? Bu arkadaşlarınız başarıyı sadece gazetelerin Pazar günü eklerine çıktığınızda olduğunu düşünürler. Yani ölçüt sizin matbaa iş modelinin uzantısı olan gazetede çıkıp çıkmamanıza bağlıdır. O bakımdan onları pek önemsemeyin. İnternet dünyasının protest çocuklarının bile sizi yerden yere vurmaları daha değerlidir.

Arkadaşlar ve internet dünyası iyi hoş da, ailenize, sevgilinize, eşinize, kayınvalidenize onların akrabalarına nasıl anlatacaksınız yaptığınız işi. Kızı istemeye gidince nasıl dolduracaksınız formun “işiniz” yazan satırını. Kendinizi böyle bir ortamda düşünün ve internet üzerinde ne yaptığınızı ayna karşısında bir anlatın. Uzun olmasın, karışık olmasın ilkokul çocuğu bile anlasın. Bu sıcak ortamda kahvenizi yudumlarken kendinizden ne kadar emin olabileceksiniz, nasıl başaracaksınız bu sunumu. Bu sunum yatırımcılar önündeki sunumun yanında solda sıfır kalır. Düşünsenize ne iş yapar oğlumuz;

- “İnternet üzerinde video siteleri var amcası” ya da daha da gelişmiş bir iş modeli olsun
- “İnternet üzerinde sosyal imleme sitesi var bununla para kazanıyorlar” veya
- “Oğlumuz internet üzerinde alan adları sektöründe doğrudan yönlendirme yapan bir iş model üzerinde çalışıyor”
- “Oğlumuzun şirketi advertorial flash oyunlar yazıyor”

Asansörü beklerken alnından terlerinde aktığını hissetti. Gömleğinin koltuk altıda kesin ter olmuştu. Toplantı odasında klima varsa 5 dakikada rahatlayacağını düşündü. Bu asansörleri hangi mantıkla nasıl ayarlıyorlar anlamıyordu. 3 tane asansör vardı, bina toplam 15 katlıydı. 7 dakikaya yakın bir süredir bu giriş kapısında kırmızı led ışıklara bakıp duruyorlardı. Bekleyenler artmıştı, herkes hangi asansörün önce geleceğini tahmin etmek üzere bir o kapıya bir bu kapıya yönleniyordu. Bu oyunu kazanan asansöre ilk binme hakkını kazanıyordu. Yanlış bir tercih yapıp yanlış kapıya yanaşırsanız, asansör dolduğunda birilerinden içeri yanaşmalarını istemek ne kadar zordur. İşte sonuncuda bu cezaya tabi oluyordu. Bu asansörleri ayarlayan firmaya belli bir süre sevgi dileklerini gönderdikten sonra bir mekik üsse yanaştı. Bir hareketlenme oldu, bayanlara öncelik verilmedi. İş dünyası işte bu kadar sertti. Onlar güzellikleriyle öne geçme girişimlerinde bulunurlarsa işte olacağı buydu. Vahşi dünyanın gerçeği, kim iyi tahmin ettiyse o ilk bindi asansöre. 5 kişinin rahatlıkla bindiği bu küçük odaya 8 kişi bindi. Terli eliyle 7’ye dokundu, son binen gencin 2’ye bastığını görmek epey sıkıcıydı, minibüs iş modelini bulan güzel ülkemin girişimcileri asansörde ilk 3 kata asansörle çıkılmayacağı gerçeğini es geçiyorlar diye düşündü.

Aklınıza ilk fikir geldiğinde anne ve babanıza iş modelinizi anlatmayı deneyin. Başarırsanız çok önemli bir adımı geçmiş olabilirsiniz. Yoksa sizin büyük bir ofisiniz ve iyi bir arabanız olana kadar “bu işlerle uğraşma git bir yerde işe gir” plağını sürekli dünlersiniz. O bakımdan bir internet girişimcisinin önünde iş planın dışında aşması gereken çok engel vardır. İş modeli, iş planı içinde aşılması gereken adımlar hava civa kalır. Kardeşiniz, ağabeyiniz bu işlere yakın olabileceği için onların desteği aile içinde önemlidir. Onları doğru yerden yakalarsanız maç içinde dinlenme ihtiyacı duyduğunuzda bu güvenli limana sığınabilirsiniz. Bazen kardeşler sizin sermayenizi karşılıyor olabilirler.

Yazının ucunu kaçırdım ama şimdi tekrar aklıma geldi. Türkiye’de güzel bir iş yapmaya çalışan kim varsa eleştirilir. Arkasından söylenmedik kalmaz. Hatta internet üzerinde de anonim isimlerle yapmaya çalıştığı işin ne kadar basit olduğu bu işin nasıl olmayacağı yönünde birçok yazı yazılır. Bir işin olmaması için binlerce sebep olabilir bunlar zaten iş modeli, iş planı yapılırken büyük olasılıkla düşünülmüştür. Yumuşak karna yumruk atmak, belden aşağıya vurmaktan başka bir şey değildir bu, mertlik değildir. Gerçekten bir eleştiri yazısı yazacaksa bu “sözde internet guruları” bu internet girişimcilerinin yapıcı eleştiriye yani sorunu tespit eden sonrada öneri veren kişilere ihtiyaç var. Yoksa “bu iş olmaz” “bu şu modelin kopyası” diyen basitleştirilmiş cümleler kimseye bir şey kazandırmaz.

Ne zaman başarılı olursunuz, işte şakşakçılarınız o zaman artmaya başlar. Ne zaman bir gazeteye haber olursunuz, kıskanılmaya başlanırsınız. Evet, maalesef dünya bu dünyadır. Acı biberden daha çok yanabilir diliniz. İnternet girişimi yapmak bu kadar zordur. Yoksa iş planı, iş modeli, yatırımcı, sunucu, yazılımcı sorunlarını halletmesi kolaydır.

Konuları bir toparlayayım;
1. Bir fikriniz var yeni bir şirket kurmak istiyorsunuz herkesin sizi anlamasını beklemeyin, doğru kişilerden doğru yapıcı fikirler, eleştiriler alın. Diğerlerine kulaklarınızı tıkayın.
2. Herkesin ne yaptığınızı anlamasını beklemeyin, işinizin basit bir tanımını yapın, karşınızdaki kişiye özel olarak bu hazır anlatımlarınızı kullanın.
3. En iyi sandaleti yapmak için uğraşın. İşinize odaklanın.

* Not: Diyeceksiniz ki yazı içindeki Tarantino hikayesi ne iştir? Bekleyin, biraz sabır, onu da bir yerlere bağlayacağım. Bir de yazıda gördüğünüz dilbilgisi hatalarını lütfen yönetime bildiriniz.



11 Responses (Add Your Comment)

  1. Çok güzel olmuş, ellerine sağlık. Bahsettiklerin günlük hayatta karşılaştığımız ve zor durumda kaldığımız -rutin- şeyler. Çoğu -türk- ailesi çocuğunun geleceğinde; sigortası olsun, sabit maaş birde işini sevsin diyerek gelecek herşeye kanaat ediyorlar veya evlatlarını ettiriyorlar. Ailelerin baskısına dayanamayan bu evlatlar ise bir süre sonra pes ediyor. Nedense aile bireylerimiz hiç riske girmemizi istemiyorlar. Biz sizler için çalıştık, çabaladık, sizler okuyun… Düşünce güzel ama yaptığın plan neden benim hayat felsefem olsun. Çoğumuzun ailesi ticaret ile uğraşırken ve başarılı bir konumdayken (zamanında onca soruna göğüs germiş ve pes etmemişken) bizler ufak bile olsa bir riske giremiyoruz veya girişimci olarak hayata atılamıyoruz. Ailelerimiz hep kolay yolu sunuyorlar. Üniversiteye git, oku, master yap sonra işin hazır evlat herkes peşinden koşar… Ben inanıyorum ki çalışmak isteyen herkese iş var. Nasıl olursa olsun, ne yaparsa yapsın. Sadece çalışmak istesin. Gerisi -iş yok diyenler- hikayedir, bahanedir hatta yalandır. Şu üniversite faktorü hem iş veren tarafında hemde aile tarafında bir kere benimsenmeli. Haylaz öğrenciler örneğinde ki gibi, BAŞARI tek noktaya odaklananların değil kendisini birçok kaynaktan besleyenlere sunulan bir hediyedir.
    Hiç birşey kitap da yazdığı gibi, ananın-babanın anlattığı gibi ve büyüklerin nasihat ettiği gibi olmuyor. Dünya dönüyor, insanlar değişiyor ve ortam gelişiyor. Bugün referans olarak alınan değerler yarın hiç birşey temsil etmiyor.
    O yüzden yaşımız genç iken kendi risklerimizi belirlemeli ve girişimci / yaratıcı daha doğrusu üretken olmalıyız.

  2. Harika bir yazi. Son donemdeki bu “ise yaramazlarin yikici elestirileri” konusuna referans verilebilecek kadar guzel tespitler. Internet uzerinde girisimcilik zaten dogasi geregi zorken bunlara takilip vakit kaybetmemek lazim. sadece en iyi sandalete odaklanmak oyle boyle basariyi getirecektir.

  3. Öğrencilikle eş zamanlı olarak bu işlere merak saldığım için ilk başlarda pek bir şey açıklamama gerek kalmamıştı. Sonra da kesilen bir iki faturayı gösterdikçe diyaloglar daha rahat bir çerçevede ilerledi ailemle aramda. Yine de çoğu mesleğe göre zorlu bir iş olduğunu düşünenler arasındayım ben de, ama bunu internete bağlamıyorum.

    Girişimcilik hangi dalda olursa olsun diğer insanların şüpheyle yaklaştıkları bir konu. Bunun sebebi genel olarak çok ve boş konuşan insanlar olsa gerek. Bir yerde çalışıyorsanız, işinize gider gelirsiniz, iyi kötü maaş alırsınız ve arada bir uzun yoldan, işteki abuk tiplerden veya genel olarak çalışma hayatından şikayet edersiniz. Neticede ne yapıyorsanız yapın, işin ve dışarıya yansıttıklarınızın çerçevesi bellidir. Girişimciler ise, tamamen kendilerine bağlı ve kendilerini bağlayan bir işle uğraştıklarından bunu bir hayat tarzı haline getirirler. Bu sebeple tüm girişimciler işkolik seviyesine yakın olur ve haliyle sürekli işlerinden bahsederler. En azından ilk dönemlerde. Bu noktada, gerçekten bir şeylerle uğraşan genç girişimciyle, “aldım tabureleri açıyorum barı” diyen kurusıkı seri girişimci film kahramanından ayırdetmek son derece güçtür. En azından bu işlerle alakası olmayan, olaya nispeten duygusal yaklaşan aile fertlerinin bu noktada size “ah oğlum ne anlatıyorsun yine” dememesi çok zordur.

    Girişimci olmak zaten riskli bir şey, bu işin içine adım atmış olanlar da bu riskin farkında olmalılar. Zaman, işgücü, para ve benzer ‘madde’lerin yanında, saygı ve güven gibi önemli gibi iki manevi hazine de kayıp edilebilecekler listesindedir. Türkiye gibi girişimci ve şair oranı yüksek ülkelerde, çok hızlı şekilde “çok ve boş konuşan” statüsüne yerleşebilirsiniz. Bana kalırsa, bu da bu işin bir parçası ve olduğundan daha fazla anlam yüklenmesi gereken bir şey değil. Yani bence, 3. madde bence çıkarılması ve her koşul altında uygulanması gereken ana ders.

    Web sektörü içinde (geçen gün Emre Sokullu’nun da şikayet ettiği) acımasız eleştiri olayına ise pek katılmıyorum. Yani zaten küçücük bir sektör ve fazla çeşitli bir yapısı yok. Bu küçük ortamın getirdiği yakınlık da bir şekilde dürüst eleştiriyi engelliyor. Herkes birbirine son derece iyimser ve hataları görmezden gelir şekilde yaklaşıyor. Tabi bunda ülkedeki salt blogculuk yapan insan sayısındaki azlığın (sıfır?) etkisi büyük. Herkes hem proje peşinde koşup, hem de blog yazdığı için objektif olarak yorum yapmak çok güç oluyor. Kayda değmeyecek bir iki istisna yok değil, ama dediğim gibi; kayda değmez. Durum böyleyken, gelen birkaç eleştirinin veya ters yorumun büyütülmemesi gerektiği kanısındayım. Sırf bu ılıman iklimde girişimci olmaya kalkıştığı ve birşeylerle uğraştığı için tüm sektöre saygı göstermeli miyiz? Yoksa bilginin ve becerinin bu kadar kolay ulaşılabildiği bir dönemde, özensizce bir işler yapan insanlara iki laf etmek biraz sinir bozucu olacak da olsa cesaret etmemiz gereken bir hareket midir? Bu tozpembe bulutun bir faydası olduğu görüşünde değilim, yazının birebir konusu olmasa da yeri gelmişken iki kelime çiziktirmek istedim konuyla ilgili.

    Sırttan akan terlerin bağlanacağı noktayı da merak ettim. Devamını bekliyoruz efendim. =)

  4. İnanılmaz zevk alarak okudum yazını. Kız arkadaşımın babası evlenme düşüncemi onunla paylaştığımda (o dönem superonline.com projesinin başındaydım Cihan ve Oktayla birlikte) bana “önce sağlam bir işin olsaydı keşke” demişti onu hatırladım.

    Bu yazıların bizleri kamçıladığını ve içimizde yeşeren kıvılcımları ateşlediğini dile getirmeden edemeyeceğim. Yüreğine sağlık.

  5. Akıcı ve faydalı bir yazı. Tebrik ediyorum. Yeri gelmişken değineyim, o sandaletçinin uzun zaman önce birkaç röportajı olmustu, trt’de falan cıkmıstı, öyle hatırlıyorum. Bence çok saygın bir adam, ayrıca marketing’in alası böyle olur vallahi, burda da bir ders var.

    Sert eleştirilere gelince, başından beri söylüyorum. Herkesle samimi oluyorsunuz, herkesin iyi niyetini görüyorsunuz ve gerçekten de bu hiç iyi değil. Gerçek düşüncelerinizi açıklayamadıktan, pohpohlamaktan öteye gidemedikten sonra bence düşüncelerinizin hiçbir değeri yok (o proje için). Eksikleri söyleyen, hataları büyük bir güvenle sahibinin yüzüne yüzüne vuran eleştirilere ihtiyacımız var. Ben, işin doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum ve öyle yapıyorum. Tabii bunu yaparken tarafsız olmakta ve boş konuşmamakta fayda var. Şekip Bey’e o konuda katılıyorum.

  6. Bir ara çok merakım ve hevesim vardı. Birkaç ikişiye ticari internet sitesi hazırlamıştım. İnsanlar olaya o kadar basit bakıyor ki. Parasını bile almam aylar sürmüştü. İnternet tasarımı derine inerseniz sadece kodlama değil aynı zamanda bir kurumsal imaj çalışması olduğunu bir türlü ifade edemedim. Vizyon, Misyon, Kalite politikası vb. gibi kelimeleri ilk defa benden duymuşsa o zaman baştan bunları anlatıyorum ve sonra dumur soru geliyor. E peki bunlar benim işime nasıl katkı sağlayacak? Bıraktım hevesim gitti. İnternet deyince artık sadece bir blog yazarı olarak kişisel takılıyorum.
    Aklıma gelmişken dün Capital dergisinde şöyle yazıyordu; Vizyon, geleceği görebilme sanatıdır!…
    Selamlar.

  7. Yazınızı özenle okuduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.
    Girşimci olan birey kendini nasıl ifade etmelidir sorusu aslında sadece web için söylenen, düşünülen bir olgu değildir. İnternet girşimciliği veya başka bir sektör odaklanması farketmez. Yani Girşimci ne iş yaparsa yapsın bunu ifade edebilmelidir.

    Kültürümüzde sıradanlıktan öteye gidemeyen etiketlenme söz konusudur. Örneğin; Kız istemeye gittiğinizde babanınız oğlum memur demesi, öğretmen, polis demesi ile koltuklarını kabartarak rahatlıkla kelama girebilir. Söz konusu birçok insanımız ne yazık ki Etikete kız vermektedir. Oğlumuz Web Programcısı, İnternet üzerinden grafik tasarımı yapıyor, coderlik yapıyor ya da firma danışmanı diye tanıtması karşı tarafta hayretle bakan gözler oluşturur. Aslında bunu anlatması çok da zor olmasa gerek ; Hemen hemen her işyerinde bilgisayar kullanılıyor, insanlar faturalarını yatırmak için sıra beklemez duruma geldiler. Bu bana göre büyük bir gelişim.
    Hatırlarsanız, Televizyon Türkiye’ye ilk geldiğinde toplumun birçok kesimi şöyle demişti ; “Bu nedir, Şeytanlar, Cinler oynuyor, Gavur icadı bu” :) Böyle bir toplumun internet girişimcisini hemen benimsemesi kolay değil. Durum böyle olunca Sevgilinizi mi Yoksa internet projenizi veya işinizi mi tercih edeceğiniz size kalıyor.
    Kısacası Erdemli insan, yaptığına inanan, kendine güvenen, kendinden emin olan insandır. Umarım ki Tüm İnternet Girişimcileri Ailelerine, yakınlarına, eş, dost ve akrabalarına uygun anlatma yöntemleri bulur. Zaten bu yöntemlerde bir girişimdir. İyi bir girişimci işini tarif edebilmeli, kabul ettirebilmelidir.
    Saygılarımla.

  8. Youtube 1.65 Milyar dolara satıldı. Herkes internette bu kadar para mı dönüyor sorularına cevap ararken, benim kız isteme serüvenim oldu. Üstüne üstlük hazırladığımız dogrutercih.com sitesi yayın ekibi olarak CnnTürk’e çıktık ilk hafta. Çok şanslıyım :) Ama mesleğim sorulduğunda “firması var, internet yapıyorlarmış” cevabını veriyor halen herkes :)

Trackbacks:


Leave a Reply

Formatting: You can use these tags: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>