Kod adı “Bıldırcın”
June 21st, 2009 • Uncategorized
Bugün medyanın ekonomi sayfalarında boy boy yer alan büyük şirketlerin yöneticilerinin 1950 – 60 kuşağı olduğunu düşünürsek, mezun oldukları üniversitelerde okudukları işletme ve ekonomi kitapları 1970’li yıllarda hatta bir kısmı 1960’larda yazılmıştı. Eğer kendilerini sürekli yenilememişlerse şu anda endüstri devriminin yığın üretim kuralları üstüne stratejiler geliştiriyor olmalılar. Kıt kaynaklar, altın, petrol ve üretimin ana başlıklar olduğu yıllardan bu yana çok zaman geçti. Coğrafi mesafeler internet ve yeni teknolojilerle aşılıyor. Pazarlar genişliyor, rakipler farklılaşıyor.
Bu paragrafı yazalı nerdeyse 10 yıl geçti. 1999’daki bir yazımın başından aldım koydum. Değişen hiç bir şey yok. Geçen hafta internetin yenilenen dünyasını ve web 2.0 kavramını anlatmaya elektronik sektöründeki büyük bir marka firmaya gittim. Firmanın yöneticileri ve müşterilerine interneti iş modellerinde nasıl daha etkin kullanacaklarını anlatacaktım. Sunum öncesinde bir kaç soruyla yeni ekonomi konularındaki ilgilerini öğrendim. Sonuç inanılmazdı. Gazeteler, mesajlama ve eposta arasına sıkışmış bir yönetici dinleyicisinden bahsediyoruz. Bugün bir çok yeni internet şirketi bu büyük holding yöneticilerinden randevu almak ve ilk sermaye yatırımı almak için çabalıyorlar. Bu devasa holdinglerle her toplantı beni büyülüyor. Şirketlerin CEO’ları ve genel müdürleri esasında bu yeni ekonomi kavramındaki fırsatı sürekli okuyorlar ve ilgileniyorlar ama hiç bir şey bilmiyorlar. Kulaktan dolma bilgilerle yaklaşıyorlar. Belki de bu sebeple girişimci kuşakla aralarında büyük bir uçurum oluşmuş durumda.
Gelin 2006 yılında twitter’i Türkiye’de kurmak için çabalayan bir Jack Dorsey düşünelim.
- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Ne blogging?
- Mikro blogging
- Nedir o bizim web sitemiz var.
- Bakın efendim bu bir web sitesi değil 140 karakterle internet kullanıcılarının kendilerini takip edenlere metin tabanlı içerikleri okumalarını sağlayan bir sistem
- Yok kardeşim bizim web sitemiz var, öğrenci bir arkadaş var o yapıyor
Ya da
- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Blogların bir web sitesinden farkı nedir ki? Siz neden bunu yapıyorsunuz ki?
- Mobil cihazların yaygınlaşmasıyla beraber internet kullanıcıları her yerden metin tabanlı paylaşım yapabilecekler
- Hmm akıllı çocuğa benziyorsun sen gel bizde çalış, dolgun maaş veririz.
Bir kısım şirketlerden toplantı için randevu alabileceğini bile düşünmüyorum twitter’in kurucusunun. Hele sektöründe öncü olan telekom oparatörleri kesin şöyle bir cevap yapıştırırlardı.
“Mobil gelirler üzerinden % 50 alırız bunun bir kısmı vergi vb gidiyor zaten geri kalan kısmın giderleri de düşünce sana % 5 gibi bir pay kalır. Biz işbirliği yaptığımız ortaklarımıza para kazandırıyoruz. Eğer kabul edersen sana okkalı bir sözleşme imzalatırız. Bir sorun olursa bizim bir yükümlülüğümüz olmasın. Ha bir de bu olayı sadece bizimle yapabilirsin. “Exclusive” lik olayı yani …”
Daha sonra twitter’in kurucusu Jack Dorsey adını bildiği fakat şirket içinde ne yaptığını bilmediği en az 10 kişiyle daha farklı 8 toplantıya girip, yapmak istediklerini tekrar baştan anlatıp karşısındaki yeni işe başlamış uzmanlara sistemini çalışacağını ikna etmekle geçecek en az 6 ayı bu büyük şirketle geçebilirdi. En son pazarlama bölümüyle yapacağı bir toplantıda
“Bizim yazılımcı arkadaşlarımız var, bunun daha iyisini yaparlar. Pazarlama bütçemiz çok büyük. Basın lansmanı için Ekim ayını düşünüyoruz, istersen gel gelir paylaşımı yapabiliriz.” cevabını duyabilirdi.
Bu yapılan toplantılardan genel müdürün haberi bile olmayabilir, haberi olsa iş modelini anlamayabilir veya milyar TL lik bilançoyla, 4-5 ülkede şirket alımlarıyla uğraşırken bu işe 5 dk fazla ayırmazdı. 2006 yılında üç sene sonra twitter fenomen olunca içerde neden biz bu tür projeleri kaçırıyoruz toplantıları yapılır. Şirket içi reorganizasyon planlanır. Herkes yeni iş modellerini hayata geçirecekmiş gibi yapıp, “bıldırcın” diye bir projeyi başlatabilirlerdi.
Şimdi geri dönelim ve bu pahalı takım elbiseli, kol düğmeli burunlarından kıl aldırmayan yöneticilere bir kaç noktayı hatırlatalım. Bilgi ekonomisinin kuralları sizin 1970’lerde yazılmış işletme kitaplarından farklılaştı. Zaman ve hız boyutları değişiyor. İş süreçleri arasındaki süre kısalıyor. İstekler eş zamanlı kaşılanabiliyor. Mekan ve mesafe boyutu değişiyor ve sosyal ağlarla kurulan bağlantılar sayesinde mekanın önemi azalıyor. Ekonomik değer somuttan soyuta doğru yön değiştiriyor ve en önemli katma değer elle tutulmayan hizmet ve bilgiyle yaratılıyor. Eski ekonomide az bulunan, daha değerliyken yeni ekonomide değer, az olan ile değil bol olanla yaratılıyor. Üretim faktörleri arasına yenileri ekleniyor, yaratılıcılık yetenek ve buluş da üretim faktörleri arasında yer alıyor.
Maalesef ülkemizde gelişmiş bir risk sermayesi piyasası oluşmadığı için yeni girişimcilerin çoğu şirketlerin kapısına fikirlerini hayata geçirmek ve ortalık yapmak üzere gidiyorlar. İş süreçleri yeni şirketleri desteklemeye göre düzenlenmediği için büyük şirketlerin koridorlarında bu girişimciler ya kayboluyorlar ya da işin sonunda firmaların çalışanları haline geliyorlar.
Yeni ekonominin kurallarına uygun olarak büyük holding şirketleri kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Son 30 – 40 yılın tekel gibi çalışan markaları internetle beraber rekabetin kabuk değiştirdiğini yakından görmeleri “işbirliği“ kavramının nalıncı keseri gibi sadece kendi çıkarlarına değil, kazan – kazan kuralı olduğunu anlamaları gerekiyor. “Bizim daha iyi elemanlarımız var biz bunun alasını yaparız. Markamız, paramız tüm malzemeler hazır seni ezer geçeriz. Bizim 1 milyon müşterimiz var hepsine eposta gönderirsek zaten sizin iş modelini yaparız bize ne katma değer sağlayacaksınız?” yaklaşımları yerine “Birlikte nasıl çalışabiliriz? Sizin bizden daha iyi bildiğiniz neler var bunları nasıl birleştirebiliriz?” diye sormaları gerekiyor. Büyük bir firmanın oluşturduğu birikimden daha fazlasını bir yeni şirketin sahip olabileceği, odaklandıkları taktirde işlerini büyük şirketlerden daha iyi yapabileceklerini anlayabilmeleri gerekiyor.
Dışardaki yeni şirketlerle işbirliğinin yanı sıra bu markaların çalışanlarına internetteki bir çok özelliği yasaklamasına hatta bir kısım şirketlerin erişimi engellemelerine anlam vermek mümkün değil. Bilgisayar ve oyun denilince ülkemizde ciddi olmayan istenmeyen bir hava yaratılır. Ciddi toplantılarda bilgisayar oyunlarından bahsedilmez, oyun oynayan sevilmez, küçümsenir. Oysa bu sektör dünya eğlence sektörünün lokomotifi olmuştur. Playstation, Wii, Xbox devasa şirketlerin ciddi sektörler içinde ürettikleri ürünlerdir. İnternet kokulacak veya yasaklanacak bir mecra değildir, çalışanları bu konuda daha çok eğitim verdikçe bu aracı daha verimli işleri için kullanacaklardır. Bu yasakları getiren şirket yöneticileri aslında kendileri internette boş zaman geçirdikleri için çalışanlarınında boşa zaman harcayacaklarını düşünerek bu yasaklamaları getirmektedirler. İşte yine geldik aynı yere değişen kurallar ve yeni ekonominin getirdiği kavramlar. Bu konuda kendini güncellemeyen kol düğmeli yöneticilere korkunun ecele faydası olmayacağını anlatmak gereklidir.
Sonra dönüp neden Türkiye’den dünya markası çıkmadığını soruyoruz. Ekonomik düzen tam bir yengeç sepeti. Bir şeyler yapmaya çalışan girişimcilere destek olunmadığı gibi bir kaç başarılı yeni şirketi hemen ayaklarından aşağı çekmek için bekleyen bir ortam var. Kendimiz kendimize engel olmazsak bu ülkeden internet sektöründe başarılı girişimler çıkmaması için hiç bir sebep yok. Kendimizi küçük görmeyip haftanın 7 günü çalışma temposuna hazır olup gelişmiş ülkelerdeki rakiplerimizi yakalamak için çalışırsak herşey elimizden gelir.
9 Responses (Add Your Comment)
-
-
bu güzel yazı için teşekkürler
Sadece üretici tarafa değil aynı zamanda yatırımcı tarafa da göndermeler yaparak uyanışın gerçekleşmesi için yaptıklarınız paha biçilemez bir değerdir.
-
Yazı tam anlamıyla Türkiye gerçeklerini yansıtıyor.
Mesela yazıyı okurken aklımda hemen “Doğan” grubunun internet girişimleri belirdi.Hepsinin hüsranla sonuçlandığını gördük.Ama ısrarla bu stratejiyi uygulamaya devam eden “Doğan” grubunuda. -
Sertaç Sürmeli December 30, 2009at 5:52 pm
Seth Godin Köfte Üstü Krem Şanti kitabında da bu konuyu detaylıca incelemiş. Okumanızı tavsiye ederim. Bu arada güzel yazı hocam elinize sağlık.
-
Harun KILIÇ December 30, 2009at 6:41 pm
Sevgili Burak,
Sanırım bürokrasi kültürü şekil değiştirmedikçe,yukardan aşşağıya çoğu şirketler,kapılarına gelen, ancak değerini göremedikleri parlak fikirleri tepmeye,dolayısıyla zamanı kaçırmaya mahkum görünüyorlar.
Bu kültürü değiştirme görevi, gelecekte yaşama fikrini hiç bırakmayacak olan girişimcinin boynunda görünüyor. Yazınız umarım birilerine şaplak olur. Sevgiler. -
2009′un son yazısı muhteşem olmuş ellerine sağlık Burak kardeşim…Bence bu yazıyı Tr’nin önde gelen tüm büyük holding yöneticilerine postala belki at gözlüklerini çıkarmalarını sağlıyabilirsin…İyi seneler mutlu yıllar …bol yatırmlı bir 2010 dilerim
-
Burak Bey yazıyı yeni gördüm; anafikir ve çıkarımlarınıza katılıyorum, elinize sağlık. Öte yandan 60 yaşındaki yöneticiler, ya da Twitter’ın Türkiye’de roadshow yapıp yatırım alamayacağı ama gelişmiş ülkelerde kolayca alacağı gibi örnekler dikkatimi çekti. Ülkenin en büyük 4-5 holdinginden ikisinde çalışmış, tepe yöneticileri tanımış birisi olarak aynı fikirde değilim.
O yaşta dünyadan habersiz yöneticiler varsa bu onların yerini alamayan orta yaşlı ve genç yöneticilerin suçudur, çünkü hissedarlar, şirket sahipleri (patronlar) yönetici değiştirmeye hiç de soğuk bakmazlar; gelsin iddialı, genç yönetici adayları, onlara ciddi sorumluluk verirler, ilerde genel müdür de yaparlar.
Ayrıca sadece biz İnternet, bilişim alanlarında mesai harcayanlar değil diğer sektörlerden de insanlar Türkiye’de kolay sermaye desteği bulamaz. Zaten ülkemizde sermaye birikimi yetersizken ölçülü risk almak gibi bir şey de pek söz konusu olmaz.
Ve bunlar biraz da eğitim sistemimizin sonucudur.
Son olarak; Türkiye’de artık 10 milyonun üstünde genç ve orta yaşlı İnternet kullanıcısı var. Bence İnternet projeleri için gerekli tüketici tabanı mevcut. Peki harika fikirler gerçekten hazır ve eksik olan sadece sermaye desteği mi?
Açıkçası Türk İnternet kullanıcısı tam anlamıyla İnternet hizmetleri tüketicisi değil. Asıl ihtiyacımız olan bu kullanıcıyı harekete geçirebilecek, yerel ihtiyaçlara cevap verebilen farklılıkta fikirler. Bir Facebook ya da Twitter’ın bir milyon kullanıcıya ulaşması için sermayeden önce başka şeyler gerekiyordu diye düşünüyorum…Yine de genel durum tabii yazınızda dediğiniz gibi. Bu ülkede sermayenin risk alma eğilimi çok düşük ve bu tüm fikir sahiplerini oldukça olumsuz etkiliyor.
-
Tunç Yalgın January 3, 2010at 11:30 pm
Çok güzel bir yazı.
İnternet projeleriniz için büyük kuruluşlar ile masaya oturduysanız, yazılanların ne kadar doğru olduğunu çok daha iyi anlarsınız.
Benim gördüğüm kadarıyla bunun esas sebebi ülkemiz özel sektörünün sermaye sorunu. Yani kayda değer sermaye birikimi daha yeni yeni (15-20 yıldır) oluşmaya başlıyor ve kurumlar bu kaynağı nasıl değerlendireceklerini tam kestiremiyorlar. Ar-Ge için ayırılan kaynağın azlığı da aynı sebepten kaynaklanıyor.
Zaman içinde sermaye belirli boyutlara ulaşınca, kuruluşlar ister istemez yatırım yapmayı öğrenecekler. Bu noktada da yatırım alternatiflerinin biri de yeni teknolojiler olacak.
Yani sadece kafaların değişmesi yeterli değil. Ortaya koyulabilecek bir finansal kaynak da lazım ve bu (nispeten) yeni yeni oluşuyor.
-
ersen aşkın January 10, 2010at 4:36 am
malesef yazıya tamamen katılamıyorum. hantal ve samimiyetten uzaklaşmış yönetimlerin zararlarını kabul etmekle beraber, henüz doğmamış twitter’ ın fikriyle gelen girişimciye gerekli alakanın gösterilmeyecek olmasını çok yadırgamıyorum. bu eleştiri, futbol maçlarından “sonra” yapılan eleştirilerden çok farklı olmaz. en az fikir kadar önemli olan, uygulama ve marka konumlandırması adımlarının bu kadar iyi atılacağını bence hiç kimse tahmin edemezdi, hatta Jack Dorsey bile. tarih boyunca bir çok mucidinde sefalet içinde yaşaması ve buluşlarını çok zor şartlarda gerçekleştirmesinin asıl sebebi budur, daha önceden kestirilemeyecek olması.
Sevgili Burak,
Butun bu yasadıklarımızda yanımızda yer alıp bize her adımda eslik ederek inanılmaz bir destek veriyorsun. Senin yazılarını okumak hem buyuk bir keyif hem de muthis bir destek bizim gibi girisimciler icin. Ayrıca seninle beraber calısmak da buyuk bir sans tum etohum girisimleri icin.
Girisimci olmak oldukca heyecan verici ama bir o kadar da zor ve yorucu bir macera, gozumuzu karartıp atıldıgımız. Bahsettiğin olumsuzluklar bu maceraya atılan herkesi kapsıyor eminim. Turkiyede girisimci olmayı sectigimize gore durumu kabul edip buna gore hareket etmekten baska sansımız yok. Urettigimiz projeleri icinde bulundugumuz sartlara uyarlamamız gerek. Bu durumda Turkiye’den Twitter, Youtube, Skype ya da Facebook cıkma ihtimalini de iyice azaltmıs oluyoruz. Tabi aramızdan birileri bu durumu degistirebilecek mevkilere gelmedigi veya etki etmedigi surece…