Posts Tagged ‘bıldırcın’

“Bıldırcın” neden başarılı olamaz?

Bundan tam bir sene önce Kod adı Bıldırcın diye bir yazı yazmıştım. Büyük şirketlerin tutumlarını biraz eleştiren içeriği vardı. Sermayece büyük telekom şirketleri İnternet’in bu yeni kurallarını çözemediklerinden bahsetmiştim. Aradan tam bir sene geçti yazı vakti geldi diye düşündüm.

Son bir yıl içinde yurtdışında özellikle Silikon Vadisinde inanılmaz gelişmeler oldu. Tüm dünyada ekonomik kriz yaşanırken internet şirketleri çok popüler ve değerleri hızla artıyor. Bu gelişmeleri tüm herkes olduğu gibi holdingler, telekom şirketleri ve sermayeleri nispeten büyük fakat yeni ekonomiyi dergilerden okuyan, fuarlardan takip eden şirketler birşeyleri kaçırdıklarının farkındalar. Hiç bir şey yapamıyorlar.

Müşterileri milyonları bulan ana işleri ses ve veri taşımak olan telekom operatörleri, medya ve sanayi devleri, facebook’un, twitter’in, foursquare’in milyonlarca veya milyarca dolar değere nasıl ulaştığının matematiğini çözmeye aynısını kopyalamaya bir başka deyişle klonlamaya çalışıyorlar.

Milyonlarca müşterisi olanlar bu müşterilere çapraz satış yapmaya çalışıyorlar. Ellerinde bu veritabanı olduğu için utanmasalar yakında iç çamaşırı bile satmaya çalışacaklar. Ticari olarak hiç kuralları yok. Küçük büyük rakip diye bakmıyorlar. Çalışanların zaten öyle bir kaygısı yok, yeni girişimcilerle aylarca konuşup sonra kendileri iş modelini uygulamalarını etik olarak görüyorlar. Zaten bu çalışanlar uzun süreler şirketlerde kalmadıkları için bu yapılanlar kurumsal hafızadan silinip gidiyor. Bir başarısızlık olduğunda geçmiş genel müdürün hanesinde kalıyor bu işler. O sebeple her bir dala yaprak konduruyorlar. Dergilerde okudukları araştırmalarda gördükleri her işe atlıyorlar, bunu şirketlerinin sözde başarısı için yapıyorlar. Tüm bu süreçte girişimcilerin kendilerine rakip olmadıklarını düşünüyorlar, toplantılarda ise onlarla işbirliğinden dem vuruyorlar.

Küçük girişimciler ise büyük bir şirketle işbirliği veya onları müşterisi haline getirerek büyük bir referans yazmak için takla atmadıkları kalıyor. Bu şirketlere hiç bir şey diyemem. Haklılar. Karşılarındaki şirketlerin etik davranacaklarını düşünüyorlar. İş fikirlerini çalmayacaklarını zaten o şirketlerin pazarı oluşturduğunu, yaptıkları işlerle yeni bir alana girmeyeceklerini düşünüyorlar. Sonuçta bakıyorsunuz aynı fikirler rakip uygulamalar, siteler geliştirilmiş. Bu büyük şirketler bir ekonomik sistem, pazar yeri ve iş ortakları oluşturacakları yerde, tüm işbirliği yaptıkları şirketlere rakip olmaya başlıyorlar. Uzun vadede pazar bunu unutmayacaktır. Onların kurumsal hafızası bilançolarında bunları hatırlamayacak bile olsa, piyasadaki oyuncular bu GSM, telekom ve holdingleri her zaman hatırlayacaklardır.

Yeni başlayan girişimler için veya yol almış orta büyüklükteki bağımsız girişimler için söylüyorum. Hiç korkmayın bu yapılan projelerin hiç birisi başarılı olamayacaktır. Neden mi?

1. Akşamları yatağına bu girişimle giren hiç bir profeyonel çalışan yoktur.
2. Sitesi veya mobil uygulaması çöktüğünde karnına kramplar giren bir özel sektör memuru yoktur
3. Cumartesi – Pazar, bayram, tatil demeden işini geliştirmeyi düşünen holding çalışanları olmaz
4. Sitesindeki tüm metinleri noktasından virgülüne kadar bilen bir genel müdür görmedim
5. Parasını bu girişimin başarısından dolayı kazanan maaş sistemi yoktur. Primler bu girişimin ne kadar çok şirket içinde duyulduğuna, plaza asansörlerinde, toplantı odasında ne kadar çok tarşılıdığına göre verilir.
6. Kaynaklarını verimsiz kullanırlar, çünkü çok paraları vardır. Yüzbinlerce dolar harcayıp reklam filmi çektirirler en iyi aktörleri oynatırlar. Hep bunlar toplantı odası sohbetleri içindir.
7. Yaptıkları işlerin sahipleri yoktur.
8. Trend nereye giderse rüzgar nerden eserse oraya doğru yol alırlar. Süreklilikleri yoktur, bir kıvılcım gibi birden parlar sonradan sönerler.
9. İşini nasıl geliştireceğini değil işte nasıl kıdem alacağını düşünürler.
10. Yürekleri yoktur, işe başlarını koymazlar.

Dolayısıyla “kod adı bıldırcın” çalışmaz başarılı olmaz. Bu büyük sermayeli şirketlere önerim;
1. Samimi olarak şirketlere kazanacakları ekonomik bir pazar oluşturun,
2. Sadece raporlarınıza yazmak için değil gönülden iş ortaklarınız olsun,
3. İş ortaklarınızı arkadan vurmayın onlara rakip olamayın,
4. Tüm işlerinizde etik davranın, arkalarından konuşmayın,
5. Asıl işinize odaklanın.

Bu yazıyı gelecek senede bir defa daha güncellemeyi düşünüyorum. Bu büyük karteller değişene kadar yazarım herhalde.

Kod adı “Bıldırcın”

Bugün medyanın ekonomi sayfalarında boy boy yer alan büyük şirketlerin yöneticilerinin 1950 – 60 kuşağı olduğunu düşünürsek, mezun oldukları üniversitelerde okudukları işletme ve ekonomi kitapları 1970’li yıllarda hatta bir kısmı 1960’larda yazılmıştı. Eğer kendilerini sürekli yenilememişlerse şu anda endüstri devriminin yığın üretim kuralları üstüne stratejiler geliştiriyor olmalılar. Kıt kaynaklar, altın, petrol ve üretimin ana başlıklar olduğu yıllardan bu yana çok zaman geçti. Coğrafi mesafeler internet ve yeni teknolojilerle aşılıyor. Pazarlar genişliyor, rakipler farklılaşıyor.

Bu paragrafı yazalı nerdeyse 10 yıl geçti. 1999’daki bir yazımın başından aldım koydum. Değişen hiç bir şey yok. Geçen hafta internetin yenilenen dünyasını ve web 2.0 kavramını anlatmaya elektronik sektöründeki büyük bir marka firmaya gittim. Firmanın yöneticileri ve müşterilerine interneti iş modellerinde nasıl daha etkin kullanacaklarını anlatacaktım. Sunum öncesinde bir kaç soruyla yeni ekonomi konularındaki ilgilerini öğrendim. Sonuç inanılmazdı. Gazeteler, mesajlama ve eposta arasına sıkışmış bir yönetici dinleyicisinden bahsediyoruz. Bugün bir çok yeni internet şirketi bu büyük holding yöneticilerinden randevu almak ve ilk sermaye yatırımı almak için çabalıyorlar. Bu devasa holdinglerle her toplantı beni büyülüyor. Şirketlerin CEO’ları ve genel müdürleri esasında bu yeni ekonomi kavramındaki fırsatı sürekli okuyorlar ve ilgileniyorlar ama hiç bir şey bilmiyorlar. Kulaktan dolma bilgilerle yaklaşıyorlar. Belki de bu sebeple girişimci kuşakla aralarında büyük bir uçurum oluşmuş durumda.

Gelin 2006 yılında twitter’i Türkiye’de kurmak için çabalayan bir Jack Dorsey düşünelim.

- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Ne blogging?
- Mikro blogging
- Nedir o bizim web sitemiz var.
- Bakın efendim bu bir web sitesi değil 140 karakterle internet kullanıcılarının kendilerini takip edenlere metin tabanlı içerikleri okumalarını sağlayan bir sistem
- Yok kardeşim bizim web sitemiz var, öğrenci bir arkadaş var o yapıyor

Ya da

- Sosyal bir network ve mikro blog sistemi kurmayı düşünüyorum.
- Blogların bir web sitesinden farkı nedir ki? Siz neden bunu yapıyorsunuz ki?
- Mobil cihazların yaygınlaşmasıyla beraber internet kullanıcıları her yerden metin tabanlı paylaşım yapabilecekler
- Hmm akıllı çocuğa benziyorsun sen gel bizde çalış, dolgun maaş veririz.

Bir kısım şirketlerden toplantı için randevu alabileceğini bile düşünmüyorum twitter’in kurucusunun. Hele sektöründe öncü olan telekom oparatörleri kesin şöyle bir cevap yapıştırırlardı.

“Mobil gelirler üzerinden % 50 alırız bunun bir kısmı vergi vb gidiyor zaten geri kalan kısmın giderleri de düşünce sana % 5 gibi bir pay kalır. Biz işbirliği yaptığımız ortaklarımıza para kazandırıyoruz. Eğer kabul edersen sana okkalı bir sözleşme imzalatırız. Bir sorun olursa bizim bir yükümlülüğümüz olmasın. Ha bir de bu olayı sadece bizimle yapabilirsin. “Exclusive” lik olayı yani …”

Daha sonra twitter’in kurucusu Jack Dorsey adını bildiği fakat şirket içinde ne yaptığını bilmediği en az 10 kişiyle daha farklı 8 toplantıya girip, yapmak istediklerini tekrar baştan anlatıp karşısındaki yeni işe başlamış uzmanlara sistemini çalışacağını ikna etmekle geçecek en az 6 ayı bu büyük şirketle geçebilirdi. En son pazarlama bölümüyle yapacağı bir toplantıda

“Bizim yazılımcı arkadaşlarımız var, bunun daha iyisini yaparlar. Pazarlama bütçemiz çok büyük. Basın lansmanı için Ekim ayını düşünüyoruz, istersen gel gelir paylaşımı yapabiliriz.” cevabını duyabilirdi.

Bu yapılan toplantılardan genel müdürün haberi bile olmayabilir, haberi olsa iş modelini anlamayabilir veya milyar TL lik bilançoyla, 4-5 ülkede şirket alımlarıyla uğraşırken bu işe 5 dk fazla ayırmazdı. 2006 yılında üç sene sonra twitter fenomen olunca içerde neden biz bu tür projeleri kaçırıyoruz toplantıları yapılır. Şirket içi reorganizasyon planlanır. Herkes yeni iş modellerini hayata geçirecekmiş gibi yapıp, “bıldırcın” diye bir projeyi başlatabilirlerdi.

Şimdi geri dönelim ve bu pahalı takım elbiseli, kol düğmeli burunlarından kıl aldırmayan yöneticilere bir kaç noktayı hatırlatalım. Bilgi ekonomisinin kuralları sizin 1970’lerde yazılmış işletme kitaplarından farklılaştı. Zaman ve hız boyutları değişiyor. İş süreçleri arasındaki süre kısalıyor. İstekler eş zamanlı kaşılanabiliyor. Mekan ve mesafe boyutu değişiyor ve sosyal ağlarla kurulan bağlantılar sayesinde mekanın önemi azalıyor. Ekonomik değer somuttan soyuta doğru yön değiştiriyor ve en önemli katma değer elle tutulmayan hizmet ve bilgiyle yaratılıyor. Eski ekonomide az bulunan, daha değerliyken yeni ekonomide değer, az olan ile değil bol olanla yaratılıyor. Üretim faktörleri arasına yenileri ekleniyor, yaratılıcılık yetenek ve buluş da üretim faktörleri arasında yer alıyor.

Maalesef ülkemizde gelişmiş bir risk sermayesi piyasası oluşmadığı için yeni girişimcilerin çoğu şirketlerin kapısına fikirlerini hayata geçirmek ve ortalık yapmak üzere gidiyorlar. İş süreçleri yeni şirketleri desteklemeye göre düzenlenmediği için büyük şirketlerin koridorlarında bu girişimciler ya kayboluyorlar ya da işin sonunda firmaların çalışanları haline geliyorlar.

Yeni ekonominin kurallarına uygun olarak büyük holding şirketleri kendilerini yenilemeleri gerekiyor. Son 30 – 40 yılın tekel gibi çalışan markaları internetle beraber rekabetin kabuk değiştirdiğini yakından görmeleri “işbirliği“ kavramının nalıncı keseri gibi sadece kendi çıkarlarına değil, kazan – kazan kuralı olduğunu anlamaları gerekiyor. “Bizim daha iyi elemanlarımız var biz bunun alasını yaparız. Markamız, paramız tüm malzemeler hazır seni ezer geçeriz. Bizim 1 milyon müşterimiz var hepsine eposta gönderirsek zaten sizin iş modelini yaparız bize ne katma değer sağlayacaksınız?” yaklaşımları yerine “Birlikte nasıl çalışabiliriz? Sizin bizden daha iyi bildiğiniz neler var bunları nasıl birleştirebiliriz?” diye sormaları gerekiyor. Büyük bir firmanın oluşturduğu birikimden daha fazlasını bir yeni şirketin sahip olabileceği, odaklandıkları taktirde işlerini büyük şirketlerden daha iyi yapabileceklerini anlayabilmeleri gerekiyor.

Dışardaki yeni şirketlerle işbirliğinin yanı sıra bu markaların çalışanlarına internetteki bir çok özelliği yasaklamasına hatta bir kısım şirketlerin erişimi engellemelerine anlam vermek mümkün değil. Bilgisayar ve oyun denilince ülkemizde ciddi olmayan istenmeyen bir hava yaratılır. Ciddi toplantılarda bilgisayar oyunlarından bahsedilmez, oyun oynayan sevilmez, küçümsenir. Oysa bu sektör dünya eğlence sektörünün lokomotifi olmuştur. Playstation, Wii, Xbox devasa şirketlerin ciddi sektörler içinde ürettikleri ürünlerdir. İnternet kokulacak veya yasaklanacak bir mecra değildir, çalışanları bu konuda daha çok eğitim verdikçe bu aracı daha verimli işleri için kullanacaklardır. Bu yasakları getiren şirket yöneticileri aslında kendileri internette boş zaman geçirdikleri için çalışanlarınında boşa zaman harcayacaklarını düşünerek bu yasaklamaları getirmektedirler. İşte yine geldik aynı yere değişen kurallar ve yeni ekonominin getirdiği kavramlar. Bu konuda kendini güncellemeyen kol düğmeli yöneticilere korkunun ecele faydası olmayacağını anlatmak gereklidir.

Sonra dönüp neden Türkiye’den dünya markası çıkmadığını soruyoruz. Ekonomik düzen tam bir yengeç sepeti. Bir şeyler yapmaya çalışan girişimcilere destek olunmadığı gibi bir kaç başarılı yeni şirketi hemen ayaklarından aşağı çekmek için bekleyen bir ortam var. Kendimiz kendimize engel olmazsak bu ülkeden internet sektöründe başarılı girişimler çıkmaması için hiç bir sebep yok. Kendimizi küçük görmeyip haftanın 7 günü çalışma temposuna hazır olup gelişmiş ülkelerdeki rakiplerimizi yakalamak için çalışırsak herşey elimizden gelir.