Posts Tagged ‘internet’

Kapasitesini doldurmuş bir otelin var, yeni bir odayı nasıl satarsın?

İnternet’le ilk defa Sokullu Paşa otelindeyken tanışıyor. Uluslar arası otel zincir yönetim sistemlerini orada öğreniyor. 1998’de kendi oteli Ambassador’da İnterneti ve ağları çok iyi kullanıyor. Normalin üzerinde rezervasyon almaya başlıyorlar. Otel işletmeciliği sırasında İnterneti daha yakından keşfediyor. Kendi orta ölçekteki otelini doldurduğunu bildiği için aslında diğer orta ve küçük ölçekteki otelleri de aynı yöntemle doldurabileceğini düşünüyor. Bu ölçekteki otellerin ana sorununun satış ve pazarlama olduğu çok iyi belirliyor. Ambassador’un odaları dolu olunca ve kısa sürede yeni otel açamayacağını bildiği için otellerin satış ve pazarlamasını bir çatı altında buluşturacak “All Star Hotels” iş modelini başlatmaya karar veriyor. Turizm bakanlığında çalışan bir arkadaşını bu işin başına geçmesi için ikna ediyor, arkadaşı Ercüment bu işin başına geçiyor. 1999’dan itibaren aile otelleri, küçük ve orta ölçekteki otelleri bu zincirin içine almaya başlıyorlar. 50 ye yakın oteli “All Star Hotels” zinciri içine ekliyorlar. Böylece kendi kapasiteleri dışında da büyük bir kapasiteye sahip oluyorlar. Bir otelden 50 otele kısa sürede bu modeller kapasite arttırabiliyorlar.

Üniversiteyi niçin terk edersin?

Lise yılları Alanya’da otellerde kışın Bingöl’de geçiyor. Lise bittiğinde İstanbul’a geliyor. Alanya’da çalıştığı zincirin İstanbul’daki otelinde çalışmaya başlıyor. Bu sırada Konya Selçuk Üniversitesi İngiliz Edebiyatı – İngilizce öğretmenliği bölümünü kazanıyor. Çalışmaya devam edemeden Konya’ya gidiyor. Orada üniversite okuma hayali ile kaydoluyor, hatta Konya Selçuk otelinde de iş buluyor. Hem okumak hem de çalışmak istiyor çünkü ailesinden maddi anlamda çok büyük bir destek alamayacağını biliyor. Tüm yaşamını liseden itibaren kendisi idame ettirmeye başlıyor. Hem üniversite hem okul ve beklide yeni bir şehir Konya’da çok uzun süre kalamıyor. Hayatının önemli kararlarından birini veriyor. 2 ay sonra üniversiteyi ve Konya’yı bırakıyor. Belki bir sonraki sene girmeyi ve İstanbul’da bir üniversiteyi kazanmak var. Belki Konya İstanbul’un yaşantısını gördükten sonra biraz farklı geliyor. Ama Metin hayatın çatallarından birisini seçiyor. Üniversiteyi bırakıp tekrar İstanbul’a otelde çalışmaya dönüyor. Bu süre içinde tüm harcamalarını biriktirdikleri ve çalıştıklarından karşılıyor. Bingöl’deki ailesi mütevazi bir gelire sahip. Dışardan bakıldığında zor zamanlar.

Ey internet girişimcisi bir düşün: “Kız istemeye gittiğinizde baban ne iş yaptığını nasıl anlatacak?”

Hava sıcaktı, insan durduğu yerde yapış yapış oluyordu. Yürümeye devam etti, asfalt ortamı daha da sıcaklaştırıyordu. Işıklarda bekleyen arabaların oluşturduğu trafik stresi iyice arttırıyordu. Saatine baktı, 2-3 dk önce gelmişti toplantısına. Kapısında iş merkezi yazan yerden girdi, güvenlik yazan yüksek masaya yaklaştı, kimliğini verdi, kiminle görüşeceğini söyledi. Mavi gömlekli omuzlarında kartal amblemi olan genç beyaz plastik bir kart verdi. Yan tarafları açık olan turnikelerden geçti. Üstündeki bozuk kırmızı ışıkların katları gösterdiği asansörlerin önünde beklemeye başladı. Sırtında ince ince ter damlalarının aktığını hisseti. Yanında bekleyen birkaç kişi daha vardı.

Ne iş yaptığınızı anlatamadığınız durumlar oluyor mu? Peki, aileniz sizin neyle uğraştığınızı anlıyorlar mı? Arkadaşlarınıza bile bunları anlatırken zorlanıyor musunuz?

- Nasıl yani, internet sitesi mi yapıyorsunuz?
- Bilgisayar malzemesi mi satıyorsunuz?
- Hah bak sen dedin aklıma geldi, geçenlerde yeni bir bilgisayar aldık XP’ye girdim ama yazıcıyı tanıtamadık, sen bilirsin…
- Yaa, aa bak bir arkadaşımda internet’le uğraşıyor onlarda site felan yapıyorlarmış.
- Nasıl oluyor bu iş, para var mı?
- Neyle geçiniyorsun şimdi?
- İnsanlar internet’te neden böyle bir şey yapsın abi?

Sorunlardan ilki yakın çevrenize iş modelinizi anlatmaktaki sıkıntıdır. “İnternet” konusu hala muammayken siz onun üzerinde bir işler yapıyorsanız veya yapmaya çalışıyorsanız gelişmiş bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. İnternet dünyasının insanlarına yaptıklarınızı anlatmak ve inandırmanın yanı sıra “internet” kelimesini sadece gazete ve televizyonda duymuş yakın çevrenize geleceğe yönelik açıklamalarda bulunmak zorunda bulursunuz kendinizi.

İnternet camiası, özellikle Türkiye’de, eleştiri konusunda eli boldur. Bir şey yapmaya kalkışırsanız sizi yerden yere vururlar. Olayın negatif yönlerini çuval çuval önünüze dökerler. İnsanda ne şevk ne istek bırakırlar. Onları ikna etmek çok güçtür. Önünde klavyesi olan, fikri olduğunu düşünen, olaylara kapalı pencerelerden bakan, kendini guru sanan hotmail, msn, online gazete müdevami birçok internet gezgini sizin fikriniz üzerine martaval okumaya başlarlar. Ciddi eleştiriler olsa size gerçekten fikir verse, dünyadaki birçok örneği inceleyip sizin yaptıklarınızla kıyaslasalar ve katma değer sağlasalar eyvallah. Durum genellikle böyle olmaz, maça hep 1-0 bazı durumlarda 2-0 yenik başlarsınız. Maçın bu dakikalarındaki umutsuzluk daha başlangıçtır. 8’e kadar yolu vardır bu eleme gruplarındaki sonuçların. Dikkatli olacaksınız. Bazen kulaklarınızı hem seyircilere hem de rakiplerinize tıkayacaksınız.

Bugün Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Ayşe Arman’nın Bodrum’lu ayakkabı ustası Ali Güven’le yapmış olduğu röportajda ilkokul terk olan bu ustanın bir sözü dikkatimi çekti.

“Yaptığım sandaletleri yurt dışından meşhur insanlar gördü, onlar beğendi, ayağına giydi. Kimi kendi kalkıp gelmişti, kimi rahmetli Ahmet Ertegün’ün misafiri. Ben tabii bilmiyorum Mick Jagger kim, Donna Karan, Bette Midler kim? Bunlar benim sandaletlerden birer ikişer aldı. Herkes bana soruyor: “Sen biliyor musun bu insanlar kim?” “Ben ne bileyim kardeşim” diyorum, “Ben hayatta sadece sandalet yapmayı biliyorum, onu da yapabileceğim en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum o kadar.”

Siz de sadece en iyi sandaletinizi yapın.

İnternet camiası daha başlangıçtır, hadi onlarla aynı dili konuşuyorsunuz, onlara anlayacakları dilden cevaplar verebilirsiniz. Peki ya bu internet gezegeninin dışındaki dünyalarda yaşayanlara ne cevaplar vereceksiniz. Düşünsenize Mars’ın adını sadece gazetelerden okuyoruz, bir de orada “çok uzaktan kumandalı” bir aracımız var, Mars üzerindeki iş modelleri hakkında buradan martaval okuyoruz. Durumun kısa özeti budur. “İnternet ve site” kelimelerinin ilerisine geçmemiş, site denilince de göze hoş gelen, atlayan zıplayan bir şeyler düşünen bir kitleye ne yaptığınızı anlatacaksınız. Çenesi düşük bir taksi şoförüne ne yaptığınızı anlatma başarısını gösterebilirseniz bu testin belki bir seviyesini geçebilirsiniz. Sonra arkadaş toplantılarında sıra size geldiğinde sizin kaç holding kuruduğunuzu dinlemeyi bekleyen gözlere dönüp tek tek yaratıcı internet fikrinizi anlatın. Size nasıl bakacaklarını bir düşünün. Bir de bu bilgi ve fikir seviyeleriyle sizi sorgulamalarına izin verin. Ne acı yemekli toplantıdır bu değil mi? Bu arkadaşlarınız başarıyı sadece gazetelerin Pazar günü eklerine çıktığınızda olduğunu düşünürler. Yani ölçüt sizin matbaa iş modelinin uzantısı olan gazetede çıkıp çıkmamanıza bağlıdır. O bakımdan onları pek önemsemeyin. İnternet dünyasının protest çocuklarının bile sizi yerden yere vurmaları daha değerlidir.

Arkadaşlar ve internet dünyası iyi hoş da, ailenize, sevgilinize, eşinize, kayınvalidenize onların akrabalarına nasıl anlatacaksınız yaptığınız işi. Kızı istemeye gidince nasıl dolduracaksınız formun “işiniz” yazan satırını. Kendinizi böyle bir ortamda düşünün ve internet üzerinde ne yaptığınızı ayna karşısında bir anlatın. Uzun olmasın, karışık olmasın ilkokul çocuğu bile anlasın. Bu sıcak ortamda kahvenizi yudumlarken kendinizden ne kadar emin olabileceksiniz, nasıl başaracaksınız bu sunumu. Bu sunum yatırımcılar önündeki sunumun yanında solda sıfır kalır. Düşünsenize ne iş yapar oğlumuz;

- “İnternet üzerinde video siteleri var amcası” ya da daha da gelişmiş bir iş modeli olsun
- “İnternet üzerinde sosyal imleme sitesi var bununla para kazanıyorlar” veya
- “Oğlumuz internet üzerinde alan adları sektöründe doğrudan yönlendirme yapan bir iş model üzerinde çalışıyor”
- “Oğlumuzun şirketi advertorial flash oyunlar yazıyor”

Asansörü beklerken alnından terlerinde aktığını hissetti. Gömleğinin koltuk altıda kesin ter olmuştu. Toplantı odasında klima varsa 5 dakikada rahatlayacağını düşündü. Bu asansörleri hangi mantıkla nasıl ayarlıyorlar anlamıyordu. 3 tane asansör vardı, bina toplam 15 katlıydı. 7 dakikaya yakın bir süredir bu giriş kapısında kırmızı led ışıklara bakıp duruyorlardı. Bekleyenler artmıştı, herkes hangi asansörün önce geleceğini tahmin etmek üzere bir o kapıya bir bu kapıya yönleniyordu. Bu oyunu kazanan asansöre ilk binme hakkını kazanıyordu. Yanlış bir tercih yapıp yanlış kapıya yanaşırsanız, asansör dolduğunda birilerinden içeri yanaşmalarını istemek ne kadar zordur. İşte sonuncuda bu cezaya tabi oluyordu. Bu asansörleri ayarlayan firmaya belli bir süre sevgi dileklerini gönderdikten sonra bir mekik üsse yanaştı. Bir hareketlenme oldu, bayanlara öncelik verilmedi. İş dünyası işte bu kadar sertti. Onlar güzellikleriyle öne geçme girişimlerinde bulunurlarsa işte olacağı buydu. Vahşi dünyanın gerçeği, kim iyi tahmin ettiyse o ilk bindi asansöre. 5 kişinin rahatlıkla bindiği bu küçük odaya 8 kişi bindi. Terli eliyle 7’ye dokundu, son binen gencin 2’ye bastığını görmek epey sıkıcıydı, minibüs iş modelini bulan güzel ülkemin girişimcileri asansörde ilk 3 kata asansörle çıkılmayacağı gerçeğini es geçiyorlar diye düşündü.

Aklınıza ilk fikir geldiğinde anne ve babanıza iş modelinizi anlatmayı deneyin. Başarırsanız çok önemli bir adımı geçmiş olabilirsiniz. Yoksa sizin büyük bir ofisiniz ve iyi bir arabanız olana kadar “bu işlerle uğraşma git bir yerde işe gir” plağını sürekli dünlersiniz. O bakımdan bir internet girişimcisinin önünde iş planın dışında aşması gereken çok engel vardır. İş modeli, iş planı içinde aşılması gereken adımlar hava civa kalır. Kardeşiniz, ağabeyiniz bu işlere yakın olabileceği için onların desteği aile içinde önemlidir. Onları doğru yerden yakalarsanız maç içinde dinlenme ihtiyacı duyduğunuzda bu güvenli limana sığınabilirsiniz. Bazen kardeşler sizin sermayenizi karşılıyor olabilirler.

Yazının ucunu kaçırdım ama şimdi tekrar aklıma geldi. Türkiye’de güzel bir iş yapmaya çalışan kim varsa eleştirilir. Arkasından söylenmedik kalmaz. Hatta internet üzerinde de anonim isimlerle yapmaya çalıştığı işin ne kadar basit olduğu bu işin nasıl olmayacağı yönünde birçok yazı yazılır. Bir işin olmaması için binlerce sebep olabilir bunlar zaten iş modeli, iş planı yapılırken büyük olasılıkla düşünülmüştür. Yumuşak karna yumruk atmak, belden aşağıya vurmaktan başka bir şey değildir bu, mertlik değildir. Gerçekten bir eleştiri yazısı yazacaksa bu “sözde internet guruları” bu internet girişimcilerinin yapıcı eleştiriye yani sorunu tespit eden sonrada öneri veren kişilere ihtiyaç var. Yoksa “bu iş olmaz” “bu şu modelin kopyası” diyen basitleştirilmiş cümleler kimseye bir şey kazandırmaz.

Ne zaman başarılı olursunuz, işte şakşakçılarınız o zaman artmaya başlar. Ne zaman bir gazeteye haber olursunuz, kıskanılmaya başlanırsınız. Evet, maalesef dünya bu dünyadır. Acı biberden daha çok yanabilir diliniz. İnternet girişimi yapmak bu kadar zordur. Yoksa iş planı, iş modeli, yatırımcı, sunucu, yazılımcı sorunlarını halletmesi kolaydır.

Konuları bir toparlayayım;
1. Bir fikriniz var yeni bir şirket kurmak istiyorsunuz herkesin sizi anlamasını beklemeyin, doğru kişilerden doğru yapıcı fikirler, eleştiriler alın. Diğerlerine kulaklarınızı tıkayın.
2. Herkesin ne yaptığınızı anlamasını beklemeyin, işinizin basit bir tanımını yapın, karşınızdaki kişiye özel olarak bu hazır anlatımlarınızı kullanın.
3. En iyi sandaleti yapmak için uğraşın. İşinize odaklanın.

* Not: Diyeceksiniz ki yazı içindeki Tarantino hikayesi ne iştir? Bekleyin, biraz sabır, onu da bir yerlere bağlayacağım. Bir de yazıda gördüğünüz dilbilgisi hatalarını lütfen yönetime bildiriniz.

İstemek yetmez şiddetle arzulamanız gerekli

Size bu durumlar için fikriniz sorulsa ne cevaplar verirdiniz?

Boğaziçi üniversitesini bitirmişsiniz, Amerika’da çalışmışsınız, ülkenize geri dönüyorsunuz. Yeni bir yazılım şirketi kuruyorsunuz ve ilk sermayeniz olmadığı için kiranızı ödeyemiyorsunuz. Ev sahibinize ne derdiniz? Bu durumu yakın çevrenize ailenize nasıl açıklardınız?

Yıldız Üniversitesi Makine mühendisliğinde okuyorsunuz. Aile dükkânında babanıza yardım etmek istiyorsunuz. Satılması için aldığınız saatler elde kalınca bunları nasıl satardınız. Saat sektörü konusunda tek bir bilginiz yok, yazılım bilmiyorsunuz, bilgisayardan anlamıyorsunuz, ne yapardınız?

Aralarında tek bilgisayar mühendisi olmayan 6 kişilik küçük bir şirket, Ankara’da bir apartmanın giriş katında 2000 li yılların başında kuruluyor. İnternet şirketi olarak kurulan bu bir grup genç uluslar arası freeinfosearch.com bir site açıyorlar. Amaçları internet üzerinde yeni iş modelleriyle büyümek, bu şirkete yatırım yapar mıydınız?

2000 li yılların başında apartman dairesi ofislerinde internet bağlantısı kesildiği için Telekom yetkilileri ile tartışan. Küçük internet şirketlerinin siparişlerini alamadığı için sokakta çukurun başında neden habersizce internetin kesildiğini ve ne zaman geleceğini soran gence ne derdiniz?

Hikâyeler bu şekilde uzayıp gidiyor. Hayatlarından bir kesimi alıp ortaya koyarsanız nerdeyse tüm girişimcilerin yaşadığı zor günler unutulmaz hatıralar bırakıyor. Dışardan bakan gözlerin çoğu bu girişimcilere farklı gözle bakıyorlar. Hele Türkiye’de yeni girişimini yapan gençler daha fazla zorlanıyorlar.

Eğitim yaşamı bize uzun yıllarca birikmiş bilgileri daha önce belirlenen biçimlerde vermek üzere planlanıyor. Bu süreç içinde kurallara uyarsanız çok başarılı öğrenciler olabilirsiniz. Çok daha düzgün uyarsanız potansiyelinizde varsa birincilikler alabilirsiniz. Eğitim yaşamı bir gencin yaşamının en önemli yıllarını alıyor. Bu sırada sizden beklentileri çevreniz belirliyor. Aile, arkadaş çevresi, size bilerek ve bilmeyerek baskı uygulamaya başlıyor. İyi bir eğitim aldıysanız mezun olduktan sonra sizi kimse küçük, izbe bir dairede kendi işinizi kurmaya çalışırken görmek istemiyor. İşte üniversitenin öğrencilerde oluşturduğu en büyük sanal bariyer.

Lise hayatınız boyunca üniversiteye girmek için yıllarca çalıştınız, en iyi bölümü kazandınız, hatta buradan da çok iyi derecelerle mezun oldunuz. Sonra ne yapıyorsunuz sorusuna nasıl cevap vereceksiniz. Türkiye’de yeni mezun bir gencin kendi işini kurmasıyla işsiz olması arasında nerdeyse bir parmak fark vardır. Yakın çevresi bu gençlere çoğunlukla acıyarak bakar. (Tabi ki genellemeler yapmak doğru olmayabilir, genel izlenimim böyle) İşte bu sebepten birçok öğrenci yüksek lisansı bitirdikten sonra kurumsal bir şirkette küçük bir masa, telefon, e-posta adresi almayı kendi hayallerini kurmaya tercih ederler. Bir kısmının düşüncesi belli bir süre çalıştıktan sonra kendi şirketlerini kurmak olabilir. Bunu başaranlarda çıkacaktır, ancak sistemin çarklarına bir kez girildiğinde buradan çıkmak çok zordur.

Ülkemizde haylaz öğrencilerden beklenti hep daha düşüktür. Aile çevresi bir üniversiteye girse diye bakar, girdiğinde bir de bitirebilse diye dua eder. Bitirdikten sonra aman bir baltaya sap olsun kendi işini yapacaksa da yapsın diyebilir. Haylaz öğrenciler aslında akılsız olduklarından değil farklı düşündüklerinden eğitim sistemi içinde düşük notlar alabilirler. Eğitim hayatlarında sosyal işlerle uğraşabilirler, yaratıcı projeler geliştirebilirler, sporla ilgilenirler vb. Bu nedenlerden ötürü sistemin onlardan beklediği değerlendirmelerde diğerlerinden daha düşük notlar alabilirler. Bu başarısızlık kesinlikle ticari Başarsızlıkla ilişkilendirilemez. Başarılı eğitim sonunda başarılı girişimciler çıkartmayacağı gibi başarısız öğrencilerde hayatları boyunca başarısız kalmayabilirler. Bununla ilgili yapılmış bilimsel bir makale okumadım ancak gözlemlerim eğitim başarısı ile okul sonrası başarı arasında bir korelâsyonun olmadığı yönünde. Hatta birçok başarılı internet girişimcisi okullarında başarısız öğrenciler olabiliyor. Buna “haylaz öğrenci” kuramı diyelim. Unutmadan her haylaz öğrenci başarılı bir girişimci olmuyor.

Başarılı öğrencilerden beklentiler yüksek olduğu için eğitim hayatlarında sıradan gözüken öğrenciler ticari hayatlarında daha başarılı girişimciler olabiliyorlar. Bu kuralın birçok şartı var. Fonksiyon sadece eğitim başarısına bağlı değil uzun bir denklemin bir değişkeni bu koşulu kapsıyor. Bunu ilk önce aklımızın bir yerine koyalım.

Başarı nasıl ölçülür? Ticari başarı genellikle, ciro, karlılık, satış, müşteri ile ölçümleniyor. Bunun yanı sıra etkilediğiniz çevre, bilinirlik, ün de başarının ölçüsü olabiliyor. Başarının tek bir cetveli yok. İnternet şirketleri genellikle çok para kazandıklarında veya bir başka şirkete satıldıklarında başarılı kabul ediliyorlar. Türkiye’de bir internet şirketini başarılı kabul edebilmemiz için hangi ölçütlere bakacağız? Bu da oldukça tartışılabilecek bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Biz ciro, satış değişkenleri ile yola çıkalım.

Milyon dolar cirolara ulaşmış bir yazılım şirketinin kurucu ortağı bir zamanlar ev sahibine kirasını ödeyememeğini nasıl söylemiş olabilir. Bunu göze alarak bugün kendi şirketinizi kurar mısınız? Özkan Erener Veripark yazılım şirketinin kurucu ortağı, İzmir Fen lisesi mezunu, Boğaziçi elektronik mezunu. 3 ve 4ncü sınıfta derslerine çok zaman ayıramaz. Zar zor mezun olur. Üniversite 4ncü sınıfta bir simülatör yazar, bunun üzerine hocaları onu Amerika’daki akademik çevreye önerirler. Banu Onaran Amerika’ya onu davet eder. Özkan Erener 6 aylık bir proje için çalışmaya gider. Aklında yazılım şirketi kurmak vardır. 6 aylık programı 2 ay sonunda bitirir. Kalan 4 ay boyunca ne yapacağını hocasına sorar. Banu Onaran yeni açılan bir şirketle konuş der. Bu şirket Özkan Erener’e bir harddisk ve bir proje verir. 1 haftalık süre içinde verdikleri sorunu çözmesi istenir. Bu sorunu kısa bir sürede çözüp şirkete götürür. Şirket bu gence iş teklif ederler ama ücret ödemeyiz der. 4 aylık süre boyunca ücreti ödeneceği için Özkan Erener bu teklifi kabul eder. Parası bitince şirket çok az bir ücret vererek Özkan Erener 4 yıl boyunca bu şirkette çalışır. Bu süre zarfında çok başarılı projelerde çalışan Erener, Türkiye’ye döndüğünde kendi şirketini kurmaya başladığında evinin kirasını belli bir süre ödeyemez. Ev sahibine durumu anlatan ve onayını alan Erener’e ilk sermayesi kira olarak verilmiş olur.

Kudret Curey babasının kuyumcu dükkânında eğitim hayatı boyunca çalışır. Hatta Ümraniye’deki dükkânı iyileştirmek için babasına öneriler sunar. Sadece kuyum değil saatte satmaları gerektiğini söyler. Babası uzun süre bu fikre karşı çıkar. Saatten anlamadıklarını ve bu konuda başarılı olamayacaklarını satışları yapamayacaklarını söyler. Uzun süre direten Kudret en sonunda küçük bir bütçe için babasını ikna eder, o dükkanın başında olmadığı bir zamanda babasının izin verdiği miktarın çok üstünde bir saati satın alır. 40.000 USD lık saati gören babası ilk başta çok kızar ve bunları satması için daha fazla çalışmasını öğütler. Kudret ne yaptıysa bu saatleri satamaz. En sonunda babası bu saatleri al ve satmadan gelme der. Dükkânın üzerinde kahvehane’den bozma bir yerde Kudret tek başına saatleriyle baş başa kalır. Saatleri satmak için interneti kullanmaya karar verir. İnternet konusunda ebay tecrübesi olan Kudret, elinde çanta tüm elektronik ticaret şirketlerine gider, onların saat tedarikçisi olacağını anlatır. Türkiye’deki e-ticaret şirketlerine bir çözüm ile gittiği için belli bir süre sonra yavaş yavaş bu saatleri bitirmeye yenilerini almaya başlar. İşte Kudret’i o kahvehane’de yeşil bir çuhalı masanın başında düşünün, bu şirkete siz yatırım yapar mıydınız? Kudret bugün milyon dolarlık cirolara ulaşmış alisverissaati.com’un kurucusu, bugün 4 fiziksel saat dükkanı açtılar, Casio ile ortaklık yaptı, Türkiye saat piyasanın tanınan bir oyuncusu haline geldi. Kudret Yıldız Makine Mühendisliğini 10 senede bitirdi.

ODTÜ ve Bilkent mezunu 6 genç. Aralarında bilgisayar, elektronik vb bölümlerden kimse yok. Burçin Didinedin, Tümay Asena, Tuna Orbay, Çağatay Karabulut, Tolga Güneş, Başar Ekin 6 ortak internet’te ortak uluslar arası bir proje yapmak için bir araya gelirler. Ankara’da giriş katında bir apartman dairesini kiralarlar. Bu ofiste yurtdışını hedefleyen projeler geliştirmeye başlarlar. Freeinfosearch.com içerik projesi ile işe başlarlar, İngilizce içerik sitesi oluşturmaya başlarlar, bu sırada alan adlarındaki sırrı bulurlar. Zamanı dolan uzatılmayan ticari değeri yüksek olacak alan adlarını satın alamaya başlarlar. Bu genel alan adlarından komisyon ve reklam gelirleri elde etmeye başlarlar. 200.000 adet alan adıyla bugün “direct navigation” sektörünün dünyadaki önemli bir şirketi halini alırlar. Nokta internet teknolojileri şirketinin bu ilk halini gördüğünüzde ne düşünürdünüz, peki size ne iş yaptığınız sorulsa nasıl cevap verirdiniz?

İnternet girişimcilerini anlayan çok yatırımcı ülkemizde maalesef yok. Profesyoneller bu şirketleri her toplantıda küçümserler. Büyük şirketlerin genel müdürleri genellikle yeni başlangıç aşamasındaki bu tür şirketlere toplantı için randevu vermezler. İnternet girişimcilerinin başlangıçta sermayenin dışında birçok şeye ihtiyacı vardır. Para belki listenin en sonunda gelen kalem olabilir. İnternet girişimcilerine önceki tecrübeleri paylaşmak, iş çevresi ağıyla tanıştırmak, koçluk ve danışmanlık başlangıç şirketleri için çok değerli girdiler olabilir. Etohum.com projesi Türkiye’deki internet girişimcilerine yol göstermek üzere yeni bir başlangıç yapıyor.

Etohum projesi Türkiye’nin önde gelen internet girişimcileri ve yatırımcıları ile bu sene hayata geçiyor. İnternet girişimcilerinin iş planlarını anlatacakları bir ortamı hazırlayacak etohum.com yeni girişimcilere birçok fırsatlarda sunacak. Sadece yatırımcılarla tanıştırmakla kalmayacak onlara internet girişimciliği konusunda eğitim ve koçlukta verecek. Yeni birçok şirketin önünü bu şekilde açılacağını düşünen bu projeye Türkiye’deki önde gelen şirketler destek veriyorlar.

Yazının başındaki soruları bana sorduklarında, şunu söylüyorum:
“Dünyanın gördüğü en büyük başarı, önce bir hayaldi. En büyük çınar bir tohumdu, en büyük kuş bir yumurtada gizliydi.” Allen

Yazıları RSS beslemesi olarak almak için tıklayın

Yazıları epostanızda okumak için üye olun

Eposta adresinizi girin:

Feedburner tarafından ulaştırılıyor