Posts Tagged ‘internet modelleri’
Müslim’in hikayesi
August 22nd, 2008 • 15 comments Girişimciler
Tags: çevre grup, cevre grup temizlik, girişimci, girişimcilik, internet modelleri, müslim, temizlik, temizlik şirketleri
Etohum Kampi – 10 Temmuz 2010 from Burak Buyukdemir on Vimeo.
Kapalı bir odada akşam saatlerinde masa başındayım. Sıkıcı bir gün daha geçmişti. Sadece 2 aylık bir danışmanlık için burada bulunuyordum. Çalıştığım mekânın dışında bina ve çevre aslında muhteşemdi, ama iş ortamı gerginleşmişti. Neden bu danışmanlığı verdiğim konusunda artık en ufak fikrim bile kalmamıştı. Tam bu sırada ofisi temizleyen görevli geldi, masanın altındaki çöpü aldı, büyük poşetine boşalttı ve gülen bir ifadeyle iyi akşamlar diledi. Adı Müslim’di. Hollanda başkonsolosluğunun temizlik işlerini yapıyordu. Bana ne yaptığımı sordu, anlattım. Aslına bakacak olursanız bildiğimiz bir temizlikçiye hiç mi hiç benzemiyordu. Öğrenmeye açtı ben internetten bahsediyordum, o da dakikalarca sorular sorup dinliyordu.
Danışmanlığımı verdiğim süre içinde Müslim’le daha sık konuşur olduk, iş aralarında gelir, sohbet ederdik. Hollanda Başkonsolosluğunda başıma gelen en güzel şey aslında Müslim’le tanışmam oldu. Bir de oradan hatırladığım Başkonsolos Marco Hennis’ti. Sıra dışı birisiydi. Bana sanki onun uzun süredir görmediği arkadaşıymışım gibi tüm konsolosluğu gezdirdi. Herkesle tanıştırdı, kendi hobilerinden bahsetti, Afganistan’dan getirdiği eşyaları, resimlerini gösterdi, hayatından bahsetti. Gerçekten çizginin dışında birisiydi. Hayat bazen size birkaç armağan verir, siz onu o zor alandan çıkartıp alırken bunların ne olduğunu anlamazsınız. Demlendikten sonra alırsınız tadını.
Müslim’le tanıştığımız sıralarda “Kümesteki kartal neden uçamaz” ın baskıya hazırlandığı sıralardı. Bir gün konuşmalarımız sırasında kadrolu olarak çalışırken onu işinden çıkartmak istediklerini, dışardan şahıs firması kurmaları gerektiğini istediklerini söyledi. Bunu ilk başta kendisine yedirememişti. İtiraz etmiş, bunun olmaması gerektiğini çalıştığı kişilere anlatmaya çalışmış. Ne ettiyse başaramamıştı. Kendisi zorunlu olarak şahıs şirketi kurup dışardan konsolosluğa hizmet etmeye devam etmeye ben danışmanlığı bıraktığımda devam etti. Bunun bir fırsat olduğunu yıllar sonra tekrar buluştuğumuzda anlattı. Kafamda bir ışık yandı diyor. O gün çok kızmıştım ama bu benim hayatımı değiştirdi, dedi.
Hiç bağı hiç kopartmadık. Müslim her bayramda beni aradı. Kitap bittiğinde haber verdim. Kitabı bir çırpıda okumuş. Kendine oradan dersler almış, hatta çevresindekilere kitabın belli bölümlerini anlatmış, okumuş. Üzerinden 1 yıla yakın zaman geçtikten sonra Müslim beni tekrar aradı. Yeni bir ofise taşındığını söyledi. Çekingenlikle beni davet etti. Çok güzel değil ama gelirseniz çok sevinirim dedi. Girişimcilerin ofislerini görmeyi aslında çok seviyorum, ancak hemen ziyaretine gidemediğimi hatırlıyorum. Buluşmamız ve benim onu ziyaretim birkaç haftayı buldu. Araya işler girmiş olabilir. Şimdi geriye dönüp neden bunun bu kadar uzadığını hatırlamıyorum. Belki bir internet şirketi değildi onun için acele etmemiş olabilirim. Müslim bir temizlik şirketi kurmuştu.
Okmeydanı’nda bir hanın ikinci katında 30-40 m2 lik iki masa 3-4 sandalyeden oluşan bir ofisti. Asansörü olmayan Anadolu’daki muhasebecilerin ve avukatların toplandığı o bildiğimiz hanlara benziyordu. Hiçbir üniversite öğrencisinin hayal edemeyeceği kadar güzel bir ofisti burası. Müslim çekiniyordu. İşte mütevazi ofisimiz burası diyordu. Belki de benim küçümseyeceğimi düşünüyordu. Dışardan çaycı geldi. Hani düofonlarla ısmarlanan çaylardan bu. Markayla alınan çaylardan. Büyük holdinglerde bulamayacağınız kadar lezzetli çaylardan. Sallama olmayan yeni demlenmiş çaylardan.
Müslim çok iyi hatırlıyorum o zaman bana şirketlerini nasıl kuruduğunu ve internet sitelerini nasıl kurduğunu çok açık gönüllükle anlatmıştı. 2006 olması lazım. Şirketi eşiyle beraber kurmuşlar. İlk bilgisayarını kredi kartına taksitle almıştı. Cebinde birikmiş hiç parası yoktu. Hollanda başkonsolosluğunda temizlik işleri yaparken dışarıda araba alım satımından belli bir para kazanmış ve bunu da şirketi kurduktan sonra bırakmaya karar vermişti.
Müslim’in ofisinde 1-2 saat geçirdim. Neler anlattığımı açıkçası hatırlamıyorum. Müslim dün bana o ziyaretin ne kadar çok önemli olduğundan bahsedene kadar genel konuştuğumuzu düşünüyordum.
“Bizim ofisimizi ziyaret etmeniz bize motivasyon vermeniz bizi çok etkiledi” dedi.
1970 Sivas doğumlu. 5 kardeşler. 3 erkek 2 kız. Müslim en küçükleri. Liseyi okurken babasının hayvancılık işlerine yardım ediyor. 15 yaşında ticarete başlamış.
“Sivas’ta bizim belirlediğimiz fiyat piyasa olurdu, o yaşta hayvan alıp satımına başlamıştım, babama yardım ediyordum. Girişimcilik belki o günlerde bende doğdu” diyor
18 yaşına kadar Sivas – İstanbul arasında gidip geliyor. Akrabalarının yarısı İstanbul’daymış. Liseyi bitirince İstanbul’a gelmiş. Ona Hilton’a girmelerinde yardımcı olmuşlar. Hilton’a bulaşıkçı olarak girmiş 9 ay boyunca çalışmış. Bulaşıkhane’den kurtulma yollarını aramış. Lisede elektronik elektrikle de uğraştığı için otelin teknik bölümüne girmeyi başarmış. Sivas’ta hayvan ticareti yaparken elektrik elektronikçilerde de çalışmış aslında. Orada tamir işlerini öğrenmiş. Hilton’da teknik bölümde çalışırken dışarıda Alman bir firmanın elektrik ürünlerini satmak istemiş. Onu 6 boyunca eğitime almışlar. Eğitim sonunda bu firmanın santrallerini kurmaya başlamış. Saat 3’e kadar otelde çalışıyordum sonra bu işe gidiyordum diyor.
Otelin teknik bölümünde çalışırken kat hizmetlerinde çalışanların onlardan daha iyi maaş aldığını fark eder. Kat hizmetlerine geçmeye karar verir. Katlarda çalışanlar 1500 – 2000 YTL gibi maaş alıyorlardı. Burada fırsat olduğunu düşündüm diyor. Teknik bölümde 2 sene kat hizmetlerinde de 3 sene çalışmış. Bu sırada temizliğin ince noktalarını öğrenmiş. Aslına bakacak olursanız yaşımdaki akış içinde teorik terimlerle satış, pazarlama ve operasyonu birebir uygulamış. Buradan nereye geleceğim takip edin.
Hilton’dan ayrılmaya karar vermiş ve ilk girişimcilik deneyimini kayınbiraderiyle yapmış. Bir mobilya atölyesi kurmuşlar. Onun düşüncesi kataloglar oluşturup büyük firmalara ve diğer mobilya dükkanlarına bu katalogları bırakıp aktif satış yapmak ve standart ürünler yaparak büyümekmiş. Olmamış ortağı ile anlaşamamışlar. Bu işten ayrılmış. Biriktirdiği tüm parasını bu girişimcilik deneyiminde harcamış. Daha sonra Hilton’dan tanıdığı yöneticisinin yardımı ile Hollanda başkonsolosluğuna girmiş. Orada temizlik, bahçıvanlık hatta teknik işleri yapmaya başlamış. Hollanda başkonsolosluğunda tam 5 yıl çalışmış. Bu sırada hafta sonları açık araba pazarlarında araba alıp satmaya başlamış. Bu işi bırakana kadar 1200 araba satmış. Araba alıp satmak çok karlı işti ama ticari ahlak çok bozulmuştu artık buna dayanamayıp bıraktım dedi.
Konsoloslukta çalışırken bir gün kadrodan çıkartılıp dışardan şahıs firması olarak hizmet vermeleri istenince aslında tüm hayatı değişmiş. İlk başta buna çok kızıp itiraz etse de bunu bir fırsat olarak değerlendirmiş.
“Kendi temizlik işimi kuracaktım ve ilk referansım Hollanda Başkonsolosluğu olacaktı.” diyor Müslim.
Olaya diğer bir gözlükle bakarsanız aslında bu resmen işten kovulmasıydı. Bardağın dolu kısmını görmek bu olsa gerek. Şahıs şirketini kurduğunda ne yapacağını nasıl müşteri bulacağını hiç bilmiyormuş. Bu sırada bir film prodüksiyon şirketinin temizlik işi gelmiş ama hiçbir malzemesi yokmuş. Arkadaşlarını tanıdıklarını toplamış, bir taksi tutmuş, biraderinin arabasını da almış ve temizlik yapacakları yere gitmişler. “Sadece çek çeklerimiz vardı. Elimizde doğru dürüst temizlik malzememiz bile yoktu, bu işten 1.700 YTL para kazandık, 700 YTL si masraflara gitti, kalan 1.000 YTL ile ilk elektrikli süpürgemi aldım” diye anlattı. O zaman bu işi daha da büyüteceğine olan güveni gelmiş. İlk kazandığı bu parayı hala aynı heyecanı yaşayarak anlatıyor.
Böylece kendi işini kurmuş, hatta şahıs firmasını birkaç sene sonra limited şirketine değiştirmiş. Hatta muhasebecisi yeni bir firma kurdurmayıp geçmişi temiz bir firmayı satın almalarını önermiş. Öyle yapmışlar. Kurulum masraflarına eski bir firmayı satın almış. Müslim’in yaptığı iş Çevre Grup Temizlik için bir internet sitesi yaptırmak olmuş. Perpa’dan bir yazılım şirketine ilk sitelerini yaptırmış.
“Google’da “temizlik şirketleri” kelimesini arattıklarında ikinci sayfada geliyorduk, bunu daha yukarılara çekmek için daha sonra başka bir firmayla da çalıştım, nerdeyse tüm işlerimizi internetten bulduk” diye anlattı.
Siteyi açtıktan sonra ilk müşterisi Ankara’dan bir şirket oluyor. İnternetin gücünü böylece daha fazla anlıyor Müslim. İlerleyen zamanlarda internet sitesini daha da geliştiriyor. Bizim onunla görüşmediğimiz zaman sürecinde temizlik şirketini adım adım geliştiriyor. Hatta bu süre içinde kendisi de işin inceliklerini teklif vermeyi işi bağlamayı, satışı, operasyonu vb. birçok şey öğreniyor. En son buluştuğumuzda yeni bir yere taşınacağından bahsetmişti. Okmeydanı’ndaki ofis onlara dar gelmeye başlamış ve daha iyi işler almaları için ofis değiştirmelerinin gerekliliğini görmüş.
Dün Müslim’le tekrar buluştuk. Ofisi değiştirmişti. 60’a yakın çalışanı olmuştu. Yılda toplam 200.000 m2 lik bir alanı temizlemeye, 40 şirkete sözleşmeli hizmet vermeye ve aylık 60 şirkete geçici temizlik yapmayı başarmışlardı. Şirketini üç bölüme ayırmıştı, peyzaj, ilaçlama ve temizlik. Peyzaj için yanında ziraat mühendisi çalıştırmaya başlamış. ISO belgesi almış. Kurumsallaşmak için şirketini yapılandırmaya girişmiş. Toplam cirosu geçen sene 500.000 YTL ‘ye yaklaşmış bu sene 1.000.000 YTL yi geçeceğini söyledi. Bir düğünde tanıştıkları ve şirketi birlikte kurdukları eşi yeni doğan bebeklerine baktığı için tüm iş Müslim’in omuzlarında. Filmlerin sonundaki gibi oldu ama Hollanda başkonsolosluğunda onu işte çıkaran memurlar büyük ihtimalle ya emekli olmuşlardır veya hala EU ile aldıkları maaşlarıyla işlerine devam ediyorlardır.
Ey internet girişimcisi bir düşün: “Kız istemeye gittiğinizde baban ne iş yaptığını nasıl anlatacak?”
August 3rd, 2008 • 12 comments Uncategorized
Tags: ali güven, ayşe arman, girişimci, girişimcilik, internet, internet modelleri, sandalet, yaptığınız iş, yeni fikirler
Hava sıcaktı, insan durduğu yerde yapış yapış oluyordu. Yürümeye devam etti, asfalt ortamı daha da sıcaklaştırıyordu. Işıklarda bekleyen arabaların oluşturduğu trafik stresi iyice arttırıyordu. Saatine baktı, 2-3 dk önce gelmişti toplantısına. Kapısında iş merkezi yazan yerden girdi, güvenlik yazan yüksek masaya yaklaştı, kimliğini verdi, kiminle görüşeceğini söyledi. Mavi gömlekli omuzlarında kartal amblemi olan genç beyaz plastik bir kart verdi. Yan tarafları açık olan turnikelerden geçti. Üstündeki bozuk kırmızı ışıkların katları gösterdiği asansörlerin önünde beklemeye başladı. Sırtında ince ince ter damlalarının aktığını hisseti. Yanında bekleyen birkaç kişi daha vardı.
Ne iş yaptığınızı anlatamadığınız durumlar oluyor mu? Peki, aileniz sizin neyle uğraştığınızı anlıyorlar mı? Arkadaşlarınıza bile bunları anlatırken zorlanıyor musunuz?
- Nasıl yani, internet sitesi mi yapıyorsunuz?
- Bilgisayar malzemesi mi satıyorsunuz?
- Hah bak sen dedin aklıma geldi, geçenlerde yeni bir bilgisayar aldık XP’ye girdim ama yazıcıyı tanıtamadık, sen bilirsin…
- Yaa, aa bak bir arkadaşımda internet’le uğraşıyor onlarda site felan yapıyorlarmış.
- Nasıl oluyor bu iş, para var mı?
- Neyle geçiniyorsun şimdi?
- İnsanlar internet’te neden böyle bir şey yapsın abi?
Sorunlardan ilki yakın çevrenize iş modelinizi anlatmaktaki sıkıntıdır. “İnternet” konusu hala muammayken siz onun üzerinde bir işler yapıyorsanız veya yapmaya çalışıyorsanız gelişmiş bir sorunla karşı karşıyasınız demektir. İnternet dünyasının insanlarına yaptıklarınızı anlatmak ve inandırmanın yanı sıra “internet” kelimesini sadece gazete ve televizyonda duymuş yakın çevrenize geleceğe yönelik açıklamalarda bulunmak zorunda bulursunuz kendinizi.
İnternet camiası, özellikle Türkiye’de, eleştiri konusunda eli boldur. Bir şey yapmaya kalkışırsanız sizi yerden yere vururlar. Olayın negatif yönlerini çuval çuval önünüze dökerler. İnsanda ne şevk ne istek bırakırlar. Onları ikna etmek çok güçtür. Önünde klavyesi olan, fikri olduğunu düşünen, olaylara kapalı pencerelerden bakan, kendini guru sanan hotmail, msn, online gazete müdevami birçok internet gezgini sizin fikriniz üzerine martaval okumaya başlarlar. Ciddi eleştiriler olsa size gerçekten fikir verse, dünyadaki birçok örneği inceleyip sizin yaptıklarınızla kıyaslasalar ve katma değer sağlasalar eyvallah. Durum genellikle böyle olmaz, maça hep 1-0 bazı durumlarda 2-0 yenik başlarsınız. Maçın bu dakikalarındaki umutsuzluk daha başlangıçtır. 8’e kadar yolu vardır bu eleme gruplarındaki sonuçların. Dikkatli olacaksınız. Bazen kulaklarınızı hem seyircilere hem de rakiplerinize tıkayacaksınız.
Bugün Hürriyet gazetesinin Pazar ekinde Ayşe Arman’nın Bodrum’lu ayakkabı ustası Ali Güven’le yapmış olduğu röportajda ilkokul terk olan bu ustanın bir sözü dikkatimi çekti.
“Yaptığım sandaletleri yurt dışından meşhur insanlar gördü, onlar beğendi, ayağına giydi. Kimi kendi kalkıp gelmişti, kimi rahmetli Ahmet Ertegün’ün misafiri. Ben tabii bilmiyorum Mick Jagger kim, Donna Karan, Bette Midler kim? Bunlar benim sandaletlerden birer ikişer aldı. Herkes bana soruyor: “Sen biliyor musun bu insanlar kim?” “Ben ne bileyim kardeşim” diyorum, “Ben hayatta sadece sandalet yapmayı biliyorum, onu da yapabileceğim en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum o kadar.”
Siz de sadece en iyi sandaletinizi yapın.
İnternet camiası daha başlangıçtır, hadi onlarla aynı dili konuşuyorsunuz, onlara anlayacakları dilden cevaplar verebilirsiniz. Peki ya bu internet gezegeninin dışındaki dünyalarda yaşayanlara ne cevaplar vereceksiniz. Düşünsenize Mars’ın adını sadece gazetelerden okuyoruz, bir de orada “çok uzaktan kumandalı” bir aracımız var, Mars üzerindeki iş modelleri hakkında buradan martaval okuyoruz. Durumun kısa özeti budur. “İnternet ve site” kelimelerinin ilerisine geçmemiş, site denilince de göze hoş gelen, atlayan zıplayan bir şeyler düşünen bir kitleye ne yaptığınızı anlatacaksınız. Çenesi düşük bir taksi şoförüne ne yaptığınızı anlatma başarısını gösterebilirseniz bu testin belki bir seviyesini geçebilirsiniz. Sonra arkadaş toplantılarında sıra size geldiğinde sizin kaç holding kuruduğunuzu dinlemeyi bekleyen gözlere dönüp tek tek yaratıcı internet fikrinizi anlatın. Size nasıl bakacaklarını bir düşünün. Bir de bu bilgi ve fikir seviyeleriyle sizi sorgulamalarına izin verin. Ne acı yemekli toplantıdır bu değil mi? Bu arkadaşlarınız başarıyı sadece gazetelerin Pazar günü eklerine çıktığınızda olduğunu düşünürler. Yani ölçüt sizin matbaa iş modelinin uzantısı olan gazetede çıkıp çıkmamanıza bağlıdır. O bakımdan onları pek önemsemeyin. İnternet dünyasının protest çocuklarının bile sizi yerden yere vurmaları daha değerlidir.
Arkadaşlar ve internet dünyası iyi hoş da, ailenize, sevgilinize, eşinize, kayınvalidenize onların akrabalarına nasıl anlatacaksınız yaptığınız işi. Kızı istemeye gidince nasıl dolduracaksınız formun “işiniz” yazan satırını. Kendinizi böyle bir ortamda düşünün ve internet üzerinde ne yaptığınızı ayna karşısında bir anlatın. Uzun olmasın, karışık olmasın ilkokul çocuğu bile anlasın. Bu sıcak ortamda kahvenizi yudumlarken kendinizden ne kadar emin olabileceksiniz, nasıl başaracaksınız bu sunumu. Bu sunum yatırımcılar önündeki sunumun yanında solda sıfır kalır. Düşünsenize ne iş yapar oğlumuz;
- “İnternet üzerinde video siteleri var amcası” ya da daha da gelişmiş bir iş modeli olsun
- “İnternet üzerinde sosyal imleme sitesi var bununla para kazanıyorlar” veya
- “Oğlumuz internet üzerinde alan adları sektöründe doğrudan yönlendirme yapan bir iş model üzerinde çalışıyor”
- “Oğlumuzun şirketi advertorial flash oyunlar yazıyor”
Asansörü beklerken alnından terlerinde aktığını hissetti. Gömleğinin koltuk altıda kesin ter olmuştu. Toplantı odasında klima varsa 5 dakikada rahatlayacağını düşündü. Bu asansörleri hangi mantıkla nasıl ayarlıyorlar anlamıyordu. 3 tane asansör vardı, bina toplam 15 katlıydı. 7 dakikaya yakın bir süredir bu giriş kapısında kırmızı led ışıklara bakıp duruyorlardı. Bekleyenler artmıştı, herkes hangi asansörün önce geleceğini tahmin etmek üzere bir o kapıya bir bu kapıya yönleniyordu. Bu oyunu kazanan asansöre ilk binme hakkını kazanıyordu. Yanlış bir tercih yapıp yanlış kapıya yanaşırsanız, asansör dolduğunda birilerinden içeri yanaşmalarını istemek ne kadar zordur. İşte sonuncuda bu cezaya tabi oluyordu. Bu asansörleri ayarlayan firmaya belli bir süre sevgi dileklerini gönderdikten sonra bir mekik üsse yanaştı. Bir hareketlenme oldu, bayanlara öncelik verilmedi. İş dünyası işte bu kadar sertti. Onlar güzellikleriyle öne geçme girişimlerinde bulunurlarsa işte olacağı buydu. Vahşi dünyanın gerçeği, kim iyi tahmin ettiyse o ilk bindi asansöre. 5 kişinin rahatlıkla bindiği bu küçük odaya 8 kişi bindi. Terli eliyle 7’ye dokundu, son binen gencin 2’ye bastığını görmek epey sıkıcıydı, minibüs iş modelini bulan güzel ülkemin girişimcileri asansörde ilk 3 kata asansörle çıkılmayacağı gerçeğini es geçiyorlar diye düşündü.
Aklınıza ilk fikir geldiğinde anne ve babanıza iş modelinizi anlatmayı deneyin. Başarırsanız çok önemli bir adımı geçmiş olabilirsiniz. Yoksa sizin büyük bir ofisiniz ve iyi bir arabanız olana kadar “bu işlerle uğraşma git bir yerde işe gir” plağını sürekli dünlersiniz. O bakımdan bir internet girişimcisinin önünde iş planın dışında aşması gereken çok engel vardır. İş modeli, iş planı içinde aşılması gereken adımlar hava civa kalır. Kardeşiniz, ağabeyiniz bu işlere yakın olabileceği için onların desteği aile içinde önemlidir. Onları doğru yerden yakalarsanız maç içinde dinlenme ihtiyacı duyduğunuzda bu güvenli limana sığınabilirsiniz. Bazen kardeşler sizin sermayenizi karşılıyor olabilirler.
Yazının ucunu kaçırdım ama şimdi tekrar aklıma geldi. Türkiye’de güzel bir iş yapmaya çalışan kim varsa eleştirilir. Arkasından söylenmedik kalmaz. Hatta internet üzerinde de anonim isimlerle yapmaya çalıştığı işin ne kadar basit olduğu bu işin nasıl olmayacağı yönünde birçok yazı yazılır. Bir işin olmaması için binlerce sebep olabilir bunlar zaten iş modeli, iş planı yapılırken büyük olasılıkla düşünülmüştür. Yumuşak karna yumruk atmak, belden aşağıya vurmaktan başka bir şey değildir bu, mertlik değildir. Gerçekten bir eleştiri yazısı yazacaksa bu “sözde internet guruları” bu internet girişimcilerinin yapıcı eleştiriye yani sorunu tespit eden sonrada öneri veren kişilere ihtiyaç var. Yoksa “bu iş olmaz” “bu şu modelin kopyası” diyen basitleştirilmiş cümleler kimseye bir şey kazandırmaz.
Ne zaman başarılı olursunuz, işte şakşakçılarınız o zaman artmaya başlar. Ne zaman bir gazeteye haber olursunuz, kıskanılmaya başlanırsınız. Evet, maalesef dünya bu dünyadır. Acı biberden daha çok yanabilir diliniz. İnternet girişimi yapmak bu kadar zordur. Yoksa iş planı, iş modeli, yatırımcı, sunucu, yazılımcı sorunlarını halletmesi kolaydır.
Konuları bir toparlayayım;
1. Bir fikriniz var yeni bir şirket kurmak istiyorsunuz herkesin sizi anlamasını beklemeyin, doğru kişilerden doğru yapıcı fikirler, eleştiriler alın. Diğerlerine kulaklarınızı tıkayın.
2. Herkesin ne yaptığınızı anlamasını beklemeyin, işinizin basit bir tanımını yapın, karşınızdaki kişiye özel olarak bu hazır anlatımlarınızı kullanın.
3. En iyi sandaleti yapmak için uğraşın. İşinize odaklanın.
* Not: Diyeceksiniz ki yazı içindeki Tarantino hikayesi ne iştir? Bekleyin, biraz sabır, onu da bir yerlere bağlayacağım. Bir de yazıda gördüğünüz dilbilgisi hatalarını lütfen yönetime bildiriniz.